En'âm Suresi 124. Ayet
Enam · Mekke · Sure 6 · Ayet 124/165
وَإِذَا جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّىٰ نُؤْتَىٰ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ رُسُلُ ٱللَّهِ ۘ ٱللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۥ ۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَمْكُرُونَ
Ve iza caethum ayetun kalu len nu'mine hatta nu'ta misle ma utiye rusulullah, allahu a'lemu haysu yec'alu risaleteh, seyusibullezine ecremu sagarun indallahi ve azabun şedidun bima kanu yemkurun.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
En'âm Suresi 124. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız" derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekarlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bunlara bir ayet geldiği zaman Allahın Peygamberlerine verilen risalet ayniyle bizlere verilmedikçe sana asla iyman etmeyiz diyorlar, Allah, risaletini nereye tevdi' edeceğini daha iyi bilir, mekkarlıklarından dolayı öyle mücrimlere yarın Allah yanında hem bir küçüklük hem pek şiddetli bir azab ısabet edecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen peygamberlik aynen bizlere verilmedikçe sana asla inanmayacağız." diyorlar. Allah, peygamberliğini kime vereceğini en iyi bilendir. Hilekarlıklarından dolayı, öyle günahkarlara, yarın Allah yanında hem bir küçüklük hem de çok çetin bir azap isabet edecek.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onlara bir ayet gel (ib tebliğ edil) diği zaman derler ki: "Allahın peygamberlerine verilenler gibi bize de verilinceye kadar asla iman etmeyeceğiz". Allah, elçiliğini nereye vereceğini çok iyi bilendir. Cürüm işleyen onları, yapageldikleri hıylekarlıklar sebebiyle, Allah katından bir horluk ve çetin bir azab çarpacakdır.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Onlara bir ayet gelince: "Allah'ın elçilerine verilenin aynı bize de verilmedikçe kat'iyyen inanmayız!" dediler. Allah, mesajını koyacağı yeri (elçilik görevini kime vereceğini) bilir. Suç işleyenlere Allah katında bir aşağılık ve yaptıkları hileye karşı çetin bir azab erişecektir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Bir ayet gelip de bu kafirlere tebliğ edilince "Allah'ın resullerine verilen risaletin benzeri bize verilmedikçe, sana asla iman etmeyiz." derler. Allah peygamberliği kime vereceğini pek iyi bilir. Yaptıkları hileler sebebiyle, suç işleyenlere, Allah tarafından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu, suçlu günahkarlara, kurdukları hileli düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab ve Allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ne zaman onlara bir (ilahi) mesaj gelse, "Allahın peygamberlerine verdiklerinin benzeri bize verilmedikçe inanmayız!" derler. (Ama) mesajını kime tevdi edeceğini en iyi Allah bilir. Suç işleyenler, Allah katında aşağılanmaya ve entrikacı eğilimlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğratılacaklardır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Onlara bir ayet geldiği zaman; -Allah'ın Resullerine verilen, bize de verilmedikçe iman etmeyeceğiz" derler. Allah, kime peygamberlik vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılanma ve hile yapmalarına karşılık şiddetli bir azap erişecektir.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın Resul'üne verilenin benzeri bize de verilmedikçe asla inanmayız." derler. Allah, Resul'lük görevini kime vereceğini en iyi bilendir. Suç işleyenlere, yaptıkları aldatmalar yüzünden, Allah katında bir aşağılanma ve şiddetli bir azap vardır.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Onlara bir ayet geldiğinde, şöyle derler: "Allah'ın elçilerine verilenin tıpkısı bize verilmedikçe inanmayız!" Allah, elçilik görevini nereye vereceğini bilir. Suçlulara, Allah'ın katından, hem bir aşağılanma hem de yaman bir ceza gelecektir.
İbni Kesir
Onlara bir ayet geldiği zaman; derler ki: Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe asla iman etmeyiz. Allah, risaletini nereye vereceğini en iyi bilendir. Suç işleyenlere; yapageldikleri hilekarlık yüzünden Allah katında bir horluk ve şiddetli bir azab erişecektir.
Gültekin Onan
Onlara ne zaman bir ayet gelse derler ki: "Tanrı'nın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız." Tanrı elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu suçlu günahkarlara, kurdukları hileli düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab ve Tanrı katında bir küçüklük (aşağılanma) isabet edecektir.
Rowad Tercüme Merkezi
Onlara bir ayet geldiği zaman; “Allah’ın Rasûllerine verilen, bize de verilmedikçe iman etmeyeceğiz” derler. Oysa Allah, peygamberliği kime vereceğini daha iyi bilir. Bu, suçlu günahkârlara Allah katında bir küçüklük, yaptıkıları hilekârlıklar yüzünden de şiddetli bir azab isabet edecektir.
Şaban Piriş
Onlara bir ayet geldiği zaman; Allah’ın rasûllerine verilen, bize de verilmedikçe iman etmeyeceğiz” derler. Allah, kime peygamberlik vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılanma ve tuzak kurmalarına karşılık şiddetli bir azap erişecektir.
Ali Özek ve diğerleri
Onlara bir âyet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Kâfirlerin önde gelenlerine, Allah’ın peygamberine indirdiği mucizelerden bir mucize ulaştığı zaman; "Bizler, peygamberlerine verdiği risalet ve peygamberliğin aynısını Allah bize verene kadar iman etmeyeceğiz” derler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara, risaletin kimin için uygun olacağını ve sorumluluklarını kimin yerine getireceğini, böylece kimi peygamberlik ve risalete mahsus kılacağını en iyi bilenin kendisi olduğunu bildirerek cevap verdi. Bu azgınlar, hakka karşı kibirlendikleri için zillet ve alçaklığa ve tuzak kurmaları sebebiyle de şiddetli bir azaba nail olacaklar.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَإِذَا | إذا | إذا: ظرف زمان يتضمن معنى المفاجأة. | |||
| جَاءَتْهُمْ | جيأ | أتتهم. | |||
| ءَايَةٌ | أيي | معجزة ودليل وعبرة وعلامة. | |||
| قَالُوا | قول | تكلموا. والقول: معناه الكلام. وقد يُراد بالقول أعمّ من ذلك. | |||
| لَن | لن | لن: حرف نفي ونصب واستقبال، يدخل على المضارع فينصبه، وينفي معناه، ويُحَوِّله من الحاضر إلى المستقبل، وقد يكون نفي الفعل على سبيل التأبيد. | |||
| نُّؤْمِنَ | أمن | لن نؤمن: لن نذعن ولن نصدق، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| حَتَّىٰ | حتى | حرف جر بمعنى "إلى أن". | |||
| نُؤْتَىٰ | أتي | نعطى. | |||
| مِثْلَ | مثل | المثل: المشابه. | |||
| مَا | ما | يحتمل أن تكون موصولة أو موصوفة أو مصدرية. | |||
| أُوتِيَ | أتي | أعطي. | |||
| رُسُلُ | رسل | الرسل: جمع رسول، والرسول من الناس: إنسان أوحي إليه بشرع وأمر بتبليغه، فإن لم يؤمر فنبي فقط. والرسول من الملائكة: هو من يبلغ الرسالة الإلهية عن الله. | |||
| ٱللَّهِ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| ٱللَّهُ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| أَعْلَمُ | علم | أكثر علما وإحاطة. والعلم: من صفات الله عز وجل. | |||
| حَيْثُ | حيث | ظرف مكان مبهم يوضحه ما بعده. | |||
| يَجْعَلُ | جعل | يصير. | |||
| رِسَالَتَهُ | رسل | الرسالة: ما يرسل به الرسول مما يوحى إليه من الله لتبليغه للناس. | |||
| سَيُصِيبُ | صوب | سيصيب القوم: سينزل بهم. | |||
| ٱلَّذِينَ | الذي | اسم موصول للجمع المذكَّر. | |||
| أَجْرَمُوا | جرم | أذنبوا. | |||
| صَغَارٌ | صغر | ذلة وضعة وهوان. | |||
| عِندَ | عند | ظرف مكان، ولا تقع إلا مضافة. | |||
| ٱللَّهِ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| وَعَذَابٌ | عذب | العذاب: العقاب والتنكيل وكل ما شقَّ على النفس وآلمها. والجمع أعذبة وعذابات. | |||
| شَدِيدٌ | شدد | أليم شديد الايجاع. | |||
| بِمَا | ما | ما: يحتمل أن تكون موصولة أو موصوفة أو مصدرية. | |||
| كَانُوا | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| يَمْكُرُونَ | مكر | يخدعون ويحتالون في تدبير الشر. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{جَاءَتْهُمْ} مَد متصل {آيَةٌ قَالُوا} مد بدل، يليه إخفاء حقيقى {لَنْ
نُؤْمِنَ} إدغام تماثل صغير أو هو إدغام بغنة. {مَا أُوتِيَ} مد منفصل، ولام
{رُسُلُ} رقيقة واسم الجلالة بعدها {اللَّهِ} مفخم {يَجْعَلُ} قلقلة في الجيم وفي
{رِسَالَتَهُ} صلة صغرى، والوقف عليها أولى من الوصل {عِنْدَ} إخفاء حقيقي، كذا:
{وَعَذَابٌ شَدِيدٌ} وفِي {شَدِيدٌ بِمَا} إقلاب، وفى {يَمْكُرُونَ} إظهار شفوى.
وفي رؤوس الآى مد عارض للسكون وقفًا.