Fâtır Suresi 45. Ayet
Yaratan · Mekke · Sure 35 · Ayet 45/45
وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُوا۟ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهْرِهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَـٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرًۢا
Ve lev yuahızullahun nase bima kesebu ma tereke ala zahriha min dabbetin, ve lakin yuahhıruhum ila ecelin musemma, fe iza cae eceluhum fe innallahe kane bi ibadihi basira.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Fâtır Suresi 45. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bununla beraber Allah insanları kesibleriyle hemen muahaze ediverecek olsa yeryüzünde bir deprenen bırakmazdı ve lakin müsemma bir ecele kadar onları te'hır buyurur, nihayet ecelleri geldiği vakıt işte o vakıt, şübhe yok ki Allah kullarını basir bulunuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bununla beraber Allah, insanları kendi işledikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsa, yeryüzünde bir deprenen bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Nihayet ecelleri geldiği vakit, işte o zaman şüphe yok ki, Allah kullarını görendir (hiçbirini karşılıksız bırakmaz).
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Eğer Allah insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden (hemen) muahaze etseydi (yerin) sırtında hiçbir canlı mahluk bırakmazdı. Fakat O, bunları muayyen bir müddete kadar gecikdiriyor. Nihayet vakıfları gelince muhakkak ki Allah kullarını hakkıyle görücüdür.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Eğer Allah, insanları yaptıkları işler yüzünden (hemen) cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allah kullarını görmektedir (onları yaptıkları işlere göre cezalandıracaktır).
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Eğer Allah insanları işledikleri günahlar yüzünden cezalandıracak olsaydı, dünyada tek bir insan bile bırakmazdı; ama Allah onların cezasını belirlenmiş bir vadeye kadar erteler. O vadeleri geldiği vakit hükmünü yerine getirip onları cezalandırır. Çünkü Allah kullarını tamamen görmektedir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Eğer Allah, insanları (hayatta) işledikleri (kötülükler)den dolayı (hemen) hesaba çekseydi, yer üzerinde tek bir canlı varlık bırakmazdı. Ama Allah, onlara (Kendisi tarafından) belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet tanır, vadeleri dolunca da (anlarlar ki) Allah kulların(ın kalplerindekin)i görmektedir.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah, insanları yaptıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde ayaklarının üstünde bir tek canlı kalmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca... Allah, kullarını elbette görmekte.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Eğer Allah, insanların yaptıklarının hesabını hemen görecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onlara belli bir zamana kadar süre vermektedir. Belirlenen süre dolduğu zaman da kuşkusuz Allah kendi kullarını en iyi görendir.[1]
Tefsir / dipnot (1)
Kim neyi hak etmişse karşılığını alacaktır.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, onun sırtında hiçbir yaratık bırakmazdı. Fakat belirlenmiş bir süreye dek onları erteliyor. Sonunda süreleri dolduğunda, kuşkusuz, Allah, kullarını Görendir.
İbni Kesir
Şayet Allah; insanları kazandıklarıyla muaheze etmiş olsaydı; onun üstünde hiç bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar te'hir eder. Süreleri geldiği zaman muhakkak ki Allah; kulları için Basir olandır.
Gültekin Onan
Eğer Tanrı kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı; ancak onları, adı konulmuş bir ecele kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Tanrı kendi kullarını görendir.
Rowad Tercüme Merkezi
Eğer Allah insanları işlediklerinden dolayı hemen yakalayıp cezalandırsaydı onun (yerin) üzerinde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ecelleri geldiğinde artık muhakkak ki Allah kullarını görmektedir.
Şaban Piriş
Allah, insanları yaptıkları yüzünden hemen yakalayıp/cezalandırsaydı, yeryüzü üstünde bir tek canlı kalmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.
Ali Özek ve diğerleri
Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar) Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Eğer Allah, insanları işledikleri günahlar sebebi ile cezalandırmakta acele etseydi yeryüzündeki varlıkların hepsini helak ederdi de onlar; hayvan ve mal sahibi olamazlardı. Fakat Allah, onları belirli bir süre olan kıyamet gününe kadar erteler. Kıyamet günü geldiği zaman ise Allah, kullarını hakkıyla görendir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O; onlara yaptıklarına göre karşılık verecektir. Hayır ise hayır, şer ise şer.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَلَوْ | لو | لو: أداة شرط للزمن الماضي وهي امتناعية. | |||
| يُؤَاخِذُ | أخذ | يعاقب. | |||
| ٱللَّهُ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى لم يسمَّ به غيره | |||
| ٱلنَّاسَ | نوس | الناس: اسم للجمع من بني آدم، لا واحد له من لفظه. وقد يطلق ويراد به طائفة مخصوصة دون غيرهم. | |||
| بِمَا | ما | ما: يحتمل أن تكون موصولة أو موصوفة أو مصدرية. | |||
| كَسَبُوا | كسب | عملوا عملا سيئا. | |||
| مَا | ما | نافية غير عاملة. | |||
| تَرَكَ | ترك | خلى. | |||
| عَلَىٰ | على | حرف جر يفيد معنى الاستعلاء | |||
| ظَهْرِهَا | ظهر | المراد ظهر الأرض: سطحها. | |||
| مِن | مِن | من التوكيدية: حرف جر يفيد التوكيد وهي زائدة نحويا. | |||
| دَابَّةٍ | دبب | الدابة: اسم لكل حيوان وإنسان ذكرا وأنثى وغلب على غير العاقل، من دب يدب: مشى على هيئته. | |||
| وَلَٰكِن | لكن | لكن: حرف ابتداء غير عامل يفيد الاستدراك والتوكيد. | |||
| يُؤَخِّرُهُمْ | أخر | يؤجلهم. | |||
| إِلَىٰ | إلى | حرف جر يدل على انتهاء الغاية. | |||
| أَجَلٍ | أجل | وقت محدد للشيء. | |||
| مُّسَمًّى | سمي | معين محدد. | |||
| فَإِذَا | إذا | إذا: ظرف زمان يتضمن معنى الشرط. | |||
| جَاءَ | جيأ | جاء أجلهم: حل موعده. | |||
| أَجَلُهُمْ | أجل | ساعة موتهم. | |||
| فَإِنَّ | إنّ | إن: حرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة. | |||
| ٱللَّهَ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| كَانَ | كون | فعل ماضٍ ناسخ ناقص | |||
| بِعِبَادِهِ | عبد | بخلقه. | |||
| بَصِيرًا | بصر | صفة لله تعالى، ومعناها: أنه يبصر كل شيء وإن دق وصغر، لا تخفى عليه خافية. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{يُؤَاخِذُ} ملحق بمد البدل لوقوع الهمزة بعد حرف متحرك. وفي
{النَّاسَ} غنة مشددة {مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ} إخفاء حقيقي في النون مع الدال.
يليه مد لازم كلمي مثقل. ثم إخفاء حقيقي للتنوين في الفاء {وَلَكِنْ
يُؤَخِّرُهُمْ} إدغام بغنة في النون مع الياء {إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا} مد
منفصل، يليه إدغام بغنة في التنوين مع الميم. ثم غنة الميم المشددة، ثم إخفاء
حقيقي في التنوين مع الفاء {جَاءَ} مد متصل {فَإِنَّ} غنة في النون المشددة
{بِعِبَادِهِ} صلة قصيرة. وفي {بَصِيرًا} مد عوض بإبدال التنوين ألفًا.