النازعات
Naziât Suresi
“Söküp Çıkaranlar” · 46 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 81
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا
Ven naziati garka.
Andolsun (kafirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا
Ven naşitati neşta.
Andolsun (mü'minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا
Ves sabihati sebha.
Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا
Fes sabikati sebka.
Derken, öne geçenlere,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
Fel mudebbirati emra.
Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
Yevme tercufur racifeh.
(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
Tetbeuher radifeh.
(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Kulubun yevmeizin vacifeh.
O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ
Ebsaruha haşiah.
Onların gözleri (korku ile) inecektir.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
Yekulune e inna le merdudune fil hafireh.
Şöyle derler: "Biz gerçekten gerisin geriye eski halimize mi döndürüleceğiz?"
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً
E iza kunna izamen nahıreh.
"Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?"
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
Kalu tilke izen kerretun hasireh.
"Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür" dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
Fe innema hiye zecretun vahıdeh.
Halbuki o, bir haykırıştan (sur'un üfürülmesinden) ibarettir.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
Fe iza hum bis sahireh.
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Hel etake hadisu musa.
(Ey Muhammed!) Musa'nın haberi sana geldi mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
İz nadahu rabbuhu bil vadil mukaddesi tuva.
Hani, Rabbi ona mukaddes Tuva vadisinde şöyle seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İzheb ila fir'avne innehu taga.
"Haydi Firavun'a git! Çünkü o azmıştır."
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
Fe kul hel leke ila en tezekka.
"Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
Ve ehdiyeke ila rabbike fe tahşa.
Seni Rabbine ileteyim de O'na karşı derinden saygı duyup korkasın!"
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
Fe erahul ayetel kubra.
Derken Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
Fe kezzebe ve asa.
Fakat o, Musa'yı yalanladı ve isyan etti.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Summe edbere yes'a.
Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
Fehaşere fe nada.
Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
Fe kale ene rabbukumul a'la.
"Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
Fe ehazehullahu nekalel ahıreti vel ula.
Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve ahiret cezasıyla cezalandırdı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
İnne fi zalike le ıbreten li men yahşa.
Şüphesiz bunda Allah'tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
E entum eşeddu halkan emis sema', benaha.
(Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
Refea semkeha fe sevvaha.
Onu yükseltmiş ve ona düzen ve ahenk vermiştir.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
Ve agtaşe leyleha ve ahrece duhaha.
O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
Vel arda ba'de zalike dehaha.
Ardından yeri düzenleyip döşedi.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
Ahrece minha maeha ve mer'aha.
Ondan suyunu ve merasını çıkardı.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
Vel cibale ersaha.
Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Metaan lekum ve li en amikum.
Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
Fe iza caetit tammetul kubra.
(34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ
Yevme yetezekkerul insanu ma sea.
(34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Ve burrizetil cahimu li men yera.
Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
Fe emma men taga.
(37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
Ve aserel hayated dunya.
(37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Fe innel cahime hiyel me'va.
(37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
Ve emma men hafe makame rabbihi ve nehennefse anil heva.
(40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Fe innel cennete hiyel me'va.
(40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
Yes'eluneke anis saati eyyane mursaha.
Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
Fime ente min zikraha.
Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
İla rabbike muntehaha.
Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
İnnema ente munziru men yahşaha.
Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
Ke ennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa aşiyyeten ev duhaha.
Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.