الغاشية
Gâşiye Suresi
“Kuşatan” · 26 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 68
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ
Hel etake hadisul gaşiyeh.
Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ
Vucuhun yevmeizin haşiah.
O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir.
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ
Amiletun nasıbeh.
Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةً
Tesla naren hamiyeh.
Kızgın ateşe girerler.
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ
Tuska min aynin aniyeh.
Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ
Leyse lehum taamun illa min dari'.
Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ
La yusminu ve la yugni min cu'.
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ
Vucuhun yevmeizin naımeh.
O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ
Li sa'yiha radiyeh.
Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Fi cennetin aliyeh.
Yüksek bir cennettedirler.
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةً
La tesmeu fiha lagıyeh.
Orada hiçbir boş söz işitmezler.
فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ
Fiha aynun cariyeh.
Orada akan bir kaynak vardır.
فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ
Fiha sururun merfuah.
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ
Ve ekvabun mevduah.
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ
Ve nemarıku masfufeh.
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ
Ve zerabiyyu mebsuseh.
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
E fe la yanzurune ilel ibili keyfe hulikat.
Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ
Ve iles semai keyfe rufiat.
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
Ve ilel cibali keyfe nusıbet.
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
Ve ilel ardı keyfe sutıhat.
Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ
Fezekkir innema ente muzekkir.
Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
Leste aleyhim bi musaytır.
Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ
İlla men tevella ve kefer.
(23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ
Fe yuazzibuhullahul azabel ekber.
(23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ
İnne ileyna iyabehum.
Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم
Summe inne aleyna hisabehum.
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.