En'âm Suresi 89. Ayet
Enam · Mekke · Sure 6 · Ayet 89/165
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ۚ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَـٰٓؤُلَآءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُوا۟ بِهَا بِكَـٰفِرِينَ
Ulaikellezine ateynahumul kitabe vel hukme ven nubuvveh, fe in yekfur biha haulai fe kad vekkelna biha kavmen leysu biha bi kafirin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkar ederlerse, biz onları inkar etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
İşte bunlar kendilerine kitab, huküm, nübüvvet verdiğimiz kimseler, şimdi şu karşıdakiler buna körlük ediyorlarsa biz ona körlük etmiyen bir ümmeti müvekkel kılmışız
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bunlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimseler! Şimdi şu karşıdakiler buna inanmıyorlarsa, yerlerine bunları inkar etmeyen bir milleti getirmişizdir!
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizde. Şimidi bunlar (Kureyş kavmi) bunları (bu delilleri) tanımayıb da kafir olurlarsa (zaten) biz ona, bunu inkar etmeyen bir kavmi vekil (ve me'mur) kılmışızdır.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
İşte onlar, kendilerine Kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi şunlar, (yani Kureyş kavmi), bunları inkar ederse, (bilsinler ki) biz, bunları inkar etmeyecek (koruyacak) bir toplumu, bunlara vekil bırakmışızdır.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet, hükümranlık ve nübüvvet verdiğimiz şahsiyetlerdir. Şimdi o müşrikler bu nübüvveti inkar ederlerse, biz nübüvveti inkar etmeyip ona sahip çıkan bir topluluk görevlendiririz.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(Ama) Biz, onlara vahyi, sağlam muhakemeyi ve peygamberliği bahşettik. Ve şimdi inançsızlar bu hakikatleri inkar etmeyi tercih edebilirler, (ama bilin ki) Biz onları, asla reddetmeyecek olan insanlara bahşetmekteyiz;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz işte bu kimselerdir. Bunu işte onlar inkar ederse, biz de onları inkar etmeyecek bir kavmi vekil kılarız.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
İşte bunlar, kendilerine Kitap, Hüküm ve Nubuvvet[1] verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar, bunları küfrederlerse[2] yerlerine bunları küfretmeyecek[2] bir halkı vekil etmişizdir.
Tefsir / dipnot (2)
Nebilik.
İnkar.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
İşte Onlar, kitap, bilgelik ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Bunlar, yine de Onu inkar ederlerse, artık, Onu inkar etmeyecek bir toplumu yerlerine getiririz.
İbni Kesir
Onlar; kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Şimdi bunlar, onları tanımayıp da küfrederlerse; Biz, onu inkar etmeyen bir kavmi buna vekil kılmışızdır.
Gültekin Onan
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunlara küfrederlerse, andolsun, biz buna (karşı) kafir olmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır / kılarız.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
İşte zikredilen bu peygamberlere kitap, hikmet ve peygamberlik verdik. Eğer senin kavmin kendilerine verdiğimiz bu üç şeyden birini küfreder iseler, biz bunları küfredip inkâr etmeyen bir kavmi hazır hale getirdik. Bilakis onlar buna iman edip sımsıkı sarılmışlardır. Onlar muhacir, ensar ve kıyamete kadar onlara iyilikle tabi olanlardır.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Onlar; kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Şimdi bunlar, onları tanımayıp da küfrederlerse; Biz, onu inkar etmeyen bir kavmi buna vekil kılmışızdır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
84- Biz ona İshak ile Yakub’u bağışladık. Her birine hidâyet verdik, daha önce de Nûh’a hidâyet vermiştik. Onun zürriyetinden olan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Mûsâ’ya ve Harun’a da. İşte biz ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. 85- Zekeriya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da (hidâyet verdik); hepsi de salihlerdendi. 86- İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a ve Lut’a da (hidâyet verdik); her birini alemlere üstün kıldık. 87- Onların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarına da (hidâyet verdik); onları seçtik ve dosdoğru bir yola ilettik. 88- Bu, Allah’ın hidâyetidir ki O, onunla kullarından dilediğini hidâyete erdirir. Eğer onlar da şirk koşsalardı yaptıkları her şey boşa giderdi. 89- Onlar kendilerine kitap, hikmet ve nübüvvet verdiğimiz kimselerdir. Şimdi bunlar, onları inkâr ederlerse (bilsinler ki) biz onları inkâr etmeyen bir topluluğu onlara vekil kılmışızdır. 90- İşte bunlar, Allah’ın hidâyet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidâyetlerine uy! De ki:“Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece alemler için bir öğüttür.”
84. “Biz ona İshak ile” onun oğlu olan ve İsrail diye anılan Allah’ın alemlere üstün kıldığı kavmin atası “Yakub’u bağışladık.” Bunların “her birine hidâyet verdik” yani ilim ve amelde dosdoğru yola ilettik. “Daha önce de Nuh’a hidâyet vermiştik” Onun hidâyete iletilmesi ise alemler arasında ancak bazı kişilere nasib olmuş özel hidâyet türlerinin en üstün şekillerindendir. Bu özel hidayetin nasip olduğu kişiler ise Nuh’un da aralarında olduğu “ulu’l-azm” diye bilinen peygamberlerdir. “Onun zürriyetinden” buyruğundaki zamirin Nuh’a ait olma ihtimali vardır. Zamirin raci olacağı daha önce geçmiş en yakın isim odur. Çünkü Yüce Allah’ın zikrettiği kimseler arasında Lut da vardır. Lut ise Nuh’un zürriyetindendir, İbrahim’in zürriyetinden değildir. Çünkü O İbrahim’in kardeşinin oğludur. Bununla birlikte zamirin İbrahim’e ait olma ihtimali de vardır. Çünkü bu buyruklar onu övmek ve onu methetmek ile alakalıdır. Lut ise -onun zürriyetinden olmasa dahi- İbrahim’e iman eden kimselerdendir. Böylelikle İbrahim el Halil’in bu üstünlük ve fazileti Lut’un onun sadece oğlu olmasından daha ileri derecede bir üstünlük ve fazilettir. “Davud’a” ve Davud’un oğlu “Süleyman’a, Eyyub’a”; Yakub’un oğlu “Yusuf’a” İmran’ın oğulları “Mûsâ’ya ve Hârûn’a da” hidâyet verdik. “İşte biz ihsan sahiplerini böyle mükâfaatlandırırız.” İbrahim el-Halil Rabbine ihsan ile ibadet ettiğinden, aynı şekilde diğer insanlara da ihsanlarda bulunup güzel bir şekilde davrandığından, onun zürriyetini de salih kıldık. İhsan sahiplerini biz, doğru ve güzel övgüler ile ve salih bir zürriyet nasib ederek mükâfaatlandırırız.
85. “Zekeriya’ya” ve onun oğlu olan “Yahya’ya” Meryem’in oğlu “İsa’ya, İlyas’a da” hidâyet verdik. Bunların “hepsi” ahlâklarında, amellerinde ve ilimlerinde “salihlerdendi”; hatta bunlar salihlerin efendileri, önderleri ve liderleridirler.
86. Milletlerin en üstünü olan Arap kavminin atası, Ademoğlunun efendisi Muhammed’in babası ve İbrahim’in oğlu “İsmail’e, Elyesa’ya”; Metta oğlu “Yunus’a ve” İbrahim’in kardeşi Haran’ın oğlu “Lut’a da” hidâyet verdik. İşte bu peygamber ve rasûllerin “her birini alemlere üstün kıldık.” Fazilet ve üstünlük dereceleri dört tanedir. Bunları da Yüce Allah şu buyruğunda söz konusu etmektedir:“Kim Allah’a ve Rasûle itaat ederse işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler.”(en-Nisa, 4/69) İşte üstün dereceler bunlardır. Hatta burada sözü edilen peygamberler, kayıtsız ve şartsız olarak rasûllerin en faziletlileridirler. Zira Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerim’inde kıssalarını anlattığı rasûller, hiç şüphesiz bize haberlerini anlatmadıklarından daha faziletlidirler.
87. “Onların babalarından” yani sözü geçenlerin babalarından “zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarına da” yani bu sözü geçenlerin zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da hidâyete erdirdik. “Onları seçtik ve dosdoğru bir yola ilettik.”
88. “Bu” sözü geçen hidâyet, hidâyetinden başka doğru yol bulunmayan “Allah’ın hidâyetidir ki O, onunla kullarından dilediğini hidâyete erdirir.” O halde siz de ondan hidâyet isteyin. Çünkü O, sizi hidâyete iletmeyecek olursa O’ndan başka sizi hidâyete erdirecek kimse bulunmaz. İşte bu anılanlar da Allah’ın hidâyete iletmeyi dilediği kimseler arasındadır. Faraza “eğer onlar da şirk koşsalardı yaptıkları her şey boşa giderdi.” Çünkü şirk koşmak amelleri boşa çıkartır ve cehennemde ebedi kalmayı gerektirir. Bu seçkin ve en hayırlı kimseler bile -hâşâ- şirk koşacak olsalar, amelleri boşa çıkacağına göre başkalarının bu durumda olması daha öncelikle söz konusudur. [89. “Onlar kendilerine kitap, hikmet ve nübüvvet verdiğimiz kimselerdir.” Yani kendilerine hidayet ve nübüvvet nimeti verdiğimiz peygamberler var ya işte biz kitabı onlara verdik. Mesela İbrahim’in sahifeleri, Musa’nın Tevrat’ı, Davud’un Zebur’u ve İsa’nın İncil’i gibi. Onlara bu kitapları anlama nimetini de verdik ve onları vahyimizi tebliğ için seçtik. “Şimdi bunlar, onları inkâr ederlerse (bilsinler ki) biz onları inkâr etmeyen bir topluluğu onlara vekil kılmışızdır.” Ey Rasul, şimdi senin kavminin kafirleri bu Kur'ân’ın ayetlerini inkar ederlerse şüphe yok ki biz, başka bir topluluğu, yani muhacirleri, ensarı ve kıyamete kadar onlara tabi olanları o ayetler için vekil kılmışızdır. Onlar bu ayetleri inkar etmezler, aksine ona iman ederler ve gösterdiği şeylerle de amle ederler.][3]
90. “İşte bunlar” sözü edilen kimseler “Allah’ın hidâyet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidâyetlerine uy!” Yani ey şerefli Rasûl, sen de bu hayırlı peygamberlerin ardından git ve onların dinlerine tâbi ol. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu emre uymuştur. Kendisinden önceki peygamberlerin hidâyetleri ile yol bulmuş ve onlardaki bütün kemal özelliklerini kendisinde toplamıştır. Böylelikle o, öyle bir takım fazilet ve özelliklere sahip olmuştur ki, bunlarla bütün alemlere üstün gelmiştir. Bütün rasûllerin efendisi, muttakilerin önderi olmuştur. Allah’ın salat ve selamı ona ve bütün peygamberlere olsun. İşte bu mülahaza ile ashab-ı kiramdan bazıları Allah rasûlünün bütün rasûllerden daha faziletli olduğuna bu ayeti delil göstermişlerdir. Senin çağrından yüz çeviren kimselere de “de ki: Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.” Sizden benim risaletimi tebliğimin ve davetimin karşılığında herhangi bir mal ve herhangi bir ücret istemiyorum. Öyle bir şey isteyecek olsam bu, sizin bu çağrımı kabul etmeyişinizin sebepleri arasında yer alır. Benim mükâfaatımı vermek Allah’a aittir. “O sadece alemler için bir öğüttür.” Kendilerine fayda verecek şeyleri öğrenip gereğini yaparlar, zararlı olacak şeyleri de öğrenip onları terk ederler. Onunla öğüt alır, Rab’lerini, isimlerini, sıfatlarını öğrenirler. Onunla güzel ahlâkı, güzel ahlâka götüren yolları, kötü ahlâkı ve kötü ahlâka ulaştıran yolları öğrenirler. O hem bütün alemlere bir öğüt hem de Allah’ın alemlere ihsan ettiği en büyük nimet olduğuna göre onların bu nimeti kabul etmeleri ve bundan dolayı Allah’a şükretmeleri gerekir.