Kalem Suresi 43. Ayet
Kalem · Mekke · Sure 68 · Ayet 43/52
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ
Haşiaten ebsaruhum terhekuhum zilleh, ve kad kanu yud'avne iles sucudi ve hum salimun.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Kalem Suresi 43. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur, halbuki o secdeye onlar sağ salim iken da'vet olunuyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Oysa onlar, o secdeye sağ salim iken davet ediliyorlardı.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Evet, secdeye da'vet edilecekler) gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dünyada) herşeyden salim ve sapasağlam iken da'vet ediliyorlardı.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler (fakat secde etmezler)di.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki dünyada bedenleri sağlam, azaları salim iken de secdeye davet edilirler, ama bunu yapmazlardı.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(işte o Gün) gözleri zilletin ağırlığıyla ürkekleşip durgunlaşacaktır; çünkü hayatta iken (Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılmaları (boşa gitmişti).
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüş/perişan olmuşlardır. Oysa onlar, selamette iken secdeye çağrılmışlardı.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
O Gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Bakışları düşmüş, onları bir aşağılanma kaplamıştır. Oysa sapasağlamken secdeye çağırılıyorlardı.
İbni Kesir
Gözleri dönmüş olarak, yğzlerini zillet bürür. Halbuki kendileri sapa* sağlam oldukları vakit secdeye çağırılmışlardı.
Gültekin Onan
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Rowad Tercüme Merkezi
Gözleri korku içinde, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secde etmeye çağrılmışlardı.
Şaban Piriş
Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secdeye çağrılmışlardı.
Ali Özek ve diğerleri
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Bakışları utanç içinde, onları zillet ve pişmanlık kaplamış bir haldeydiler. Oysa onlar dünyada bugün içinde bulundukları halden selamette iken onlardan Allah’a secde etmeleri istenmişti.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| خَٰشِعَةً | خشع | ساكنة ذليلة منكسرة. | |||
| أَبْصَٰرُهُمْ | بصر | الأبصار: العيون. | |||
| تَرْهَقُهُمْ | رهق | تحيطهم وتغطيهم. | |||
| ذِلَّةٌ | ذلل | هوان وذل وخسران وندامة. | |||
| وَقَدْ | قد | قد: أداة تفيد التحقيق. | |||
| كَانُوا | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| يُدْعَوْنَ | دعو | يدعون إلى السجود: يحثون على فعله. | |||
| إِلَى | إلى | حرف جر يدل على انتهاء الغاية. | |||
| ٱلسُّجُودِ | سجد | السجود: وضع الجبهة على الأرض خضوعا لعظمة الله. | |||
| وَهُمْ | هم | هم: ضمير الغائبين. | |||
| سَٰلِمُونَ | سلم | أصحاء لم تلحقهم موانع. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ} إظهار حلقي. وقلقلة في الباء. وكذا في دال
{وَقَدْ} و {يُدْعَوْنَ}.