Şuarâ Suresi 158. Ayet
Şairler · Mekke · Sure 26 · Ayet 158/227
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Fe ehazehumul azab, inne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Şuarâ Suresi 158. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Çünkü kendilerini azab yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Çünkü kendilerini o azab yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu iman ediciler değildir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda[1] bir ayet[2] vardır. Yine de İnsanların çoğu iman etmediler.
Tefsir / dipnot (2)
Salih'in kıssasında.
İbret.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Sonunda, ceza onları yakaladı. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
İbni Kesir
Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Gültekin Onan
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
Rowad Tercüme Merkezi
Bunun üzerine azap onları yakaladı. Muhakkak bunda bir ayet vardır ama onların çoğu iman etmediler.
Şaban Piriş
Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
Ali Özek ve diğerleri
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Vadedildikleri azap onları yakalayıvermişti. O azap, şiddetli bir sarsıntı ve çok güçlü bir çığlık idi. Şüphesiz Salih -aleyhisselam- ve kavminin kıssasında ibret alanlar için bir öğüt vardır. Onların çoğu iman eden kimseler değildirler.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| فَأَخَذَهُمُ | أخذ | فأهلكهم. | |||
| ٱلْعَذَابُ | عذب | العذاب: العقاب والتنكيل وكل ما شق على النفس وآلمها. والجمع أعذبة وعذابات. | |||
| إِنَّ | إنّ | حرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة. | |||
| فِي | في | حرف جر يفيد معنى الظرفية | |||
| ذَٰلِكَ | ذا | اسم إشارة للمفرد المذكر البعيد يخاطب به المفرد. | |||
| لَءَايَةً | أيي | لمعجزة ودليلا وعبرة وعلامة. | |||
| وَمَا | ما | ما: نافية غير عاملة. | |||
| كَانَ | كون | فعل ماضٍ ناسخ ناقص | |||
| أَكْثَرُهُم | كثر | معظمهم. | |||
| مُّؤْمِنِينَ | أمن | المؤمنون: الذين يقرون بوحدانية الله وبصدق رسله وينقادون لله بالطاعة وللرسول بالاتباع. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ} حُركت الميم بالضم خروجًا عن القاعدة العامة
للتخلص من التقاء الساكنين بالكسر، والوقف هنا أولى من الوصل.