Enfâl Suresi 34. Ayet
Ganimetler · Medine · Sure 8 · Ayet 34/75
وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَمَا كَانُوٓا۟ أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ إِنْ أَوْلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُتَّقُونَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Ve ma lehum ella yuazzibehumullahu ve hum yasuddune anil mescidil harami ve ma kanu evliyaehu, in evliyauhu illel muttekune ve lakinne ekserehum la ya'lemun.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Enfâl Suresi 34. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar Mescid-i Haram'dan (mü'minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Şimdi ise Allahın kendilerini azab etmemesi için neleri var? Mü'minleri Mescidi haramdan menediyorlar, halbuki hizmetine ehil de değiller, onun hizmetine ehl olanlar ancak müttekılerdir ve lakin çokları bilmezler
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi ise Allah'ın kendilerine azap etmemesi için neleri var ki? Mü'minleri Mescid-i Haram'dan alıkoyuyorlar, oysa onun hizmetine ehil de değiller; onun hizmetine ehil olanlar ancak Allah'tan korkup kötülüklerden sakınanlardır, lakin çokları bilmezler!
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Sen içlerinden çıkdıkdan sonra) Allah onlara ne diye azab etmeyecek? Onlar mescid-i haramdan, kendileri ona (onun hizmetine) ehil olmadıkları halde, men'edib duranlardır. O (hizmete) takvaaye erenlerden başkaları onun ehilleri değildir. Fakat onların pek çoğu (bunu) bilmezler.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Onlar, (inananları) Mescid-i haramdan geri çevirdikleri ve onun velisi, (bakıcısı, koruyucusu) olmadıkları halde neden Allah onlara azabetmesin? Onun velileri, (bakıcıları, koruyucuları) sadece (günahlardan) korunanlardır. Fakat çokları bilmezler.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Allah ne diye onları cezalandırmasın ki onlar kendileri Mescid-i Haramı yönetmeye layık olmadıkları halde, üstelik orayı ziyaret etmek isteyen müminleri de geri çeviriyorlar?Oranın hizmet ve yönetimine asıl ehil olanlar, Allah'ı sayıp O'na şerik koşmaktan sakınanlardır. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Onlar, Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken Allah, ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl) koruyucuları yalnızca korkup sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Fakat (şimdi), kendileri oranın (gerçek) sahipleri olmadıkları halde saldırmazlık örfü altında bulunan o Mescid-i Haramdan (inananları) alıkoymaları yüzünden Allahın onları cezalandırmaması için ne gibi bir güvenceleri var ellerinde? Allaha karşı sorumluluk bilinci içinde olanlardan başkası o evin bakıcısı olamaz: ne var ki, onların çoğu bunun farkında değil;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Onlar, Mescid-i Haram'a girmeye engel olurken, yoksa onlara Allah ne diye azap etmesin?! Üstelik onun (Mescid-i Haram'ın) sahipleri de değiller. Onun sahipleri yalnızca muttakilerdir. Fakat onların çokları bunu bilmez.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Onlar, Mescid-i Haram'a girmeye engel oldukları halde ve onun velileri olmadıkları halde Allah neden onlara azap etmesin? Oysa oranın evliyası[1] muttakilerdir[2]. Fakat onların çoğu bilmezler.
Tefsir / dipnot (2)
Sorumluları, gözetleyicileri, koruyucuları.
Takva sahibi olanlar.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Üstelik Kutsal Yakarış Evi'nden alıkoymalarına ve orasının dostları olmamalarına karşın, Allah'ın onları cezalandırmaması için neden var mı? Orasının dostları, yalnızca sorumluluk bilinci taşıyanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
İbni Kesir
Allah onlara, niçin azab etmesin ki; onlar, kendileri ona ehil olmadıkları halde (insanları) Mescid-i Haram'dan men'edip duranlardır. Hem O'nun dostu değillerdir. O'nun dostları ancak müttakilerdir, ama onların çoğu bilmezler.
Gültekin Onan
Onlar Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken, Tanrı ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl) koruyucuları yalnızca korkup sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.
Rowad Tercüme Merkezi
Onlar Mescid-i Haram’dan (Müminleri) men ederken, Allah onlara ne diye azap etmesin ki! Üstelik onlar Allah'ın evliyaları da değiller. Allah'ın evliyaları yalnızca muttakilerdir. Fakat onların çokları bunu bilmez.
Şaban Piriş
Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) men ederken, Allah onlara ne diye azap etmesin ki! Üstelik onlar Allah'ın evliyaları da değiller. Allah'ın evliyaları yalnızca muttakilerdir. Fakat onların çokları bunu bilmez.
Ali Özek ve diğerleri
Onlar Mescid-i Haram'ın ehli ve bakıcıları olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın ehli takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
İnsanların Mescid-i Haram'da tavaf etmelerini ve orada namaz kılmalarını engelleyerek azabın üzerlerine gönderilmesini gerekli kılan yasakları işleyenlere azabın gelmesine ne engel olabilir? Müşrikler, Allah'ın velileri değildir. Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak sakınanlar ancak Allah'ın velileridir. Müşriklerin çoğu, Allah'ın velileri olduklarını iddia ederlerken Allah'ın velileri olmadıklarını bilmezler.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَمَا | ما | ما: استفهامية. | |||
| لَهُمْ | ل | اللام: حرف جر يفيد الإستحقاق. | |||
| أَلَّا | — | تأتي مصدرية أو مخففة من أن أو للتفسير بمعنى أي أو زائدة للتوكيد، ولا نافية. | |||
| يُعَذِّبَهُمُ | عذب | يعاقبهم وينكل بهم. | |||
| ٱللَّهُ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى لم يسمَّ به غيره | |||
| وَهُمْ | هم | هم: ضمير الغائبين. | |||
| يَصُدُّونَ | صدد | الصد: الاعتراض والمنع. | |||
| عَنِ | عن | حرف جر يفيد معنى المجاوزة المجازية. | |||
| ٱلْمَسْجِدِ | سجد | المسجد الحرام: الكعبة والبناء الذي يحيط بها، وسمى الله تعالى الكعبة بالبيت الحرام، لأنه سبحانه جعلها حراما لتحريمه إياها أن يصاد صيدها أو يختلى خلاها أو يعضد شجرها والمسجد الحرام هو أول مسجد تشد إليه الرحال. | |||
| ٱلْحَرَامِ | حرم | الْمُحَرَّم. | |||
| وَمَا | ما | ما: نافية غير عاملة. | |||
| كَانُوا | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| أَوْلِيَاءَهُ | ولي | الأولياء: جمع ولي، والولي: الذي يكون إلى جانبك في مجلسك والمراد الأقرب والأولى في مناصرتك والدفاع عنك أو المتولي لأمرك والقيم عليه الذي ينبغي أن يجلب لك المنفعة ويصرف عنك السوء. | |||
| إِنْ | إن | حرف نفي بمعنى "ما" النافية يعمل عمل "ليس". | |||
| أَوْلِيَاؤُهُ | ولي | الأولياء: جمع ولي، والولي: الذي يكون إلى جانبك في مجلسك والمراد الأقرب والأولى في مناصرتك والدفاع عنك أو المتولي لأمرك والقيم عليه الذي ينبغي أن يجلب لك المنفعة ويصرف عنك السوء. | |||
| إِلَّا | إلا | أداة حصر ويسمى الاستثناء هنا مفرغا. | |||
| ٱلْمُتَّقُونَ | وقي | أصحاب التقوى بطاعة الله والبعد عن معصيته. | |||
| وَلَٰكِنَّ | لكنّ | لكن: حرف ابتداء غير عامل يفيد الاستدراك والتوكيد. | |||
| أَكْثَرَهُمْ | كثر | معظمهم. | |||
| لَا | لا | نافية غير عاملة. | |||
| يَعْلَمُونَ | علم | يعرفون ولا يدركون؛ يقال: علم الخبر عرفه على حقيقته.؛ يقال: علم الخبر عرفه على حقيقته. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{يَصُدُّونَ} الدال مرققة بعد الصاد المفخمة {وَمَا كَانُوا
أَوْلِيَاءَهُ إِنْ} مد منفصل، يليه مد متصل، والهاء فيها صلة كبرى وصلًا لوقوع
الهمزة بعدها، ومثلها {إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا {وَلَكِنَّ} فيها غنة في النون
المشددة وفي كاف {أَكْثَرَهُمْ} همس.