الحاقة
Hâkka Suresi
“Kuşkusuz Gerçekleşen” · 52 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 78
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْحَآقَّةُ
El hakkah.
Gerçekleşecek olan kıyamet!
مَا ٱلْحَآقَّةُ
Mel hakkah.
Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
Ve ma edrake mel hakkah.
Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
Kezzebet semudu ve adun bil kariah.
Semud ve Ad kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar.
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.
Semud kavmi korkunç bir sarsıntı ile helak edildi.
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.
Ad kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgarla helak edildi.
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
Sehhareha aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar'a ke ennehum a'cazu nahlin haviyeh.
Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ
Fe hel tera lehum min bakıyeh.
Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
Ve cae fir'avnu ve men kablehu vel mu'tefikatu bil hatıeh.
Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lut kavmi) hep o suçu işlediler.
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.
Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.
(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ
Li nec'aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.
(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ
Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً
Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Fe yevme izin vekaatil vakıah.
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.
Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ
Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.
Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
Yevme izin tu'radune la tahfa minkum hafiyeh.
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ
Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.
İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ
İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.
"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
Fe huve fi işetin radıyeh.
Artık o, hoşnut bir hayat içindedir.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Fi cennetin aliyeh.
Yüksek bir cennettedir.
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
Kutufuha daniyeh.
Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.
(Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ
Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.
Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Ve lem edri ma hısabiyeh.
"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."
يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
Ya leyteha kanetil kadiyeh.
"Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
Ma agna anni maliyeh.
"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ
Heleke anni sultaniyeh.
"Saltanatım da yok olup gitti."
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
Huzuhu fe gulluh.
(Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Summel cahime salluh.
"Sonra onu cehenneme atın."
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ
Summe fi silsiletin zer'uha seb'une ziraan feslukuh.
"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
İnnehu kane la yu'minu billahil azim.
"Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Ve la yahuddu ala taamil miskin.
"Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ
Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.
"Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
Ve la taamun illa min gıslin.
"Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ
La ye'kuluhu illel hatiun.
Onu günahkarlardan başkası yemez."
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Fe la uksımu bima tubsırun.
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Ve ma la tubsırun.
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
İnnehu le kavlu resulun kerimin.
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ
Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu'minun.
O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Tenzilun min rabbil alemin.
O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
Ve lev tekavvele aleyna ba'dal ekavil.
(44-45) Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
Le ehazna minhu bil yemin.
(44-45) Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
Summe le kata'na minhul vetin.
Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ
Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.
Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.
Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
Ve inna le na'lemu enne minkum mukezzibin.
Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
Ve innehu le hasretun alel kafirin.
Şüphesiz Kur'an, kafirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
Ve innehu le hakk'ul yakin.
Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Fe sebbıh bismi rabbikel azim.
O halde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.