İbrâhîm Suresi 10. Ayet
İbrahim · Mekke · Sure 14 · Ayet 10/52
۞ قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِى ٱللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ قَالُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ
Kalet rusuluhum e fillahi şekkun fatırıs semavati vel ard, yed'ukum li yagfire lekum min zunubikum ve yuahhırekum ila ecelin musemma, kalu in entum illa beşerun misluna, turidune en tesudduna amma kane ya'budu abauna fe'tuna bi sultanin mubin.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
İbrâhîm Suresi 10. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Resulleri hiç, dediler: Gökleri ve Yeri yaradan Allahda şekk edilir mi? O, sizi günahlarınızı mağrifet etmek için çağırıyor ve müsemma bir ecele kadar size müsaade ediyor, siz, dediler bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz, o halde bize sultası açık bir bürhan getiriniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Peygamberleri dedi ki: "Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe edilir mi? O sizi, günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirli bir süreye kadar size müsaade ediyor." Onlar da: "Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getiriniz!" dediler.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Peygamberleri de şöyle demişdi: "Gökleri ve yeri yaratan, sizi günahlarınızdan yarlığamak, size muayyen bir vakta kadar meydan vermek için (hak dine) da'vet etmekde olan Allah hakkında mı bir şek"? Onlar da: "Siz de bizim gibi beşerden başka (bir şey) değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir hüccet getirin" demişlerdi.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Elçileri: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor" dediler. Onlar: "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Peygamberleri onlara: "Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi?O günahlarınızı affetmeye çağırıyor ve muayyen bir süreye kadar size müsaade ediyor, mühlet veriyor." dediler. Onlarsa: "Siz," dediler, "bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın ibadet ettiği tanrılardan vazgeçirmek istiyorsunuz. O halde bize açık delil getirin."
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Bu toplumlara gönderilen elçiler: "Hiç, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah(ın varlığından, birliğinden) şüphe edilebilir mi?" dediler, "Sizi (geçmişteki) günahlarınızdan ötürü bağışlamak ve size (belirlediği) bir süre (bitince)ye kadar mühlet vermek üzere (doğru yola) çağıran O'dur! (Ama) onlar: "Sizler bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz!" diye cevap verdiler, "Bizi, atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz; madem öyle, o zaman (Allah'ın elçileri olduğunuza dair) açık bir delil getirin bize!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Peygamberleri: -Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz? dediler. Onlar da: -Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz, dediler.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Resulleri dedi ki: "Göklere ve yere belli bir fıtrat[1] veren, sizi, suçlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir ecele[2] kadar sizi erteleyen Allah hakkında mı kuşkudasınız?" Dediler: "Siz de ancak bizim gibi sadece bir beşersiniz.[3] Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse açık bir sultan[4] getirin!"
Tefsir / dipnot (4)
İşleyiş yasalarını koyan. Ayette geçen "fatira" kelimesine "yarattı" anlamı verilmesi doğru değildir. Fatıra yaratmak değil yaratılmış şeylere verilen özellik demektir.
Belirlenmiş süre.
Sıradan, normal bir insan. Her insan gibi, insan olmanın dışında insanüstü hiçbir özelliği olmayan.
Bkz. 10:68. ayetin 2. dipnotu.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Elçiler, onlara, şöyle dediler: "Gökleri ve yeryüzünü Yoktan Yaratan Allah hakkında kuşku mu var? Suçlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye dek sizi erteliyor!" Dediler ki: "Siz de bizler gibi yalnızca bir insanoğlusunuz. Atalarımızın hizmet ettiklerini bırakmamızı istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir kanıt getirin!"
İbni Kesir
Peygamberleri onlara: Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak için çağıran ve sizi belirli bir süreye kadar tehir eden Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz? demişlerdi. Onlar da: Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Siz; bizi, atalarımızın tapındığı şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse, bize açık bir delil getirin, demişlerdi.
Gültekin Onan
Resulleri dedi ki: "Tanrı hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır (fatır); O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
Rowad Tercüme Merkezi
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüphe ediyorsunuz? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi, babalarımızın ibadet ettiği (ilahlardan) alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
Şaban Piriş
Peygamberleri: Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı mağfiret etmeye çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah’tan mı şüphe ediyorsunuz? dediler. Onlar da: Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın ibadet ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz, dediler.
Ali Özek ve diğerleri
Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Resulleri onlara cevap olarak şöyle dediler: Allah'ın birliğinde ve tek başına ibadete layık olmasında şüphe mi var? O, gökleri ve yeri yaratandır, hiçbir benzerleri olmadan o ikisini yoktan var edendir. Geçmiş günahlarınızı silmek ve dünya hayatındaki ecellerinizi tamamlamanız için belirli bir zamana kadar sizleri erteleyerek kendisine iman etmeye çağırıyor. Kavimleri (resullerine) şöyle dediler: Sizler de bizim gibi beşer değil misiniz? Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Atalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmekten bizleri alıkoymak mı istiyorsunuz. Öyle ise Allah'ın bize göndermiş olduğu resuller olarak davet ettiğiniz şeylerde doğru söylediğinize delalet eden apaçık deliller getirin.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| قَالَتْ | قول | تكلمت مخاطبة. | |||
| رُسُلُهُمْ | رسل | الرسل: جمع رسول، والرسول من الناس: إنسان أوحي إليه بشرع وأمر بتبليغه، فإن لم يؤمر فنبي فقط. والرسول من الملائكة: هو من يبلغ الرسالة الإلهية عن الله. | |||
| أَفِي | في | في: حرف جر يفيد معنى الظرفية المجازية. | |||
| ٱللَّهِ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| شَكٌّ | شكك | الشك في الأمر: التردد، وعدم الوصول فيه إلى اليقين. | |||
| فَاطِرِ | فطر | فاطر السموات والأرض: مبدعهما. | |||
| ٱلسَّمَٰوَٰتِ | سمو | جمع: السماء، مصدر سما، وهي: ما يقابل الأرض، وعددها سبع، وله أبواب تُفَتَّح. | |||
| وَٱلْأَرْضِ | أرض | الأرض: الكرة التي عليها الحيوان والنبات. وتطلق الكلمة على قسم منها كبير أو صغير. والجمع: أرْضون وأرَضون وأراضٍ. | |||
| يَدْعُوكُمْ | دعو | يحثكم أو يناديكم. | |||
| لِيَغْفِرَ | غفر | ليستر ويعفو. | |||
| لَكُم | ل | اللام: حرف جر يفيد الإختصاص. | |||
| مِّن | مِن | من: حرف جر للدلالة على أخذ شيء من شيء بمعنى "بعض". | |||
| ذُنُوبِكُمْ | ذنب | الذنوب: جمع ذنب، والذنب: الإثم، والمحرم من الفعل. | |||
| وَيُؤَخِّرَكُمْ | أخر | ويؤجلكم. | |||
| إِلَىٰ | إلى | حرف جر يدل على انتهاء الغاية. | |||
| أَجَلٍ | أجل | وقت محدد للشيء والمراد: ساعة الموت. | |||
| مُّسَمًّى | سمي | معين محدد. | |||
| قَالُوا | قول | تكلموا. والقول: معناه الكلام. وقد يرد القول أعم من ذلك. | |||
| إِنْ | إن | حرف نفي بمعنى "ما" النافية يعمل عمل "ليس". | |||
| أَنتُمْ | أنتم | ضمير رفع منفصل لجماعة المخاطبين. | |||
| إِلَّا | إلا | أداة حصر ويسمى الاستثناء هنا مفرغا. | |||
| بَشَرٌ | بشر | أناس. | |||
| مِّثْلُنَا | مثل | المثل: المشابه. | |||
| تُرِيدُونَ | رود | ترغبون. | |||
| أَن | أن | حرف مصدري يفيد الإستقبال. | |||
| تَصُدُّونَا | صدد | الصد: الاعتراض والمنع. | |||
| عَمَّا | — | أي "عن ما" أي عن الذي. | |||
| كَانَ | كون | فعل ماضٍ ناسخ ناقص | |||
| يَعْبُدُ | عبد | ينقاد ويخضع. | |||
| ءَابَاؤُنَا | أبو | والدينا أو أجدادنا. والآباء بالمد: الوالدون الذكور، وعلى هذا يدخل فيها الأجداد. جمع أب وهو الوالد. | |||
| فَأْتُونَا | أتي | فجيئونا. | |||
| بِسُلْطَٰنٍ | سلط | السلطان: الحجة والبرهان. | |||
| مُّبِينٍ | بين | بين واضح. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{شَكٌّ فَاطِرِ} إخفاء حقيقي للتنوين في الفاء {يَدْعُوكُمْ} قلقلة للدال
{لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ} إدغام تماثل صغير بين الميمين. وفي النون مع الذال
إخفاء حقيقي {إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوا إِنْ} مد منفصل، وفي التنوين مع الميم
إدغام بغنة، والتنوين بعده مع القاف إخفاء حقيقي، ثم مد منفصل {أَنتُمْ} إخفاء
حقيقي في النون مع التاء {بَشَرٌ مِثْلُنَا}. إدغام بغنة في التنوين مع الميم
{أَنْ تَصُدُّونَا}. إخفاء حقيقي في النون مع التاء، والدال مرققة. وفي {عَمَّا}
غنة في الميم {آبَاؤُنَا} مد بدل يليه مد متصل {بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ} إدغام بغنة
للتنوين في الميم، وهو مد عارض للسكون كما في بقية الآيات. ويلاحظ ترقيق السين من
{بِسُلْطَانٍ} حتى لا تشبه الصاد.