Necm Suresi 21. Ayet
Yıldız · Mekke · Sure 53 · Ayet 21/62
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
E lekumuz zekeru ve lehul unsa.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Erkek size de, dişi O'na mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Size erkek ona dişi öyle mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Size erkek, O'na dişi öylemi?
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Erkek sizin de dişi Onun mu?!
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Demek erkek size, kadın Allah'a mı?
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Erkek evlatlar size, kızlar O'na olsun, öyle mi?
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu?
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Neden kendiniz için (yalnız) erkek çocuklar (istersiniz de) O'na kız çocuklar (isnad edersiniz?)
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Erkekler sizin dişiler O'nun mu?
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Erkek sizin, dişi O'nun mu?
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Erkekler sizin de dişiler O'nun mu?
İbni Kesir
Demek erkekler sizin, dişiler O'nun mu?
Gültekin Onan
Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu?
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
-Ey müşrikler!- O sevdiğiniz erkek çocuklar sizin; o sizin kötü gördüğünüz kız çocuklar Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın öyle mi?
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Demek erkekler sizin, dişiler O´nun mu?
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
19- Şimdi baksanıza Lât’a ve Uzzâ’ya! 20- Ve şu üçüncüleri olan Menat’a (ilah olacak neleri var)! 21- Erkekler sizin de kızlar O’nun, öyle mi? 22- O takdirde bu, insafsızca bir taksimdir. 23- Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden ibarettir ki Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin hevâsına uyuyorlar. Halbuki Rablerinden onlara hidâyet de gelmiştir. 24- Yoksa insan her umduğuna kavuşacak mı (sanıyorlar)? 25- Halbuki dünya da âhiret de Allah’ındır.
19-20. Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu hidâyeti, hak dini, Allah’a ibadet ve O’nu tevhid etme emrini söz konusu ettikten sonra müşriklerin üzerinde bulunduğu, kemâl sıfatları namına hiçbir şeye sahip bulunmayan, fayda veremeyen, zararı önleyemeyen, sadece müşriklerin taktığı anlamsız ve boş birtakım isimlerden ibaret olan varlıklara ibadetin bâtıl olduğunu söz konusu etmektedir. Bu boş isimleri ise onlar ve onların cahil ve sapık ataları takmıştır. Bu varlıklara hak etmedikleri bu batıl isimleri onlar kendiliklerinden uydurmuşlardır. Böylelikle hem kendilerini hem de başkalarını kandırarak saptırmışlardır. Bu durumdaki putlar, zerre ağırlığı kadar ibadete layık değildirler. Kendilerine bu isimleri taktıkları ve Allah’a ortak koştukları bu varlıkların isimlerinin, onların sahip oldukları bazı sıfatlardan türetilmiş olduklarını ileri sürmüşlerdir. Şöyle ki onlar “Lât” adını ibadete layık demek olan “ilâh” adından, “Uzzâ” adını “Azîz”den, “Menât” adını da “Mennân”dan türetmişlerdir. Böylelikle onlar, Allah’ın isimlerinde haktan sapmış ve O’na ortak koşma yolunu izlemişlerdir. Ne var ki bu gibi isimler anlamsız isimlerdir. Çünkü asgari seviyede aklı bulunan herkes, bu vasıfların bu varlıklar hakkında söz konusu olmadığını çok iyi bilir.
21. “Erkekler sizin de kızlar O’nun, öyle mi?” Kendi iddianıza göre siz, kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize mi nispet ediyorsunuz?
22. “O takdirde bu, insafsızca bir taksimdir.” Zalimce ve haksızcadır. Yaratılmış olan kulun, Yaratıcıdan üstün olmasını gerektiren bir paylaştırmadan daha büyük çapta zalimce bir taksim olabilir mi? Allah, onların bu söylediklerinden çok yüce, pek büyüktür.
23. “Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden ibarettir ki Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir.” İzlediğiniz yolun doğruluğuna dair herhangi bir delil ve belge indirmiş değildir. Hakkında Allah’ın herhangi bir delil indirmediği her bir husus da bâtıldır, tutarsızdır, din olarak kabul edilemez. Bizzat kendileri de kabul ettikleri o yolun doğruluğuna dair herhangi bir delile tabi olmamaktadırlar. Bu sözleri söylemeye onları itense, bozuk zanları, derin cehaletleri, nefislerinin arzuladığı şirk ve hevâlarına uygun olan bid’atlerdir. Esasen onlar, zanna tabi olmalarını gerektirecek bir halde ilim ve hidâyetten yoksun da değildirler. (Zira onlara hidayet gelmiştir.) Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Halbuki Rablerinden onlara hidâyet de gelmiştir.” Yani tevhid, nübüvvet ve kulların muhtaç oldukları bütün hususlarda kendilerine doğru yolu gösterecek şeyler, Rablerinden gelmiş bulunmaktadır. Bunların hepsini Yüce Allah, en mükemmel, en açık ve maksada götüren yolu en belirgin şekliyle gösteren bir şekilde beyan etmiş, gerek kendilerinin, gerekse de başkalarının uymalarını gerektirecek şekilde ona dair delil ve belgeleri ortaya koymuştur. Bu açıklama ve delillendirmeden sonra artık kimsenin ileri sürecek herhangi bir delili ve mazereti kalmamıştır. Onların izledikleri yol, en fazla zanna uymaktan ibaret olduğuna ve sonunda da ebedi bedbahtlık ve sonsuz azaba götürdüğüne göre böyle bir hali sürdürmek, akılsızlığın en ileri derecesi ve zulmün son noktasıdır. Bununla birlikte onlar, birtakım temennilerde bulunmakta ve kendilerini aldanışa sürüklemektedirler. Bundan dolayı Yüce Allah, temenni ettiklerini elde edeceğini iddia eden ve bu hususta yalan söyleyen kimselerin bu halini reddederek şöyle buyurmaktadır:
24-25. O, onlardan dilediğini dilediğine verir, dilediğini dilediği kimseden alıkoyar. Durum onların dilek ve temennilerine bağlı olmadığı gibi, onların hevâ ve isteklerine de bağlı değildir.