Neml Suresi 69. Ayet
Dişi Karınca · Mekke · Sure 27 · Ayet 69/93
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
Kul siru fil ardı fenzuru keyfe kane akibetul mucrimin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
De ki; hele, Arzda bir gezinin de bakın mücrimlerin akıbeti nasıl olmuş?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Hele yeryüzünde bir dolaşın da bakın suçluların sonu ne olmuş?
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
De ki: "Yerde gezin (dolaşın) da günahkarların sonu nice olmuşdur, görün".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
De ki: "Hele dünyayı bir dolaşın da suçlu kafirlerin akıbetleri nasıl olmuş görün!"
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün"
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da (böyle diyerek) günaha gömülüp gitmiş olanların sonunu görün!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
-Yeryüzünde yürüyün ve bakın, günahkarların sonu nasıl olmuştur? de!
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, mücrimlerin sonları nasıl olmuş bir görün?"
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!"
İbni Kesir
De ki: Yeryüzünde gezinin de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün.
Gültekin Onan
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün."
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
-Ey Peygamber!- Öldükten sonra yeniden dirilişi inkâr edenlere de ki: “Yeryüzünün her tarafına gidin ve yeniden dirilişi yalanlayan mücrimlerin sonlarının nasıl olduğuna dikkatlice bir bakın. Bunu yalanlamaları sebebiyle onları helak ettik.''
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
De ki: Yeryüzünde gezinin de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
65- De ki:“Göklerde ve yerde olan hiç kimse gaybı bilemez, onu ancak Allah bilir. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” 66- Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır. Dahası onlar âhiretten yana şüphe içindedirler. Hatta onlar ona karşı kördürler. 67- Kâfirler dediler ki:“Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” 68- “Andolsun ki bu tehdit, hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı (Ama biz böyle bir şey görmedik). Bu, eskilerin efsanlerinden başka bir şey değil!” 69- De ki:“Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!”
65. Yüce Allah, göklerin ve yerin gaybını tek başına kendisinin bildiğini haber vermektedir. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyrukları da bunu ifade etmektedir:“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Ondan başkası bunları bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. Bir yaprak düşmeyegörsün mutlaka O onu bilir. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane (bile olsa) onu bilir; yaş ve kuru müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir Kitaptadır.”(el-En’am, 6/59); “Kıyametin bilgisi muhakkak Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez. Muhakkak Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”(Lokman, 31/34) İşte bu ve diğer tüm gaybi hususların bilgisi Allah’a mahsustur. Bunları ne mukarreb bir melek, ne de mürsel bir nebi bilir. Bunları tek başına O bildiğine, bilgisiyle bütün sırları, bütün gizli saklıları kuşattığına göre ibadet de yalnızca O’na yapılmalıdır. aha sonra Yüce Allah, âhireti yalanlayanların bilgilerinin ne kadar kıt olduğunu haber vermekte ve bu hususta bir noktadan, daha da açık olan bir başka noktaya geçerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar, ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Yani öldükten sonra dirilişin, kabirlerden kalkışın ne zaman olacağını da bilmezler. Bundan dolayı bu diriliş için gerekli hazırlıkları yapmıyorlar.
66. “Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır.” Onların âhirete dair bilgileri yakîn/kesin değildir. Kalbe ulaşan bir bilgi de değildir. İlmin en az ve en asgari derecesi ise zayıf ve güçsüz olmasıdır. Ama onların ne güçlü, ne zayıf bir bilgileri dahi yoktur. Zira “onlar âhiretten yana şüphe içindedirler.” Şüphe ise ilmi ortadan kaldırır. Çünkü ilmin hiçbir mertebesi, şüphe ile bir arada bulunmaz. “Hatta onlar ona” âhirete “karşı kördürler.” Basiretleri âhirete karşı körelmiştir. Kalplerinde âhiretin vukuuna dair ne bir bilgi, ne de bir ihtimale yer vardır. Aksine onlar, âhireti inkâr etmiş ve uzak bir ihtimal olarak kabul etmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
67. “Kâfirler dediler ki: Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” Yani bu, imkânsız bir şeydir, çok uzak bir ihtimaldir. Onlar, kudreti kamil olanın kudretini, kendilerinin oldukça zayıf kudretlerine kıyas ederek bu sonuca varmışlardı.
68. “Andolsun ki bu tehdit” yani öldükten sonra diriliş “hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı.” Ancak başımıza böyle bir şey gelmedi ve buna dair bir örnek de görmedik. “Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değil!” Bunlar, kendileriyle oyalanılan, vakit geçirilen, aslı-astarı olmayan, doğru olma ihtimali de bulunmayan geçmişlere ait haberler ve hikayelerdir. u buyruklarla Allah, yalanlayanların hallerine dair verdiği haberlerde önce onların, âhiretin ne zaman gerçekleşeceğini bilemediklerini, daha sonra onların âhiret hakkındaki bilgilerinin zayıf olduğunu, daha sonra bu bilgilerinin şüpheden ibaret olduğunu, daha sonra ise onların bu hususta kör ve basiretsiz olduklarını, en sonda da onların âhireti büsbütün inkâr ederek bunun gerçekleşmesinin çok uzak bir ihtimal olduğunu ileri sürdüklerini haber vermektedir. Yani bu sebeplerden ötürü kalplerinden âhiret korkusu çıkıp gitmiştir. Bundan dolayı da Allah’a isyanı gerektiren işleri yapmaya kalkışmışlar, kolaylıkla hakkı yalanlamış, batılı tasdik etmişlerdir. Arzu ve isteklerini yerine getirmeyi ibadetleri ifa etmeye tercih etmişler, bunun sonucunda da dünya ve âhiretlerini kaybetmişlerdir.
69. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberlerin verdikleri haberlerin doğruluğuna dikkatleri çekerek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!” Siz, isyanlarını sürdürdüğü halde âkıbeti pek feci olmayan tek bir günahkâr kavim bulamayacaksınız. Zira Allah onları hallerine uygun bir şekilde felaketlere ve cezalara çarptırmıştır.