المدثر
Müddessir Suresi
“Gizlenen” · 56 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 4
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Ya eyyuhel muddessir.
Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)
قُمْ فَأَنذِرْ
Kum fe enzir.
Kalk da uyar.
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Ve rabbeke fe kebbir.
Rabbini yücelt.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Ve siyabeke fe tahhir.
Nefsini arındır.
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
Verrucze fehcur.
Şirkten uzak dur.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
Ve la temnun testeksir.
İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
Ve li rabbike fasbir.
Rabbinin rızasına ermek için sabret.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
Fe iza nukıre fin naku.
(8-9) Sur'a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
Fe zalike yevme izin yevmun asi.
(8-9) Sur'a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.
عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
Alel kafirine gayru yesir.
Kafirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Zerni ve men halaktu vahida.
Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا
Ve ce'altu lehu malen memduda.
(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا
Ve benine şuhuda.
(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا
Ve mehhedtu lehu temhida.
Kendisine alabildiğine imkanlar sağladım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Summe yatmau en ezid.
Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَـٰتِنَا عَنِيدًا
Kella, innehu kane li ayatina anida.
Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
Se urhikuhu sauda.
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
İnnehu fekkere ve kadder.
Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Fe kutile keyfe kadder.
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Summe kutile keyfe kadder.
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
ثُمَّ نَظَرَ
Summe nazar.
Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Summe abese ve beser.
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
Summe edbere vestekber.
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
Fe kale in haza illa sihrun yu'ser.
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
İn haza illa kavlul beşer.
"Bu, ancak insan sözüdür."
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Se uslihi sekar.
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
Ve ma edrake ma sekar.
Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
La tubki ve la tezer.
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Levvahatun lil beşer.
Derileri kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Aleyha tis'ate aşer.
Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَـٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَـٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَـٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
Ve ma cealna ashaben nari illa melaiketen ve ma cealna ıddetehum illa fitneten lillezine keferu li yesteykınellezine utul kitabe ve yezdadellezine amenu imanen ve la yertabellezine utul kitabe vel mu'minune, ve li yekulellezine fi kulubihim maradun vel kafirune maza eradallahu bi haza mesela, kezalike yudıllullahu men yeşau ve yehdi men yeşa, ve ma ya'lemu cunude rabbike illa hu, ve ma hiye illa zikra lil beşer.
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kafirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
Kella vel kamer.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
Vel leyli iz edber.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
Ves subhı iza esfer.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
İnneha le ıhdel kuber.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ
Neziren lil beşer.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
Li men şae minkum en yetekaddeme ev yeteahhar.
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Kullu nefsin bima kesebet rehineh.
Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.
إِلَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلْيَمِينِ
İlla ashabel yemin.
Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka.
فِى جَنَّـٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ
Fi cennat, yetesaelun.
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Anil mucrimin.
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
Ma selekekum fi sekar.
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
Kalu lem neku minel musallin.
Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
Ve lem neku nut'ımul miskin.
"Yoksula yedirmezdik."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
Ve kunna nehudu maal haidin.
"Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Ve kunna nukezzibu bi yevmid din.
"Ceza gününü de yalanlıyorduk."
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
Hatta etanel yakin.
"Nihayet ölüm bize gelip çattı."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ
Fe ma tenfeuhum şefaatuş şafiin.
Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Fe ma lehum anit tezkireti mu'rıdin.
Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
Ke ennehum humurun mustenfireth.
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
Ferret min kasvereh.
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً
Bel yuridu kullumriin minhum en yu'ta suhufen muneşşereh .
Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Kella, bel la yuhafunel ahıreh.
Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ
Kella innehu tezkireh.
Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur'an) bir uyarıdır.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Fe men şae zekereh.
Artık kim dilerse ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
Ve ma yezkurune illa en yeşaallah, huve ehlut takva ve ehlul magfireh.
Bununla beraber, Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O takvaya (kendisine karşı gelmekten sakınılmaya) ehil olandır, bağışlamaya ehil olandır.