Tûr Suresi 21. Ayet
TurDağı · Mekke · Sure 52 · Ayet 21/49
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanin elhakna bihim zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey'in, kullumriin bi ma kesebe rehinun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve İyman edenleri ki zürriyyetleri de iyman ile arkalarından gelmiş, zürriyyetlerini kendilerine ilhak etmişizdir, bununla beraber kendilerine amellerinden hiçbir şey eksiltmemişizdir, herkes kazancına bağlıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İman edip zürriyetleri de iman ile arkalarından gelmiş olanlar, işte Biz, onların nesillerini de kendilerine katmışızdır. Bununla beraber kendilerine amellerinden hiçbir şey de eksiltmemişizdir. Herkes kazancına bağlıdır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
İman edib de zürriyyetleri de iman ile kendilerine ta'bi olanlar (yok mu?) biz onların nesillerini de kendilerine katdık. Kendilerinin amelinden bir şey de eksiltmedik. Herkes kazancı mukaabilinde bir rehindir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Kendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Kendileri iman edip zürriyetleri de iman ile kendilerinin izinden gidenlerin nesillerini de kendilerine kavuştururuz. Onların emeklerinden hiçbir şeyin mükafatını eksiltmeyiz. Onlardan her biri kazandığı güzel neticeleri ile daimdir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
İman edenler ve soyları da kendilerini imanda izleyenler (var ya); biz onların soylarını da kendilerine katıp ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi, kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Kendileri iman eden ve soyları bu imanı sürdürecek olanlara gelince, Biz onları soyları ile bütünleştirecek ve işlerini heder ettirmeyeceğiz (ama, sonuçta) herkes kendi kazandığının hesabını verecek.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
İman edenleri, soylarından da iman ederek onlara tabi olanları bir araya getirdik. Çalışmalarından hiçbir şey eksiltmedik. Her kişi, kazancına bağlı bir rehinedir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
İman eden, soyları da iman ederek kendilerine tabi olan kimselerin, soylarını da kendilerine kattık.[1] Ve onların yaptıklarından bir şey eksiltmedik. Herkes kendi yaptıklarının karşılığını alacak.
Tefsir / dipnot (1)
Cennet'i hak etmiş aile bireylerini, kan bağı mensuplarını Cennet'te bir araya getireceğiz.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Hem inananları hem de soyları onlar gibi inanmış olanların soylarını onlara katarız ve yaptıklarından hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes, kendi kazandığının hesabını verir.
İbni Kesir
İman edip de soyları da imanda kendilerine tabi olanlar; onlara, soylarını da kattık. Onların işlediklerinden hiç bir şey eksiltmedik. Herkes kazandığı ile bağlıdır.
Gültekin Onan
İnananlar ve soyları kendilerini inançta izleyenler; biz onların soylarını da kendilerine katıp ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi, kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
İman edenleri ve iman etmede onlara tabi olan evlatlarını onlarla bir araya getirdik ki gönülleri rahatlasın. Velev ki amelleri bu dereceye ulaşmasa bile, onların amellerinin sevaplarından da bir şey eksiltmedik. Her insan, kendi yapıp kazanmakta olduğu kötü amele karşılık rehindir, hiçbir kimse onun amelinden bir şeyi yüklenemez.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
İman edip de soyları da imanda kendilerine tabi olanlar; onlara, soylarını da kattık. Onların işlediklerinden hiç bir şey eksiltmedik. Herkes kazandığı ile bağlıdır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
21- İman eden ve soyları da iman konusunda kendilerine uyan kimseleri Biz (cennette) evlatları ile bir araya getiririz ve onların amellerinden de bir şey eksiltmeyiz. Her kişi kendi kazandığı karşılığında bir rehinedir. 22- Onlara canlarının çektiği meyvelerden ve etlerden bol bol veririz. 23- Orada elden ele kadeh dolaştırırlar ki o içkide ne saçmalama ne de günaha girme söz konusudur. 24- Kendilerine ait ve (sedefleri içinde) saklı incileri andıran genç hizmetçiler, etraflarında dolaşır durur. 25- Birbirlerine dönüp soru sorarlar. 26- Derler ki:“Gerçekten biz bundan önce ailelerimiz arasında iken (Rabbimizden ve azabından) korkardık.” 27- “Allah bize lütufta bulundu ve bizi kavurucu azaptan korudu.” 28- “Çünkü biz bundan önce O’na dua/ibadet ediyorduk. Şüphesiz O, çok lütufkardır, pek merhametlidir.”
21. Cennet ehlinin nimetlerini tamamlayan şeylerden biri de Allah'ın, imanda kendilerine tabi olmuş olan soylarını onlara katmasıdır. Zira onlar, babalarından sadır olan iman nedeniyle onları izlemiş, atalarına uymuşlardır. Bizzat kendilerinden sadır olan iman ile babalarına katılmaları ise daha öncelikle söz konusudur. Bu anılan kimseleri Yüce Allah, cennette atalarının konumuna yükseltecektir. İsterse onlar (kendi amelleriyle) bu konumlara ulaşmamış olsunlar. Bu, onların ataları için bir mükafat ve mükâfatlarına bir ilave olacaktır. Bununla birlikte Yüce Allah, atalarının amellerinden bir şeyi de eksiltmeyecektir. Cehennem ehli hakkında da aynı hükmün geçerli olduğunu zannedenler olabileceğinden dolayı Yüce Allah, bu iki yurdun (cennet ve cehennemin) aynı hükme tabi olmadığını haber vermektedir. Zira cehennem Allah’ın adalet yurdudur. Kimseye günahsız azap etmemesi de Allah’ın adaletinin bir gereğidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Her kişi kendi kazandığı karşılığında bir rehinedir.” Kazandığı karşılığında alıkonulmuş olacaktır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Kimsenin günahı bir başkasına yüklenmez. Bu, sözü geçen ihtimali ortadan kaldırmak gibi önemli bir katkısı bulunan bir ara cümlesidir.
22. “Onlara canlarının çektiği” aldıkları temel gıdalardan ayrı olarak üzüm, nar, elma ve daha başka çeşitli türlerden oldukça leziz “meyvelerden ve etlerden” iştahları kabartan, istedikleri her türden kuş eti ve diğerlerinden “bol bol veririz.” Yani cennetliklere biz, pek geniş lütfumuzdan ihsanlarda bulunur ve kapsamlı rızıklar veririz.
23. “Orada elden ele kadeh dolaştırırlar.” Şarap kadehleri etraflarında dolaştırılır, kendileri de bunları karşılıklı olarak elden ele alıp verirler. Ebedi kalacak olan çocuk hizmetçiler (vildân) da ellerindeki bardak ve sürahilerle onları dolaşacak ve onlara içki sunacaktır. “O içkide ne saçmalama ne de günaha girme söz konusudur.” Cennette saçma sapan, faydasız ve boş söz yoktur. Günah ve masiyeti gerektiren bir söz de yoktur. Bu iki husus olmayacağına göre üçüncü bir özellik bulunacaktır ki o da şudur: Onların cennetteki sözleri güzel, hoş ve temizdir. Nefisleri sevince boğar, kalpleri neşelendirir. En güzel şekilde birbirleri ile arkadaşlık ederler ve en tatlı şekilde sohbet ederler. Rablerinden de gözleri aydınlatacak, O’nun kendilerinden razı olduğuna ve kendilerini sevdiğini ifade edecek sözlerden başkasını da işitmezler.
24. “Kendilerine ait ve” güzellikleri ve göz kamaştırıcı sıfatları ile “(sedefleri içinde) saklı incileri andıran genç hizmetçiler, etraflarında” onlara hizmet etmek ve işlerini görmek üzere “dolaşır durur.” Bu da onların nimetlerinin çokluğuna, bolluğuna ve rahatlarının mükemmelliğine delildir.
25. “Birbirlerine dönüp” dünyadaki durum ve işlere dair “soru sorarlar.”
26. İçinde bulundukları bu nimet ve sevince kendilerini ulaştıran hususları söz konusu ederek “derler ki: Gerçekten biz bundan önce” dünya yurdunda “ailelerimiz arasında iken (Rabbimizden ve azabından) korkardık.” Korkar ve endişe ederdik. İşte O’ndan korktuğumuz için de günahları bıraktık ve kusurlarımızı düzelttik.
27. “Allah bize” hidâyet ve tevfikini ihsan ederek “lütufta bulundu ve bizi kavurucu” son derece sıcak ve yakıcı olan “azaptan korudu.”
28. “Çünkü biz bundan önce O’na” bizi bu azaptan koruması ve nimetlere ulaştırması için “dua/ibadet ediyorduk.” Buradaki “dua” hem ibadet duasını, hem de ihtiyaçları istemek anlamındaki istek duasını kapsamaktadır. Yani bizler, O’na yaklaştırıcı amellerin her biri ile O’na yakınlaşmaya çalışıyor ve her zaman O’na dua edip duruyorduk. "Şüphesiz O, çok lütufkardır, pek merhametlidir.” O’nun bize lütuf ve merhametinin bir tecellisi de bizi rızasına ve cennete ulaştırması, bizleri gazabından ve ateş azabından korumuş olmasıdır.