Mürselât Suresi 46. Ayet
Gönderilenler · Mekke · Sure 77 · Ayet 46/50
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Kulu ve temetteu kalilen innekum mucrimun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Yeyin, zevk edin biraz, çünkü mücrimlersiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kısa bir süre yiyin, zevkedin! Çünkü suçlularsınız!
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Ey kafirler, dünyada) yeyin, biraz faidelenin! Şübhesiz ki siz günahkarlarsınız.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Yeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız!"
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Ey kafirler! Yiyin, azıcık zevkedin bakalım. Gerçek şu ki siz mücrimsiniz.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(Doyuncaya) kadar yiyip için ve biraz sefanızı sürün, siz ey günahkarlar!
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
-Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Yiyin ve yararlanın biraz. Siz suçlularsınız.[1]
Tefsir / dipnot (1)
Ey Müşrikler ve Kafirler, dünya nimetlerinden yararlanın bakalım!
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Yiyin ve biraz yararlanın bakalım. Kuşkusuz, suçlusunuz.
İbni Kesir
Yeyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
Gültekin Onan
(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Yalanlayanlara da şöyle denir: “Sizler de yiyin ve az bir süre dünya hayatının lezzetlerinden faydalanın bakalım. Kuşkusuz siz, Allah’a karşı olan inkârınız ve resullerini yalanlamanız sebebiyle günahkâr kimselersiniz.''
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Yeyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
46- Biraz yiyin ve faydalanın (bakalım)! Çünkü siz günahkârsınız. 47- O gün yalanlayanların vay haline! 48- Onlara:“Rükû’ edin” denildiği zaman rükû’ etmezler. 49- O gün yalanlayanların vay haline! 50- Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar ki?
46-47. Bu buyruk, inkarcılara yönelik bir tehdittir. Onlar dünyada yiyip içseler, lezzet verici şeylerden istifade etseler dahi, Allah’a yakınlaştırıcı şeylerden gaflete düştüklerinden dolayı günahkârdırlar. Ve günahkârların hak ettiklerini hak ederler. O bakımdan onların lezzetleri kesilir, ondan mahrum kalırlar, geriye sadece veballeri ve günah yükleri kalır. 48-49. Onların günahkârlıklarının bir parçası da kendilerine en şerefli ibadet olan namaz kılmaları emredildiği ve onlara:“Rükû’ edin” denildiği vakit bunu kabul etmeyişleridir. Bunun ötesinde bir günahkârlık olur mu? Bundan daha ileri derece bir yalanlama düşünülebilir mi? “Yalanlayanların o gün vay haline?” Çünkü ilâhî tevfike mazhar oluşun kapıları önlerine kapanır ve her türlü hayırdan mahrum kalırlar. 50. Onlar, doğruluğun ve kayıtsız şartsız olarak kesin bilginin en üst mertebesinde bulunan bu Kur’ân-ı Kerîm’i yalanladıktan sonra artık “hangi söze inanacaklar ki?” Adı gibi olan ve delillendirilmesi bir tarafa delile benzer bir dayanağı dahi bulunmayan bâtıla mı yoksa Allah’a ortak koşan, çok yalancı, kuru iftiracıların sözlerine mi? Apaydınlık nurun ötesinde koyu karanlıkların dışında ne vardır? Lehine pek çok delil ve kesin belgenin bulunduğu doğruluğun ötesinde, apaçık iftiranın ve ancak kendisine uygun olanlara yakışan apaçık yalanın dışında ne bulunabilir? Yazıklar olsun onlara! Ne kötü ameller işlediler. Yazık onlara! Ne kadar hüsrandadırlar! Ne kadar bedbahttırlar! Yüce Allah’tan bizleri affetmesini ve esenliğe kavuşturmasını dileriz. Şüphesiz O, pek cömerttir, çok lütufkârdır.
Murselat Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Allah’a mahsustur.
***