En'âm Suresi 125. Ayet
Enam · Mekke · Sure 6 · Ayet 125/165
فَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يَهْدِيَهُۥ يَشْرَحْ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَـٰمِ ۖ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُۥ يَجْعَلْ صَدْرَهُۥ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى ٱلسَّمَآءِ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْعَلُ ٱللَّهُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
Fe men yuridillahu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islam, ve men yurid en yudıllehu yec'al sadrehu dayyikan haracen, ke ennema yassa'adu fis semai, kezalike yec'alullahur ricse alallezine la yu'minun.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
En'âm Suresi 125. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Hasılı Allah her kimi hidayetine irdirmek isterse, islama sinesini açar, gönlüne genişlik verir, her kimi de dalalete bırakmak isterse onun da kalbini daraltır öyle sıkıştırır ki sanırsın öfkesinden göke çıkacak, iymana gelmezleri Allah o murdarlık içinde hep böyle bırakır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, her kimi doğru yola erdirmek isterse, onun gönlünü islama açar. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse onun kalbini daraltır, öyle sıkıştırır ki, sanırsın öfkesinden göğe çıkacak. Allah imana gelmeyenleri o murdarlık içinde hep böyle bırakır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Allah kime doğru yolu gösterir, imana muvaffak ederse onun göksünü islam için açar (genişletir). Kimi de sapıklıkda bırakmak dilerse onun da kalbini son derece daraltır, sıkar. O, (İslamı kabul hususunda) guya zorla göğe çıkacakmış gibi (kendinde bir imkansızlık ve) zahmet (görür). Allah iman etmeyeceklerin üstüne işte böyle murdarlık çökertir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Hasılı Allah kimi doğru yola koymak isterse, onun kalbini İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü sanki o kişi gökte yükseliyormuşcasına dar ve tıkanık yapar. İşte Allah böylece, imana gelmeyenlere rüsvaylık verir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse, kalbini (Ona) teslim olma arzusuyla genişletir; kimin de sapmasına izin verirse onun kalbini daraltır ve sıkıştırır, adeta göklere tırmanıyormuş gibi: böylece Allah, inanmayanları dehşete düşürür.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah kimi doğru yola eriştirmek isterse, onun gönlünü İslam'a açar. Kimi de dalalette bırakmak isterse, zorla göğe çıkıyormuş gibi onun göğsünü daraltır. Allah, iman etmeyenlere, işte böyle rüsvaylık verir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Allah, kim hidayeti hak ederse[1] onun kalbini İslam'a açar; kime de sapkınlığı hak ederse[1] göğe çıkmaya çalışıyormuşçasına kalbini daraltır, sıkar. Allah, iman etmeyenleri işte böyle sıkıntı içinde bırakır.
Tefsir / dipnot (1)
Bkz. 6:39. ayetin 2. dipnotu.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah, kimi doğru yola eriştirmeyi dilerse, artık, onun gönlünü İslamiyet'e açar. Ve kimi saptırmayı dilerse, onun gönlünü, gökyüzüne yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı yapar. İşte böylece, Allah, inanmayanlara aşağılayıcı bir ceza verir.
İbni Kesir
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse; onun kalbini İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse; onu da göğe doğru yükseliyormuş gibi kalbini daraltır, sıkar. Allah; iman etmeyenlerin üstüne, işte böylece murdarlık çökertir.
Gültekin Onan
Tanrı kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü islama açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Tanrı, inanmayanların üstüne işte böyle pislik çökertir.
Rowad Tercüme Merkezi
Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun gönlünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah iman etmeyenlerin üstüne pisliği/azabı işte böyle verir.
Şaban Piriş
Allah kimi doğru yola eriştirmek isterse, onun gönlünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlere, işte böyle pislik/azap verir.
Ali Özek ve diğerleri
Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. İşte Allah, iman etmeyenlerin üzerine, (bütün işlerinde görülen) pisliği ve azabı böyle çökertir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Yüce Allah, kimi hidayet yoluna muvaffak kılmak isterse onun kalbini açar ve İslam’ı kabul etmeye hazırlar. Kimi de yardımsız bırakıp onu hidayete muvaffak kılmak istemezse, onun kalbine hakkı kabul etmesin diye şiddetli bir sıkıntı verir ki, gökyüzüne yükselirken bunu yapmaktan nasıl aciz kalıyorsa; hakkında kalbine girmesi aynı böyle imkansız olur. Allah, sapık kimseyi bu sıkıntılı duruma soktuğu gibi iman etmeyen kimselerin üzerine de azap indirir.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| فَمَن | مَن | من: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل. | |||
| يُرِدِ | رود | صفة الإرادة ثابتة لله تعالى على ما يليق به سبحانه. | |||
| ٱللَّهُ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| أَن | أن | حرف مصدري يفيد الإستقبال. | |||
| يَهْدِيَهُ | هدي | يرشده إلى الإيمان ويوفقه إليه. | |||
| يَشْرَحْ | شرح | الشين والرّاء والحاء أصيل يدلُّ على الفتح والبيان، ويشرح صدره للإسلام: يهيئه لقبول الإسلام. | |||
| صَدْرَهُ | صدر | الصدر من الإنسان: الجزء الممتد من أسفل العنق إلى فضاء الجوف، وأطلق في القرآن على القلب لوجوده فيه. | |||
| لِلْإِسْلَٰمِ | سلم | الإسلام: الانقياد لله، ولما جاء من الشرائع والأحكام، والإسلام: هو الاستسلام لله بالتوحيد، والانقياد له بالطاعة، والخلوص من الشرك. | |||
| وَمَن | مَن | من: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل. | |||
| يُرِدْ | رود | صفة الإرادة ثابتة لله تعالى على ما يليق به سبحانه. | |||
| أَن | أن | حرف مصدري يفيد الإستقبال. | |||
| يُضِلَّهُ | ضلل | يخذله ولا يوفقه للحق. | |||
| يَجْعَلْ | جعل | يصير. | |||
| صَدْرَهُ | صدر | الصدر من الإنسان: الجزء الممتد من أسفل العنق إلى فضاء الجوف، وأطلق في القرآن على القلب لوجوده فيه. | |||
| ضَيِّقًا | ضيق | يجعل صدره ضيقاً: يعاني من ألم وحزن وانقباض عن قبول الهدى يضيق بها صدره. | |||
| حَرَجًا | حرج | شديد الضيق. | |||
| كَأَنَّمَا | — | تدل على التشبيه. | |||
| يَصَّعَّدُ | صعد | يرتفع بمشقة. | |||
| فِي | في | حرف جر، يفيد معنى الظرفية | |||
| ٱلسَّمَاءِ | سمو | مصدر سما، وهي: كل ما علاك فأظلك من سقف ونحوه، والمراد: ما يقابل الأرض، وعددها سبع، ولها أبواب تُفَتَّح. | |||
| كَذَٰلِكَ | ذا | أي مثل ذلك. وذلك: اسم إشارة للمفرد المذكر البعيد. | |||
| يَجْعَلُ | جعل | يصير. | |||
| ٱللَّهُ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| ٱلرِّجْسَ | رجس | العقاب والغضب. | |||
| عَلَى | على | حرف جر، يُفيد معنى الاستعلاء | |||
| ٱلَّذِينَ | الذي | اسم موصول للجمع المذكَّر. | |||
| لَا | لا | نافية غير عاملة. | |||
| يُؤْمِنُونَ | أمن | يُصدِّقُون ويُذْعِنون، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{فَمَنْ يُرِدِ} إدغام بغنة، ورُقق اسم الجلالة بعدها لكسْر ما قبله
{أَنْ يَهْدِيَهُ} إدغام بغنة، وصلة هاء الضمير {صَدْرَهُ} الدال مرققة ومقلقلة
وفيها صلة هاء الضمير {وَمَنْ يُرِدْ} إدغام بغنة، ومثلها {أَنْ يُضِلَّهُ} وفى
الهاء مع شبه طبيعي {حَرَجًا كَأَنَّمَا} إخفاء حقيقي، وبعده غنة في النون، ومد
طبيعي {السَّمَاءِ} مد متصل، {يَجْعَلُ} قلقلة في الجيم {الرِّجْسَ} الراء مرققة،
والجيم مقلقلة.