Kamer Suresi 15. Ayet
Ay · Mekke · Sure 54 · Ayet 15/55
وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad tereknaha ayeten fe hel min muddekir.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Celalim hakkı için bıraktık ta onu bir ayet olarak, fakat düşünen mi var?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var ki,
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Andolsun ki biz bunu bir ayet olarak bırakmışızdır. O halde bir düşünüb ibret alan var mı?
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Biz bir ibret olsun diye, o gemiyi geriye bıraktık. Haydi, var mı ibret alan?
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve böyle (yüzen gemi)leri (insana rahmetimizin) ebedi bir işareti kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Onu bir ayet (işaret) olarak bırakmıştık. İbret alan var mı?
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Ant olsun ki onu[1] bir ayet[2] olarak bıraktık. İbret alan yok mudur?
Tefsir / dipnot (2)
Bu kıssayı.
Bir ibret belgesi olarak bıraktık.
Ali Rıza Safa tefsirli
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Üstelik gerçek şu ki, onu, bir kanıt olarak bıraktık. Artık, öğüt alan var mı?[472]
Tefsir / dipnot (1)
"Onu, bir kanıt olarak bıraktık." bildirimi, Nuh peygamberin gemisinin yeryüzünde bir yerlerde olması olasılığını güçlendirmektedir. 11:37-44 ayetleri arasında anlatılan öyküden, Nuh'un ailesiyle birlikte diğer inananları ve her türden birer çifti taşıyacak kapasitede ve dağ gibi dalgalara dayanacak sağlamlıkta olan Nuh'un gemisinin, çok büyük bir gemi olduğu anlaşılmaktadır. Nuh'un, hayvan türlerinden hangilerini gemisine aldığı ve yeryüzünün hangi bölgelerinin sularla kaplandığı bilinmese de yeryüzünde iki milyon ile on milyon arasında hayvan türünün yaşadığı düşünülürse, bunların çok az bir bölümünün bile bir gemiye bindirilmesi, bilinen boyutlarla açıklanabilecek bir durum değildir; evrenlerdeki boyutların açıklanamadığı gibi...
İbni Kesir
Andolsun ki Biz, onu bir ayet olarak bıraktık. Düşünüp ibret alan var mı?
Gültekin Onan
Andolsun, biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Kendilerini cezalandırdığımız bu azabı öğüt ve ibret olması için bıraktık. Bundan düşünüp öğüt alan var mıdır?
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Andolsun ki Biz, onu bir ayet olarak bıraktık. Düşünüp ibret alan var mı?
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.