المطففين
Mutaffifîn Suresi
“Kandıranlar” · 36 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 86
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
Veylun lil mutaffifin.
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
Ellezine izektalu alen nasi yestevfun.
Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirun.
Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
Ela yezunnu ulaike ennehum meb'usun.
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
Li yevmin azim.
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Yevme yekumun nasu li rabbil alemin.
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ
Kella inne kitabel fuccari le fi siccin.
Hayır, günahkarların yazısı, muhakkak "Siccin"dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ
Ve ma edrake ma siccin.
"Siccin"in ne olduğunu sen ne bileceksin.
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Kitabun merkum.
O, yazılmış bir kitaptır.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Ellezine yukezzibune bi yevmiddin.
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Ve ma yukezzıbu bihi illa kullu mu'tedin esim.
Onu, ancak her azgın, günahkar kimse inkar eder.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.
Ona ayetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der.
كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Kella bel rane ala kulubihim ma kanu yeksibun.
Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
Kella innehum an rabbihim yevmeizin le mahcubun.
Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ
Summe innehum le salul cahim.
Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
ثُمَّ يُقَالُ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Summe yukalu hazellezi kuntum bihi tukezzibun.
Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ
Kella inne kitabel ebrari lefi illiyyin.
Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyun"dadır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
Ve ma edrake ma ılliyyun.
"İlliyyun"un ne olduğunu sen ne bileceksin.
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Kitabun merkum.
O, yazılmış bir kitaptır.
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Yeşheduhul mukarrebun.
Ona, Allah'a yakın olanlar şahit olur.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ
İnnel ebrare le fi naim.
Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Alel eraiki yenzurun.
Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Ta'rifu fi vucuhihim nadraten naim.
Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
Yuskavne min rahikın mahtum.
Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir.
خِتَـٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَـٰفِسُونَ
Hitamuhu misk. ve fi zalike fel yetenafesil mutenafisun.
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ
Ve mizacuhu min tesnim.
O içeceğin katkısı tesnimdir.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ
Aynen yeşrebu bihel mukarrabun.
Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ
İnnellezine ecremu kanu minellezine amenu yadhakun.
Şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
Ve iza merru bihim yetegamezune.
Mü'minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ
Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihin.
Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
Ve iza reevhum kalu inne haulai ledallun.
Mü'minleri gördükleri vakit, "Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir" diyorlardı.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَـٰفِظِينَ
Ve ma ursilu aleyhim hafızin.
Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
Felyevmellezine amenu minel kuffarı yadhakun.
İşte bugün de mü'minler kafirlere gülerler.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Alel eraiki yanzurun.
Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Hel suvvibel kuffaru ma kanu yef'alun.
Nasıl, kafirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?