Şuarâ Suresi 157. Ayet
Şairler · Mekke · Sure 26 · Ayet 157/227
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ
Fe akaruha fe asbahu nadimin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Derken onu vurdular, fakat nadim oldular
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken onu vurdular, fakat pişman oldular;
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Derken onu kesdiler. Fakat peşiman oldular.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Derken, deveyi boğazladılar, ama çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
"Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Bütün bu uyarılara rağmen onlar yine de o deveyi hoyratça boğazladılar; ama bunu yaptıklarına (çok geçmeden) pişman oldular;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Derken onu boğazladılar. Sonra da pişman oldular.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Yine de onu kestiler. Sonra pişman oldular.
İbni Kesir
Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
Gültekin Onan
Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Dişi deveyi kesmek üzere ittifak etmişlerdi. İçlerinden en kötüsü deveyi kesti. Sonra da azaptan kurtulmanın imkânsız olduğunu ve mutlak azabın kendilerine ineceğini öğrendiklerinde yaptıklarına pişman oldular. Fakat azabın görünmesi sırasında olan pişmanlık sahibine fayda vermez.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.
141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{فَعَقَرُوهَا} الواو المدية تخرج من الجوف والهاء تخرج من أقصى الحلق، فهو
متباعدان في المخرج، والفاء تخرج من بطن الشفة.