البلد
Beled Suresi
“Şehir” · 20 ayet · Mekke'de indi · İniş sırası 35
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ
La uksimu bi hazel beled.
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ
Ve ente hıllun bi hazel beled.
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ
Ve validin ve ma veled.
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ
Lekad halaknel insane fi kebed.
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad.
İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا
Yekulu ehlektu malen lubeda.
"Yığınla mal harcadım" diyor.
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
E yahsebu en lem yerahu ehad.
Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ
E lem nec'al lehu ayneyn.
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ
Ve lisanen ve şefeteyn.
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
وَهَدَيْنَـٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ
Ve hedeynahun necdeyn.
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ
Fe laktehamel akabete.
Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ
Ve ma edrake mel akabeh.
Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?
فَكُّ رَقَبَةٍ
Fekku rekabetin.
O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir.
أَوْ إِطْعَـٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ
Ev ıt'amun fi yevmin zi mesgabeh.
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
Yetimen za makrabeh.
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
Ev miskinen za metrabeh.
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ
Summe kane minellezine amenu ve tevasav bis sabri ve tevasav bil merhame.
(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Ulaike ashabul meymeneh.
(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Vellezine keferu bi ayatina hum ashabul meş'emeh.
Ayetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ
Aleyhim narun mu'sadeh.
Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.