عبس
Abese Suresi
“Surat Asma” · 42 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 24
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
Abese ve tevella.
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
En caehul a'ma.
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
Ve ma yudrike leallehu yezzekka.
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikra.
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
Emma menistagna.
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Fe ente lehu tesadda.
Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Ve ma aleyke ella yezzekka.
(İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
Ve emma men caeke yes'a.
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
وَهُوَ يَخْشَىٰ
Ve huve yahşa.
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
Fe ente anhu telehha.
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Kella inneha tezkirah.
Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Fe men şae zekerah.
Dileyen ondan öğüt alır.
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
Fi suhufin mukerrameh.
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
Merfuatin mutahherah.
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
Bi eydi seferah.
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
Kiramin berarah.
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
Kutilel insanu ma ekferah.
Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
Min eyyi şey'in halakah.
Allah, onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Min nutfeh, halakahu fe kadderah.
Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Summes sebile yesserah.
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
Summe ematehu fe akberah.
Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Summe iza şae enşerah.
Sonra, dilediği vakit onu diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Kella lemma yakdı ma emerah.
Hayır, hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
Felyanzuril insanu ila taamih.
Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
Enna sabebnel mae sabba.
Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
Summe şekaknel arda şakka.
Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
Fe enbetna fiha habba.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
Ve ineben ve kadba.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
Ve zeytunen ve nahla.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
Ve hadaika gulba.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا
Ve fakiheten ve ebba.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Metaan lekum ve li en'amikum.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
Fe iza caetis sahhah.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
Yevme yefirrul mer'u min ehih.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
Ve ummihi ve ebih.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
Ve sahıbetihi ve benih.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Li kullimriin minhum yevmeizin şe'nun yugnih.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
Vucuhun yevmeizin musfirah.
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Dahıketun mustebşirah.
Gülerler, sevinirler.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Ve vucuhun yevmeizin aleyha gaberah.
O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Terhekuha katerah.
Onları bir siyahlık bürür.
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
Ulaike humul keferetul fecerah.
İşte onlar, kafirlerdir, günaha dalanlardır.