Hâkka Suresi 48. Ayet
Kuşkusuz Gerçekleşen · Mekke · Sure 69 · Ayet 48/52
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve o, hiç şüphesiz takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Şübhesiz ki o (Kur'an) (fenalıkdan) korunanlar için kat'i bir öğütdür.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Şüphesiz o müttakiler için bir irşaddır.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Gerçek şu ki bu (Kuran), Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyan herkes için bir öğüt ve uyarıdır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Şüphesiz O, korunanlar için bir hatırlatmadır.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
O, takva sahipleri için bir öğüttür.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Kuşkusuz, O, sorumluluk bilinci taşıyanlar için öğüttür.
İbni Kesir
Doğrusu o; müttakiler için bir öğüttür.
Gültekin Onan
Çünkü o (Kuran, Tanrı'dan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Muhakkak Kur’an, emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Rablerine karşı takvalı olanlar için elbette bir öğüttür.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Doğrusu o; müttakiler için bir öğüttür.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
38- Yemin olsun gördüğünüz şeylere, 39- Ve görmediğiniz şeylere ki, 40- O (Kur'ân), hiç şüphesiz şerefli bir Peygamber’in (okuduğu) bir sözdür. 41- O, bir şair sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz! 42- Bir kâhin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüp öğüt alıyorsunuz! 43- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 44- Eğer o (Peygamber) bazı sözler uydurup Bize isnat etse idi; 45- Biz elbette onu güçlü bir şekilde yakalardık, 46- Sonra da kalp damarını koparırdık. 47- O zaman sizden hiç kimse de ona bunu yapmamıza engel olamazdı. 48- Şüphesiz o, takvâ sahipleri için bir öğüttür. 49- Biz, içinizden (onu) yalanlayanların olduğunu kesinlikle biliyoruz. 50- Şüphesiz o, kâfirler için bir pişmanlıktır. 51- Ve kesinlikle o, kesin gerçeğin ta kendisidir. 52- O halde yüce Rabbinin adını tesbih et.
38-39. Yüce Allah, kulların ve yaratılmışların gördükleri ve göremedikleri her şeye yemin etmektedir. Buna göre bu yeminin kapsamına bütün varlıklar girmektedir. Hatta bunun kapsamına Yüce Allah’ın mukaddes zatı da girmektedir. 40-43. Burada Allah, bu Kur’ân-ı Kerîm’i getiren rasûlün/elçinin doğruluğuna ve bu şerefli rasûlün bunu Allah’tan tebliğ ettiğine yemin etmekte, rasûlünün düşmanlarının iftira ederek ileri sürdükleri gibi şair, kahin veya sihirbaz olmadığını, aksine bunlardan çok uzak olduğunu bildirmektedir. Kendilerini bu iddialarda bulunmaya iten ise onların inançsızlıkları ve öğüt almayışlarıdır. Eğer iman edip öğüt alan kimseler olsalardı, neyin kendilerine fayda sağlayacağını, neyin de zarar vereceğini bilirlerdi. Bunlardan birisi de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in durumu üzerinde düşünmeleri, onun niteliklerini ve ahlâkını gözlemeleridir. Böylelikle onlar, gerçeği güneş gibi net görecekler ve bu, onlara Allah Rasûlü’nün gerçekten peygamber olduğunu ve onun getirdiklerinin “âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş” olduğunu bileceklerdir. Onun getirdiği bu sözün, insan sözü olması mümkün değildir. Aksine o, bu sözü söyleyenin azametine, sıfatlarının celâline, mahlukatı terbiyesinin kemâline ve kullarından çok üstün ve yüce olduğuna delildir. Aynı şekilde onların bu iddiaları, Allah’a ve hikmetine hiçbir şekilde yakışmayan kuru bir zandan ibarettir.
44-46. “Eğer o (Peygamber) bazı sözler uydurup” iftira ederek yalan yere “Bize isnat etse idi, Biz elbette onu güçlü bir şekilde yakalardık. Sonra da kalp damarını koparırdık.” Kalp damarı (ٱلۡوَتِينَ ) kalbe bağlı bir damar olup o damar kopacak olursa bu, insanın ölümüne sebep olur. Faraza Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah’a karşı -hâşâ- yalan uydursa idi, Yüce Allah onu derhal cezalandırır, güçlü ve muktedir bir şekilde onu yakalardı. Çünkü O, hikmet sahibidir, her şeye gücü yetendir. O’nun hikmeti, kendisi adına yalan uyduran, Allah'ın, kendisine muhalefet edenlerin kanlarını ve mallarını ona mubah kıldığını, kendisinin ve kendisine uyanların kurtulacaklarını, ona muhalefet edenlerin ise helâk olacaklarını iddia eden bir kimseye mühlet vermemesini gerektirir. Ama Allah, rasûlünü mucizelerle desteklediğine, getirdiği apaçık delil ve belgelerin doğruluğunu ortaya koyduğuna, düşmanlarına karşı ona yardım edip zafer verdiğine ve onu onlara galip getirdiğine göre bütün bunlar, Allah’ın, rasûlünün risâletinin doğruluğuna dair en büyük şahitliğidir. 47. “O zaman sizden hiç kimse de ona bunu yapmamıza engel olamazdı.” Yani Allah, onu helâk edecek olsa idi, kendisi kendisini koruyamayacağı gibi hiçbir kimse de Allah’ın azabına karşı onu koruyamazdı.
48. “Şüphesiz o” Kur’ân-ı Kerîm “takvâ sahipleri için bir öğüttür.” Onun vasıtası ile din ve dünyalarının maslahatına olan hususları düşünüp öğüt alırlar. Bunları bilip öğrenirler ve gereğince amel ederler. Bu Kur’ân-ı Kerîm, onlara dinî akidelerini, güzel ahlâkı, şer’î hükümleri öğretir. Böylelikle onlar, Rabbânî âlimler, ârifler, hidâyete ileten önderler olurlar.
49. “Biz, içinizden” onu “yalanlayanların olduğunu kesinlikle biliyoruz.” Bu buyrukta yalanlayıcılara bir tehdit vardır. Yalanlamaları dolayısı ile Allah'ın onları son derecede ağır bir şekilde cezalandıracağı ifade edilmektedir.
50. Çünkü onlar onu inkar ettiler. Ama onun kendilerini tehdit ettiği hususları göreceklerinde onu inkâr ettikleri, onunla hidâyet bulmadıkları ve emrine itaat etmedikleri için pişmanlık duyacaklardır. Çünkü ilâhi mükâfatı elden kaçırmış, buna karşılık en çetin azaba mahkûm olmuş ve kurtuluşları ile aralarındaki bütün bağlar kopmuş olacaktır.
51. İlmin en yüce, en üstün mertebesidir. Çünkü ilmin en yüce, en üstün mertebesi yakîn (kesin gerçek)tir. Bu da hiçbir şekilde sarsılmayan, yok olmayan sapasağlam bilgi demektir. Yakîn’in üç mertebesi vardır ve bunların her biri, bir öncekinden daha üstündür. İlk mertebe ilm-i yakîn’dir. Bu da doğru haberden (kulakla) elde edilen bilgidir. Sonraki aynu’l-yakîndir. Bu da görme duyusu ile elde edilen bilgidir. Sonra da hakku’l-yakîn gelir. Bu da tatma ve doğrudan temas etme suretiyle ile elde edilen bilgidir. İşte Kur’ân-ı Kerîm’de bu vasfa, kesinliğe sahiptir. Onda bulunan pek çok kat’î delil ve belge ile beslenen ilimler, ihtiva etmiş olduğu imanî hakikatler ve marifetler sebebi ile onu tadan kimse, hakku’l-yakîne ulaşır.
52. Celâline yakışmayan hususlardan O’nu tenzih et. O’nun celal, cemal ve kemâl sıfatlarını zikrederek O’nu takdis et.
Hâkka Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
***