Vâkıa Suresi 67. Ayet
Olay · Mekke · Sure 56 · Ayet 67/96
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Bel nahnu mahrumun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!..
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
doğrusu büsbütün mahrum olduk!"
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
"Daha doğrusu biz (umduğumuzdan) mahrum kalmışlarız".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Doğrusu, biz yoksun bırakıldık!" (derdiniz).
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkum olduk." derdiniz.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
"Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Yok yok, aslında (geçinme imkanlarımızdan) mahrum bırakıldık!" (diyerek).
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
(66-67) -Borca battık, hayır biz mahrum bırakıldık, dersiniz.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
"Doğrusu, yoksun bırakıldık."
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
"Hayır, yoksun bırakıldık!"
İbni Kesir
Daha doğrusu biz mahrumlarız.
Gültekin Onan
"Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
"Bilakis biz rızıktan mahrum edildik."
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Daha doğrusu biz mahrumlarız.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
63- Baksanıza o ektiğiniz tohuma! 64- Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren biz miyiz? 65- Dileseydik onu çerçöpe dönüştürürdük de şaşar kalırdınız. 66- “Gerçekten biz ziyana uğradık.” 67- “Bilakis biz (rızıktan) mahrum bırakıldık.”(derdiniz).
63. Yüce Allah, bu buyrukları ile kullarına lütfunu hatırlatmakta ve bu yolla onları kendisini tevhîd etmeye, kendisine ibadet etmeye ve kendisine dönmeye davet etmektedir. Çünkü onlara kendileri için kolaylaştırmış olduğu ekin ekmek, meyve ve mahsuller edinmek gibi bir nimet vermiştir. Bu sayede onların zaruri ihtiyaçlarını ve menfaatlerini temin eden temel gıdalar, rızıklar ve meyveler ortaya çıkmaktadır ki bunlara karşı şükretmek ve haklarını edâ etmek şöyle dursun onları saymaya dahi güçleri yetmez. İhsan ettiği bu lütufları onlara itiraf ettirerek şöyle buyurmaktadır: 64. “Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren Biz miyiz?” Yani onları yerden bitki halinde çıkartanlar sizler misiniz? Onu büyütüp geliştirenler sizler misiniz? Başağını ve meyvesini çıkartan ve nihayet biçilecek tane haline getiren ve olgunlaştıran sizler misiniz? Yoksa bütün bunları tek başına yaratan ve size bu nimetleri ihsan eden Allah mıdır? Sizin bütün yaptığınız yeri sürmek, kazmak ve oraya tohum atmaktan ibarettir. Bundan sonra neler olduğunu bilemediğiniz gibi bunun ötesine de gücünüz yetmez. Bununla birlikte Yüce Allah, eğer onları korumasaydı, hayatta kaldıkları sürece ihtiyaçlarını karşılamasaydı ve insanların bir süreye kadar onlardan yararlanmaları için onların varlıklarını muhafaza etmeseydi o tohum ve ekinlerin tehlikelere maruz kalacağına dikkatlerini çekerek şöyle buyurmaktadır: 65. “Dileseydik onu” sürülmüş ekini ve mahsulleri “çerçöpe” faydası ve rızık özelliği olamayacak şekilde kuru ot kırıntılarına “dönüştürürdük de şaşar kalırdınız.” Uğraşıp didindikten, pek çok harcamalar yaptıktan sonra çerçöp olduğu için pişman olur, başınıza gelen musibete üzülürdünüz. Böylelikle neşeniz, sevinciniz kaybolur giderdi. 66. Ve derdiniz ki:“Gerçekten biz ziyana uğradık.” Yani malımız eksildi ve varlığımızı silip süpüren bir musibetle karşı karşıya kaldık. 67. Bundan sonra da bu musibetin başınıza neden geldiğini ve hangi sebepten dolayı böyle bir şeyle karşı karşıya kaldığınızı anlar ve şöyle derdiniz:“Bilakis biz (rızıktan) mahrum bırakıldık.” O halde Yüce Allah’a bu ekini sizin için yeşerttiği, sonra varlığını devam ettirip olgunlaştırdığı ve üzerine faydasından, hayır ve bereketinden sizi mahrum bırakacak afetler göndermediği için hamdedin.