A'râf Suresi 39. Ayet
Orta Yer · Mekke · Sure 7 · Ayet 39/206
وَقَالَتْ أُولَىٰهُمْ لِأُخْرَىٰهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
Ve kalet ulahum li uhrahum fe ma kane lekum aleyna min fadlin fe zukul azabe bima kuntum teksibun.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
A'râf Suresi 39. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Öndekiler de sonrakilere derler ki: sizin de bize karşı bir meziyyetiniz olmadı, artık kendi kesbinizin cezası, tadın azabı
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Öndekiler de sonrakilere: "Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz olmadı. Artık kendi kazancınızın cezası olarak tadın azabı." derler.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onların evvelkileri de sonrakilerine: "Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğ (ünüz) yokdur. O halde ne kazanmış idiyseniz karşılığı olan azabı tadın" dedi (diyecek).
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Öncekiler de sonrakilere dediler ki: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın!"
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Bu sefer öndekiler de sonrakilere derler ki: "Gördünüz ya, sizin bize karşı bir ayrıcalığınız olmadı, artık kendi işlediklerinizin cezası olarak tadın azabı!"
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve öncekiler, sonrakilere şöyle diyecek: "Demek ki, hiçbir bakımdan bizden üstün kimseler değilmişsiniz! Öyleyse, yaptığınız bütün o kötülükler için, tadın bu azabı!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Öncekiler ise, kendilerinden sonra gelenlere: -Sizin, bizden bir üstünlüğünüz yoktur, siz de kazanmış olduklarınıza karşılık azabı tadın!" derler.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Öncekiler de sonrakilere: "Sizin, bizden iyi bir tarafınız yoktu. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın." dediler.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Öncekiler de sonrakiler için, şöyle derler: "Bize karşı bir üstünlüğünüz yok; yaptıklarınıza karşılık, artık tadın cezayı!"
İbni Kesir
Öncekiler de sonrakilere: Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. Öyleyse ne kazandıysanız karşılığı olan azabı tadın, derler.
Gültekin Onan
(Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın."
Rowad Tercüme Merkezi
Öncekiler de, kendilerinden sonra gelenlere: “Sizin, bizden herhangi bir üstünlüğünüz yoktur. Siz de kazanmış olduklarınıza karşılık azabı tadın!” derler.
Şaban Piriş
Öncekiler ise, kendilerinden sonra gelenlere: Sizin, bizden bir üstünlüğünüz yoktur, siz de kazanmış olduklarınıza karşılık azabı tadın!” derler.
Ali Özek ve diğerleri
Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Kendilerine ittiba edilenlerin ileri gelenleri kendilerine ittiba edenlere şöyle dediler: "Ey takipçiler! Sizlerin bizim üzerimize azabın sizlerden hafifletilmesine dair hak ettiğiniz bir üstünlüğünüz yoktur. Ölçü, işlediğiniz amellerden elde ettiklerinizdir. Sizlerin batıla ittiba etmiş olmanızın herhangi bir mazereti yoktur. Ey takipçiler! Siz de bizim tattığımız gibi, küfür ve günahlardan kazandıklarınız sebebiyle tadın azabı!”
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَقَالَتْ | قول | وتكلمت. | |||
| أُولَىٰهُمْ | أول | الأولى: المتقدمة منهم أو الأولى منزلة وهم القادة والرؤساء. | |||
| لِأُخْرَىٰهُمْ | أخر | المتأخرة منهم أو المتأخرة منزلة وهم الأتباع والسفلة. | |||
| فَمَا | ما | ما: نافية غير عاملة. | |||
| كَانَ | كون | تأتي غالباً ناقصة للدّلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر، وتسمّى حينئذٍ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمّى حينئذِ تامة، وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تُزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدّل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار، وبمعنى: الاستقبال، وبمعنى الحال، وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل (وكان الله غفوراً رحيماً) لم يزل ذلك. | |||
| لَكُمْ | ل | اللام: حرف جر يفيد الإستحقاق. | |||
| عَلَيْنَا | على | على: حرف جر يفيد معنى الإستعلاء المجازي. | |||
| مِن | مِن | من التوكيدية: حرف جر يفيد التوكيد وهي زائدة نحويا. | |||
| فَضْلٍ | فضل | الفضل: التفضل والإحسان. | |||
| فَذُوقُوا | ذوق | الذوق: الإحساس العام الذي تشترك فيه جميع قوى الحس. | |||
| ٱلْعَذَابَ | عذب | العذاب: العقاب والتنكيل وكل ما شق على النفس وآلمها. والجمع أعذبة وعذابات. | |||
| بِمَا | ما | ما: يحتمل أن تكون موصولة أو موصوفة أو مصدرية. | |||
| كُنتُمْ | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| تَكْسِبُونَ | كسب | تفعلون وتتحملون. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{أُولَاهُمْ} مد بدل، ومد طبيعي، {مِنْ فَضْلٍ} إخفاء حقيقي {كُنْتُمْ} فيها
إخفاء النون الساكنة عند التاء وفي كاف {تَكْسِبُونَ} همس.