Şuarâ Suresi 115. Ayet
Şairler · Mekke · Sure 26 · Ayet 115/227
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
İn ene illa nezirun mubin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ben ancak açık, bir nezirim
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." dedi.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
"Ben (gelecek tehlikelerle) apaçık korkutandan başka (bir kimse) de değilim".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(114-115) Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim."
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
"Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
ben sadece (gerçekleri) apaçık dile getiren bir uyarıcıyım."
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
"Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
"Ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim!"
İbni Kesir
Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Gültekin Onan
"Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Ben, ancak Allah'ın azabından sakındıran apaçık bir uyarıcıyım.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
105- Nuh kavmi peygamberleri yalanladılar. 106- Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 107- “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” 108- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 109- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi vermek ancak âlemlerin Rabbine aittir. 110- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 111- “Sana en alt tabakadan insanlar tâbi olmuşken biz, sana iman mı edeceğiz?!” dediler. 112- Dedi ki:“Onların yapmakta oldukları(nın içyüzü) hakkında benim hiçbir bilgim yoktur.” 113- “Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer düşünürseniz (bunu anlarsınız).” 114- “Ben mü’minleri kovacak değilim.” 115- “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” 116- Dediler ki:“Ey Nuh, eğer vazgeçmezsen kesinlikle taşa tutulacaklardan olacaksın.” 117- Dedi ki:“Rabbim, kavmim gerçekten beni yalanladı.” 118- “Artık benimle onlar arasında ayırt edici hükmünü ver ve beni de beraberimdeki mü’minleri de kurtar!” 119- Biz de onu ve onunla birlikte olanları o dopdolu gemi içerisinde kurtardık. 120- Sonra da onların ardından geri kalanları suda boğduk. 121- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 122- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.
105. Allah, Nuh kavminin peygamberleri Nuh’u yalanlamalarını, onlara söylediklerini, onların karşı tutumlarını ve her iki tarafın da akıbetlerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Nuh kavmi” bütünüyle “peygamberleri yalanladılar.” Çünkü Nuh’un yalanlanması, bütün rasûlleri ve peygamberleri yalanlamak gibidir. Zira bütün peygamberlerin yaptıkları davet ittifakla birdir. Verdikleri haberler de birdir. Bu yüzden onlardan birisini yalanlamak, bütün peygamberlerin getirdikleri hakkı yalanlamak demektir. 106. “Hani” nesep itibariyle “kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: Korkup sakınmaz mısınız?” Yüce Allah’ın peygamberleri, kendilerine peygamber olarak gönderdiği kimselerin nesebinden seçmiş olması, ona itaat etmekten kaçınmamaları ve onu iyi bir şekilde tanımaları, ayrıca onun halini araştırma ihtiyacı duymamaları dolayısıyladır. Nuh, diğer peygamberlerin -Allah’ın salât ve selâmları üzerlerine olsun- izledikleri yolu izleyerek kavmine en yumuşak bir şekilde hitap edip: Allah’tan korkmaz ve izlemekte olduğunuz putlara ibadetten vazgeçerek ibadetinizi yalnızca Allah’a ihlasla yapmaz mısınız? demişti. 107. “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Onun özel olarak kendilerine gönderilmiş bir peygamber olması, onlara getirmiş olduğu şeyleri kabul ve iman etmelerini, Yüce Allah’a böyle bir şerefli rasûlü özel olarak göndermiş olması dolayısıyla şükrederek karşılık vermelerini gerektirmekte idi. Onun ayrıca güvenilir bir kimse olması, Yüce Allah hakkında ancak hakkı söylemesi, vahyine herhangi bir şeyi ilave etmeyip ondan hiçbir şey de eksiltmemesi demektir ki bu da onların peygamberlerinin kendilerine vermiş olduğu haberleri tasdik, emrine de itaat etmelerini gerektirir. 108. “Artık Allah’tan korkun” Size vermiş olduğu emirler ve koymuş olduğu yasaklar hususunda “bana itaat edin.” İşte Nuh’un onlara gönderilmiş güvenilir bir peygamber olması bunu gerektirir. Bundan dolayı burada sebebe delâlet eden (“artık” diye çevrilen) “ف” harfi getirilmiştir. 109. Nuh, kendisine itaati gerektiren sebebi söz konusu ettikten sonra ona itaat etmelerine engel olacak bir hususun da bulunmadığını dile getirerek şöyle demiştir:“Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden sizin için ağır bir borç altına girme söz konusu değildir. “Benim ecrimi vermek, ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben bu yolla O’na yakın olmayı, O’nun pek büyük mükâfatına nail olmayı ümit ederim. Size gelince bütün isteğim sizin iyiliğinizdir. Sizden dosdoğru yolu izlemenizi istiyorum, o kadar. 110. “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” Nuh aleyhisselam bu sözünü tekrarladı. Çünkü o, kavmine tekrar tekrar davette bulunmuş ve bu uğurda uzunca bir ömür harcamıştı. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O da onlar arasında elli yıl eksik olmak üzere bin yıl kaldı.”(el-Ankebût, 29/14); “Dedi ki: Rabbim ben kavmimi gece ve gündüz durmadan davet ettim. Fakat benim davetim kaçıştan başka bir şeylerini artırmadı onların.”(Nuh 71/5-6) Ancak kavmi, onun davetini reddederek ve hiç de karşı çıkmaya elverişli olmayan sözlerle karşı çıkarak şöyle dediler:
111. Yani bizler, insanların ancak aşağı olanlarının, basit ve düşük seviyelilerinin sana tabi olduklarını görüyoruz. Nasıl olur da sana uyabiliriz? Böylelikle onların hakka karşı ne kadar büyüklük tasladıkları ve gerçekleri bilmeyen cahil bir topluluk oldukları ortaya çıkmaktadır. Onların maksatları hakkı bulmak olsaydı ve eğer Nuh’un davetiyle ilgili anlayamadıkları bir husus veya şüphe ettikleri bir konu bulunsaydı şöyle demeleri gerekirdi:“Sen bize getirdiğin şeylerin doğruluğunu, bunu ortaya koyacak vasıtalarla bizlere açıkla!” Eğer onlar gereği gibi düşünmüş olsalardı, Nuh’a tâbi olanların asıl itibariyle en üstün, insanların en hayırlıları, sağlam akıl ve üstün ahlâkî özelliklere sahip kimseler olduklarını, buna karşılık en bayağı ve aşağılık olanların ise aklın temel özelliğinden mahrum kalan ve böylelikle taşlara ibadeti güzel görerek onlara secde etmeye, onlara dua ve ibadet etmeye razı olan, diğer taraftan o kâmil peygamberlerin çağrısına itaati kabul etmeyen kimselerin yani kendilerinin olduğunu da anlayacaklardı. İki hasım taraftan herhangi birisinin sadece batıl bir söz söylemesi ile -karşı tarafın iddiasının doğruluğunun göz önünde bulundurulmasına gerek kalmaksızın- o batıl söz söyleyen tarafın iddiasının çürük ve tutarsız olduğu anlaşılır. O nedenle Nuh’un doğruluğunu, getirdiklerinin sıhhatini kati bir şekilde ortaya koyan bunca mucizelerini ve o büyük davetini görmemiş olsaydık bile Nuh kavminin, peygamberlerin davasını reddetmek için:“Sana en alt tabakadan insanlar tâbi olmuşken biz, sana iman mı edeceğiz?” dediklerini ve herkes tarafından tutarsızlığı açıkça bilinen bu esastan hareketle onun çağrısını reddettiklerini bu buyruklarla öğrendiğimize göre buradan hareketle onların da sapık ve kesin yanlış içerisinde olduklarını anlamış oluyoruz.
112-113. Yani amelleri de hesapları görmek de Allah’a düşer. Bana düşen ise sadece tebliğ etmektir. Siz onları bırakın da eğer benim size getirdiğim, hak ise ona itaatle boyun eğin. Zira herkes kendi amelinin karşılığını görecektir. 114. Kahrolasıcalar! Büyüklük tasladıkları ve üstün olduklarını zannettikleri için Nuh’un iman edenleri yanından uzaklaştırmasını, iman etmeleri için bir şart olarak ileri sürmüşlerdi. O da kendilerine:“Ben mü’minleri kovacak değilim” diye cevap vermişti. Çünkü onlar, herhangi bir şekilde kovulmayı, küçük düşürülmeyi hak eden kimseler değildir. Onlar, hem sözlü, hem fiili olarak üstün görülmeye, ikrama layık kimselerdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde onlara de ki: “Selam sizlere! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı....”(el-En’am, 6/54) 115. “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” Ben ancak uyaran bir kimseyim; Allah’tan aldığımı sizlere tebliğ eden ve kulların iyiliğini isteyen bir nasihatçiyim. Benim elimde bir yetki yoktur. İş, bütünüyle Allah’a aittir.
116. Nuh aleyhisselam gece gündüz, gizli açık onları davet etmeye devam etti. Onlarsa sürekli ondan uzaklaştılar ve “dediler ki: “Ey Nuh, eğer” bizi yalnızca Allah’a ibadet etmeye davet etmekten “vazgeçmezsen kesinlikle taşa tutulacaklardan olacaksın.” Seni en kötü öldürme şekli olan -köpek öldürür gibi- taşa tutarak öldüreceğiz. Kahrolasıcalar, kendileri hakkında kendilerinden bile daha çok şefkatli olan o güvenilir, kendilerine öğüt verip iyiliklerini isteyen böyle bir peygambere ne kadar da çirkin karşılık vermişlerdi!
117-118. Şüphesiz onların zulümleri, en ileri dereceye varıp küfürleri de alabildiğine katmerleşince peygamberleri onların hepsini kuşatacak bir bedduada bulundu:“Rabbim yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan bir kimse bırakma!”(Nuh, 71/26) Burada da şöyle dediğini görüyoruz: “…benimle onlar arasında ayırt edici hükmünü ver” Yani aramızdan haddi aşıp azgınlık edeni helâk et! Nuh asıl azgın ve zalimlerin onlar olduğunu bildiği için bu duayı yapmıştı. Bundan dolayı daha sonra:“Beni de beraberimdeki mü’minleri de kurtar” diye devam etti.
119. Yani insanlarla ve hayvanlarla dolu olan “o gemi içerisinde kurtardık.” 120. “Sonra da onların” yani Nuh aleyhisselam ile onunla beraber bulunan mü’minlerin “ardından geri kalanları” yani kavminin geri kalan bütün fertlerini “suda boğduk.” 121. “Şüphesiz bunda” yani Nuh aleyhisselam ve ona uyanların kurtarılıp onu yalanlayanların da helâk edilmesinde gönderdiğimiz peygamberlerin doğruluğuna, getirdiklerinin sıhhatine, buna karşılık onları yalanlayan düşmanların izledikleri yolun da batıl olduğuna delil teşkil “eden bir ibret vardır.” 122. “Şüphe yok ki Rabbin” izzetiyle düşmanlarını kahredip tufan ile onları suda boğan “Azizdir,” Gerçek dostlarına karşı da “Rahimdir.” Çünkü O, Nuh’u ve onunla birlikte bulunan iman ehlini kurtarmıştır.
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| إِنْ | إن | حرف نفي بمعنى "ما" النافية يعمل عمل "ليس". | |||
| أَنَا | أنا | ضمير رفع منفصل للمتكلم أو المتكلمة. | |||
| إِلَّا | إلا | أداة حصر ويسمى الاستثناء هنا مفرغا. | |||
| نَذِيرٌ | نذر | رسول مبلغ، مخوف محذر من عذاب الله، والإنذار هو أسلوب في التبليغ والإخبار فيه التخويف والتحذير. | |||
| مُّبِينٌ | بين | واضح أو موضح. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{نَذِيرٌ مُبِينٌ} إدغام بغنة للتنوين في الميم.