Nisâ Suresi 152. Ayet
Kadınlar · Medine · Sure 4 · Ayet 152/176
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُو۟لَـٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Vellezine amenu billahi ve rusulihi ve lem yuferriku beyne ehadin minhum ulaike sevfe yu'tihim ucurahum. Ve kanallahu gafuran rahima.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Allaha ve Peygamberlerine iyman eden ve peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırmıyan kimselere gelince işte bunların yarın kendilerine ecirlerini vereceğiz ve Allah gafur, rahim bulunuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve peygamberlerinden hiçbirinin arasında ayırım yapmayan kimselere gelince, işte onların yarın kendilerine mükafatlarını vereceğiz. Allah, bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Allaha ve peygamberlerine iman edib onlardan birini diğerinden ayırmayanlar (a gelince): Onlar da mükafatları kendilerine verilecek olanlardır. Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve onlar ki, Allah'a ve elçilerine inandılar, onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmadılar; işte (Allah), pek yakında onların da mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Allah'a ve resullerine iman edip o resuller arasında hiçbir ayrım yapmayanların mükafatlarını ise Allah ileride verecektir. Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Allah'a ve Resulü'ne inananlar ve onlardan hiç biri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Allaha ve peygamberlerine inanan ve onlar arasında hiçbir ayrım yapmayanlara gelince, zamanı geldiğinde Allah, onlara mükafatlarını (tam olarak) bahşedecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah'a ve Resullerine iman edip, Resullerinden hiç birinin arasında ayırım yapmayanlara ise, onlara mükafatları verilecektir. Allah, bağışlayan, merhamet edendir.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
O kimseler ki Allah'a ve Resullerine iman edip, Resuller arasında hiçbir ayırım yapmazlar. İşte onlara, gelecekte ödülleri verilecektir. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah'a ve O'nun elçilerine inananlar ve onların hiçbirini ayırmayanlar; işte onlara, yakında ödüllerini verecektir. Çünkü Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir.
İbni Kesir
Allah ve peygamberlerine iman edip onların birini diğerinden ayırmayanlara; işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah Gafur, Rahim olandır.
Gültekin Onan
Tanrı'ya ve Resulü'ne inananlar ve onlardan hiç biri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. Tanrı bağışlayandır, esirgeyendir.
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Allah'a iman edip birleyenler ve O'na hiçbir kimseyi ortak koşmayanlar, resullerinin hepsini tasdik edip iman eden kimselerdir. Kâfirlerin yaptıkları gibi aralarında ayrım yapmazlar. Bilakis onların hepsine iman ederler. Allah onlara imanlarının ve bu imanlarından ötürü yaptıkları salih amellerinin karşılığı olarak büyük bir sevap verecektir. Yüce Allah, günahlarından tövbe eden kullarını bağışlayan ve merhamet edendir.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Allah ve peygamberlerine iman edip onların birini diğerinden ayırmayanlara; işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah Gafur, Rahim olandır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
150- Şüphe yok ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar eden, bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyip de:“Kimine iman ederiz, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece arada bir yol tutmaya yeltenenler var ya… 151- İşte onlar, gerçek kâfirlerin ta kendileridirler. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 152- Allah'a ve peygamberlerine iman edip de onlardan birini diğerinden ayırmayanlara gelince Allah, onlara mükafatlarını verecektir. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.
150-151. Burada herkes için durumları açıkça ortada bulunan iki grup insan vardır: Allah’a, O’nun bütün peygamberlerine ve kitaplarına iman edenler ile bütün bunları inkar eden kâfirler. Geriye üçüncü bir kısım kalmaktadır ki bunlar da peygamberlerin bir bölümüne iman edip bir bölümüne iman etmediğini iddia eden ve bunun kendilerini Allah’ın azabından koruyacak bir yol olduğunu zanneden kimselerin yolu... Şüphesiz ki bu salt bir temenniden ibarettir. Böyleleri Allah ile peygamberleri arasında ayırım gözetmek istemektedirler. Halbuki Allah’ı dost edinen kimse, O’nun bütün peygamberlerini de dost edinir. Çünkü bu Allah’ı tam dost edinmenin bir gereğidir. Allah’ın peygamberlerinden herhangi birisine düşmanlık besleyen bir kimse ise Allah’a düşmanlık beslemiş ve O’nun bütün peygamberlerine de düşmanlık beslemiş demektir. Nitekim Yüce Allah:“Kim Allah’a... düşman olursa…”(el-Bakara, 2/97) ayetinde bu hususa işaret etmektedir. (Metinde ayet bu şekilde yarım verilmiş ama tamamını vermek konunun anlaşılması için bence daha uygunXXXXXhocaya sorulabilir) Diğer taraftan bir peygamberi inkâr eden kimse de bütün peygamberleri hatta bizzat kendisine iman ettiğini iddia ettiği peygamberi dahi inkâr ediyor demektir. Bundan dolayı Yüce Allah burada:“İşte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridirler.” buyurmaktadır ki böylelerinin mertebelerinin, iman ile küfür arasında orta bir yerde olduğu zannedilmesin. Böylelerinin kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygamberi dahi inkâr etmelerine gelince bunun izahı şöyledir: Onların iman ettikleri peygambelere iman etmelerini gerektiren delillerin her biri ya bizatihi yahut onun bir benzeri ya da onun daha kuvvetlisi, inkâr ettikleri peygamberler için de söz konusudur. Diğer taraftan inkâr ettiklerini söyledikleri peygamberler hakkında bulunduğunu iddia ettikleri her bir şüphenin benzeri yahut ondan daha büyüğü, iman ediyoruz dedikleri peygamber hakkında da söz konusudur. O halde bu konuda geriye sadece arzu, hevâ ve herkesin benzeri ile karşı çıkma imkânına sahip olduğu kuru iddialardan başka bir şey kalmamaktadır. Bunların gerçek kâfir oldukları söz konusu edildikten sonra hem onları hem de her bir kâfiri kuşatan bir ceza söz konusu edilerek:“Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır” diye buyrulmaktadır. Onlar büyüklük taslayıp Allah’a imandan yüz çevirdikleri gibi Allah da onları rezil rüsvay edici ve can yakıcı bir azap ile alçaltacaktır.
152. “Allah'a ve peygamberlerine iman edip…” Bu ise Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği her şeye, bütün peygamberlerin getirdikleri tüm haber ve hükümlere iman etmeyi kapsamaktadır. “onlardan birini diğerinden ayırmayanlara” aksine onların hepsine iman edenlere “gelince” işte gerçek iman ve kat’i delile dayanan kesin bilgi budur. İşte “Allah, onlara mükafatlarını verecektir” imanlarının ve imana bağlı olarak işledikleri salih amellerin, güzel sözlerin ve güzel ahlakın karşılığını vererek onları mükâfatlandıracaktır. Bu da herkesin durumuna uygun bir şekilde olacaktır. Nitekim “mükafatlar” kelimesinin onlara izafe edilmesindeki sır da bu olsa gerektir. “Allah Ğafûrdur” kötülükleri bağışlar, affeder; “Rahîmdir” merhametiyle iyilikleri kabul buyurur.
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَٱلَّذِينَ | الذي | الذين: اسم موصول لجماعة الذكور. | |||
| ءَامَنُوا | أمن | صدّقوا وانقادوا لله بالطّاعة وللرّسول بالاتّباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| بِٱللَّهِ | أله | الباء حرف جر، والله هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| وَرُسُلِهِ | رسل | الرسل: جمع رسول، والرسول من الناس: إنسان أوحي إليه بشرع وأمر بتبليغه، فإن لم يؤمر فنبي فقط. والرسول من الملائكة: هو من يبلغ الرسالة الإلهية عن الله. | |||
| وَلَمْ | لم | لم: حرف لنفي المضارع وقلبه إلى الماضي. | |||
| يُفَرِّقُوا | فرق | ولم يفرقوا: ولم يحدثوا فرقة. | |||
| بَيْنَ | بين | بين: ظرف مبهم لا يتبين معناه إلا بإضافته إلى اثنين فأكثر. | |||
| أَحَدٍ | أحد | اسم لكل من يصلح أن يخاطب. | |||
| مِّنْهُمْ | مِن | من: حرف جر لتبيين الجنس، أو تبيين ما أُبهم قبل "من" أو في سياقها. | |||
| أُولَٰئِكَ | أولاء | اسم يشار به للجماعة بعده كاف الخطاب للمفرد المذكر. | |||
| سَوْفَ | سوف | حرف يخصص الأفعال المضارعة للإستقبال. | |||
| يُؤْتِيهِمْ | أتي | يعطيهم. | |||
| أُجُورَهُمْ | أجر | ثوابهم. | |||
| وَكَانَ | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| ٱللَّهُ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| غَفُورًا | غفر | صفة لله سبحانه، والغفور هو الذي تكثر منه المغفرة. | |||
| رَّحِيمًا | رحم | صفة لله سبحانه، والرحيم: الذي يرحم المؤمنين في الآخرة. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{آمَنُوا} مد بدل {وَرُسُلِهِ} صلة صغرى {أَحَدٍ مِنْهُمْ} إدغام بغنة
{أُولَئِكَ} مد متصل {يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ} إظهار شفوي للهمزة بعد الميم،
والوقف هنا أولى من الوصل {غَفُورًا رَحِيمًا} إدغام بغير غنة.