Nûr Suresi 37. Ayet
Işık · Medine · Sure 24 · Ayet 37/64
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَـٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ ۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَـٰرُ
Ricalun la tulhihim ticaratun ve la bey'un an zikrillahi ve ikamis salati ve itaiz zekati yehafune yevmen tetekallebu fihil kulubu vel ebsar.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Nice erler ki ne ticaret ne beyi' kendilerini zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz, kalblerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Öyle) adamlar (vardır ki) onları ne bir ticaret, ne bir alış veriş Allahı zikretmeliden, dosdoğru namaz kılmakdan, zekatı vermekden alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği gönden korkarlar.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(36-37) O nura, Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde kutlu isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde (mescidlerde) kavuşulur. Oralarda, sabah akşam O'nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne alım ve satımlar onları Allah'ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
kimseler (vardır ki,) bunları ne ticaret ne de kazanma hırsı Allah'ı anmaktan, salatta devamlı ve duyarlı olmaktan, arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Gün'den korkarlar;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Ticaretin, alışverişin, kendilerini Allah'ın zikrinden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamadığı adamlar... Onlar, gönüllerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten[1] ve zekatı yapmaktan[1] alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.
Tefsir / dipnot (1)
Bkz. 21:73. ayetin dipnotu.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Ne ticaretin ne de alışverişin; Allah'ın Öğretisinden, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymadığı kişiler, yüreklerin ve gözlerin ters çevrileceği günden korkarlar.
İbni Kesir
Öyle erler ki; ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
Gültekin Onan
(Öyle) Erkekler ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Tanrı'yı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar kalplerin ve gözlerin çevrileceği (tetekallebu )[dehşetten allak bullak olacağı] günden korkarlar.
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
O kimseler ki; onları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah Teâlâ'nın zikrinden, namazı en kamil bir şekilde dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyabilir. Kıyamet gününden korkarlar. O gün, kalplerin azaptan kurtulmak arzusu ile azaba çarptırılmak korkusu arasında kararsız kaldığı ve gözlerin hangi yöne bakacağı hakkında bir o yana bir bu yana dönüp durduğu gündür.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Öyle erler ki; ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah´ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
36- (Bu nur) Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği birtakım evlerdedir. Ki oralarda O’nu sabah akşam tesbih ederler… 37- Kendilerini ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler. Onlar, kalplerin ve gözlerin (korkudan) döneceği bir günden de korkarlar. 38- Çünkü Allah, onları işledikleri amellerinin en güzeli ile mükâfatlandıracak ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
36. “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği” emir ve tavsiye ettiği “birtakım evlerdedir” Allah’a ibadet olunan pek büyük, pek faziletli ve Allah’ın en sevdiği yerler olan mescidlerdedir. Bu buyruktaki iki özellik (mescidlerin yüceltilmesi ve orada Allah’ın adının anılması), mescitlere dair ahkâmın özetidir. Yüceltilmelerinin kapsamına bu mescidlerin bina edilmesi, süpürülmeleri, necasetlerden temizlenmeleri, rahatsız edici şeylerin uzaklaştırılması, necasetlerden kendilerini koruyamayan deli ve çocukların ayrıca kâfirlerin oralardan uzak tutulması, aynı şekilde orada boş ve lüzumsuz işlerle uğraşılmaması, Allah’ı zikretmek dışında seslerin yükseltilmemesi bunun kapsamına girer. “içlerinde adının anılması” buyruğunun kapsamına da farzı ve nafile bütün namazlar, Kur’ân okumak, tesbih, tehlil ve bunların dışındaki çeşitli zikirler, ilim öğrenmek, öğretmek, ilmî müzakereler yapmak, itikâf vb. gibi mescitlerde yapılan türlü ibadetler girer. Bu sebepten mescitlerin imar edilmesi iki şekilde olur: Birisi, bina olarak imar edilmeleri ve korunmaları, diğeri ise Allah'ın adının namaz vb. ibadetlerle anılması sûreti ile imar edilmesidir. İki kısmın daha üstün olanı da budur. Bundan dolayı beş vakit namaz ve cuma namazının cemaatle mescitlerde kılınması, ilim adamlarının çoğunluğuna göre farz, bazılarına göre de müstehaptır. aha sonra Allah, mescitleri ibadetlerle imar edenlerden övgü ile söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Ki oralarda O’nu sabah akşam” ihlasla “tesbih ederler.” Özellikle bu iki vaktin söz konusu edilmesi, bunların şerefleri ve bu vakitlerde Yüce Allah’a ibadetin kolay olmasından dolayıdır. Bunun kapsamına namazdaki ve namazın dışındaki tesbih de girer. Bu yüzden sabah-akşam zikirleri ve sabah-akşam vakitlerinde yapılacak virdler teşrî buyurulmuştur.
37. İşte oralarda birtakım yiğitler Allah’ın adını tesbih ederler. Bunlar, dünyayı Rablerine tercih eden kimseler değildir. Bunlar ticareti ve kârı tercih ederek onlarla oyalanıp Rablerini unutan kimseler de değildir. Aksine onlar “ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler”dir. Bu buyruktaki “ticaret”ten kasıt, karşılığında bedel alma maksadı güdülen her türlü kazanç yolunu kapsar. Buna göre “alışveriş” ifadesi de özelin genele atfedilmesi kabilinden olur. Zira alışveriş ile uğraşmak diğerlerine göre daha çoktur. İşte bu yiğitler ticaret yapsalar, alış veriş yapsalar dahi bunda bir mahzur yoktur. Zira onlar, ticaret ve alışverişi “Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten” üstün tutup öne geçirmezler, sadece onlarla oyalanmazlar. Aksine Allah’a itaat ve ibadeti esas gaye olarak benimsemişler, nihai maksat olarak görmüşlerdir. Bu gaye ve maksatlarının arasına giren bir şey oldu mu, onu reddederler. ünyayı terk etmek, çoğu nefislere ağır geldiğinden, çeşitli ticaret yolları ile kazanç elde etmek insanlarca sevildiğinden ve genelde bunu terk nefse zor geldiğinden, bu konuda Yüce Allah’ın hakkına öncelik tanımak, nefse ağır bir yük olduğundan dolayı Yüce Allah, hem teşvik etmek hem de korkutmak üzere insanı bu işleri yapmaya sevk eden hususları dile getirerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar” şiddetinden, dehşetinden, kalpleri ve bedenleri korkuya düşürüp tirtir titretmesinden dolayı “kalplerin ve gözlerin döneceği bir günden korkarlar.” Böyle bir günden korkmaları da amelde bulunmalarını ve böyle bir maksada ulaşmaktan alıkoyan şeyleri terk etmelerini kolaylaştırmıştır.
38. “Çünkü Allah, onları işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak” İşlediklerinin en güzelinden kasıt ise güzel ve salih amelleridir. Zira işledikleri en güzel ameller onlardır. Çünkü onlar, mübah işleri de mübah olmayan işleri de yaparlar. Mükafat ise ancak iyi olan ameller için söz konusudur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Tâ ki Allah, yaptıklarının en kötü olanlarını örtsün ve yapageldiklerinin en güzeli ile onlara mükâfatlarını versin.”(ez-Zümer, 39/35)“Ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir.” Amellerinin karşılığı olan mükâfatın kat kat fazlasını verecektir. “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” Hatta kula amelinin ulaşamadığı mükâfatları ihsan eder. Hatta temennilerinin dahi ulaşamadığı mükâfatlar verir. O’nun mükâfatı sayısız ve ölçüsüzdür. Bu buyruk, O’nun vereceği mükâfatın pek çok olacağından kinayedir.
Bunlar, Yüce Allah’ın kâfirlerin amellerinin geçersizliğine, boşa gittiğine, o amellerde bulunanların bunlardan dolayı pişmanlık çekeceğine dair vermiş olduğu iki misaldir. Yüce Allah buyuruyor ki:
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| رِجَالٌ | رجل | الرجال: جمع رجل: الذكر البالغ من بني آدم. | |||
| لَّا | لا | نافية غير عاملة. | |||
| تُلْهِيهِمْ | لهو | لا تلهيهم: لا تشغلهم ولا تصرفهم. | |||
| تِجَٰرَةٌ | تجر | التجارة: البيع والشراء طلبا للربح. | |||
| وَلَا | لا | لا: حرف نفي يفيد التوكيد. | |||
| بَيْعٌ | بيع | البيع: مبادلة المال بالسلعة. | |||
| عَن | عن | حرف جر يفيد معنى المجاوزة المجازية. | |||
| ذِكْرِ | ذكر | ذكر الله: استحضاره في القلب مع التدبر والتأمل. | |||
| ٱللَّهِ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| وَإِقَامِ | قوم | إقام الصلاة: إقامتها أي تأديتها كاملة في أوقاتها المشروعة. | |||
| ٱلصَّلَوٰةِ | صلو | الصلاة لغة: الدعاء. وشرعا: عبارة عن التعبد لله بأقوال وأفعال مخصوصة تفتتح بالتكبير، وتختتم بالتسليم. | |||
| وَإِيتَاءِ | أتي | إيتاء الزكاة: إخراجها لمستحقيها حسب نصابها الشرعي وفي وقتها الشرعي. | |||
| ٱلزَّكَوٰةِ | زكو | الزكاة: لغة: النماء والزيادة. وفي الشرع: حق يجب في الأموال الخاصة في وقت مخصوص ولطائفة مخصوصة. | |||
| يَخَافُونَ | خوف | الخوف: انفعال يبعث الفزع في النفس لتوقع مكروه. | |||
| يَوْمًا | يوم | المراد يوم القيامة. وأصل معنى اليوم: الساعة ومطلق الوقت. واليوم: زمن مقداره من طلوع الشمس إلى غروبها، والجمع أيام. | |||
| تَتَقَلَّبُ | قلب | تتحير وتضطرب. | |||
| فِيهِ | في | في: حرف جر يفيد معنى الظرفية الحقيقية الزمانية. | |||
| ٱلْقُلُوبُ | قلب | القلوب: جمع قلب، وهو الفؤاد، سمّي قلبا؛ لتصرّفه في الأعضاء، ولكثرة تقلبه بالخواطر والمعاني ومن رأي لآخر ومن اعتقاد لآخر. | |||
| وَٱلْأَبْصَٰرُ | بصر | الأبصار: جمع بصر وهو حاسة الرؤية. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{رِجَالٌ لَا} إدغام بغير غنة في التنوين مع اللام {تِجَارَةٌ وَلَا}
إدغام بغنة في التنوين مع الواو {عَنْ ذِكْرِ} إخفاء حقيقي في النون مع الذال
{وَإِيتَاءِ} مد بدل، يليه مد متصل {يَوْمًا تَتَقَلَّبُ} إخفاء حقيقي في التنوين
مع التاء. وفي باء {وَالْأَبْصَارُ} قلقلة.