Tâhâ Suresi 125. Ayet
TaHa · Mekke · Sure 20 · Ayet 125/135
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا
Kale rabbi lime haşerteni a'ma ve kad kuntu basira.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin, halbuki ben gözlü idim der
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Diyecek ki: "Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin. Oysa ben, gören bir kimse idim?"
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Artık o zaman) o: "Rabbim, beni niçin kör haşretdin? Halbuki ben hakıykaten görücü idim" demişdir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Rabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim?"
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
"Ya Rabbi," der, "ben gözleri gören biri olduğum halde neden beni kör olarak haşrettin?"
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
"O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(Böyle biri, Kıyamet Günü'nde:) "Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?" diye soracak.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Der ki: - Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Ben, gören birisiydim.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
"Rabb'im, beni neden kör olarak haşrettin? Oysa dünyada iken gören biriydim." der.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Der ki: "Efendim! Ben gören birisiyken, neden beni kör olarak getirdin?"
İbni Kesir
Der ki: Rabbım, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören biriydim
Gültekin Onan
"O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin rabbim?"
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Yüce Allah'ın zikrinden yüz çeviren kimse: "Ey Rabbim! Bugün beni niçin kör olarak haşrettin? Ben dünyada gören bir kimseydim." der.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Der ki: Rabbım, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören biriydim
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
123- Buyurdu ki:“Hepiniz oradan inin. Kiminiz kiminize düşmansınız. Benden size bir hidâyet geldiğinde kim benim hidâyetime uyarsa o, hem sapıtmaz, hem bedbaht olmaz.” 124- “Kim de Zikrimden yüz çevirirse gerçekten onun için dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.” 125- Der ki:“Rabbim, niçin beni kör haşrettin? Halbuki ben görüyordum.” 126- Buyurur ki:“Öyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldiğinde sen onları unuttun. İşte aynı şekilde bugün de sen unutulacaksın.” 127- Haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine iman etmeyenleri işte böyle cezalandırırız. Âhiret azabı elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
123. Şanı Yüce Allah, Âdem’e ve İblis’e yeryüzüne inmelerini, Âdem’in ve zürriyetinin şeytanı düşman belleyerek ondan gereği gibi sakınmalarını, ona karşı gerekli hazırlıklarını yaparak onunla savaşmalarını emrettiğini haber vermektedir. Ayrıca Yüce Allah, insanlara peygamberleri aracılığıyla kitaplar göndererek onlara kendisine ve cennetine ulaştıracak dosdoğru yolu beyan edeceğini ve bu apaçık düşmana karşı onları sakındırıp uyaracak peygamberler göndereceğini de bildirmektedir. İşte insanlara bu hidâyetin -ki bu da kitaplar ve peygamberlerdir- geldiği herhangi bir vakitte kim bu hidâyete uyarsa, emrolunduğu şeye uyup kendisine yasak kılınan şeylerden de sakınırsa böyle bir kimse, dünyada da âhirette de sapıtmaz, her ikisinde de bedbaht olmaz. Aksine böyle bir kimse, dünyada da âhirette de dosdoğru yola iletilmiş, âhirette bahtiyarlığa ve güvene kavuşmuş olur. Böyle hareket eden kimseden ise bir başka âyet-i kerimede Yüce Allah, şu buyruğu ile korkunun da kederin de söz konusu olmayacağını belirtmektedir:“Benden size bir hidâyet gelir de kim benim hidâyetime uyarsa, onlar için korku yoktur ve onlar asla üzülmezler de.”(el-Bakara, 2/38) Hidâyete uymak ise gelen haberi tasdik etmek, birtakım şüpheleri ileri sürerek ona karşı çıkmamak, herhangi bir arzusu dolayısıyla da ona karşı itirazda bulunmaksızın emre uymak ile olur.
124. “Kim de Zikrimden” yani üstün isteklerin tümünün kendisi vasıtasıyla öğrenildiği Kitabımdan “yüz çevirirse” ve ondan yüz çevirmek maksadıyla onu terk ederse yahut bundan da daha ağırı olarak onu inkâr etmek ve onu reddetmek suretiyle ondan yüz çevirecek olursa “gerçekten onun için dar bir geçim vardır.” Onun cezası, bizim onun yaşayışını dar ve meşakkatli kılmamız olacaktır. Bu ise ancak azap olur. Buradaki “dar geçim” kabir azabı ve kişinin kabrinin daralması, orada sıkıştırılıp azap edilmesi olarak da tefsir edilmiştir. Bu ise Rabbinin Zikrinden yüz çevirmesinin cezasıdır. Buna göre bu ayet, kabir azabına delâlet eden âyet-i kerimelerden biridir. İkinci âyet-i kerime Yüce Allah’ın: “Sen zalimleri ölümün ızdırap verici sıkıntıları içinde meleklerin ellerini uzatarak... derken bir görsen”(el-En’am, 6/93) buyruğudur. Üçüncü âyet-i kerime:“Andolsun ki biz onlara en büyük azaptan önce yakın azaptan mutlaka tattıracağız”(es-Secde, 32/21) buyruğudur. Dördüncü âyet-i kerime ise Yüce Allah’ın Firavun hakkında:“Ateştir o, onlar sabah akşam ona arzulunurlar”(el-Mü’min, 40/46) buyruğudur. Seleften bazılarının, bu âyet-i kerimeyi sadece kabir azabı ile ilgili olarak tefsir etmeleri ve sadece bunun hakkında kabul etmelerinin sebebi, -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- âyet-i kerimenin son bölümünde Yüce Allah’ın kıyamet günündeki azabı söz konusu etmesidir. Bazı müfessirler de buradaki “dar geçim”in dünya hayatında Rabbinin Zikrinden yüz çevirene isabet edecek olan peşin azap olduğu, yani gamlar, kederler, üzüntüler ve acılar ile berzah hayatındaki azapla âhiret hayatındaki azabı da kuşatan umumi bir buyruk olduğu kanaatindedir. Çünkü burada “dar geçim” mutlak olarak zikredilmiş ve onunla birlikte herhangi bir kayıt söz konusu edilmemiştir. “Ve onu” Rabbinin zikrinden yüz çeviren o kimseyi “kıyamet günü kör olarak” sahih kabul edilen görüşe göre gözleri görmez bir halde haşrederiz. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Biz onları Kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzükoyun haşredeceğiz.”(el-İsra, 17/97)
125. Bu şekilde haşredilen kimse, zillet içinde halinin sebebini sormak, acısını bildirmek ve bu hale tahammülsüzlüğünü ifade etmek üzere:“Rabbim, niçin beni kör haşrettin? Halbuki ben” dünya hayatında iken “görüyordum.” Beni bu korkunç hale getiren ne oldu?
126. “Buyurur ki: Öyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldiğinde onları” onlardan yüz çevirmek suretiyle “unuttun. İşte aynı şekilde bugün de sen unutulacaksın.” Azap içerisinde terk olunacaksın. Böylelikle ona şöyle cevap verilmiş olacaktır: Bu, senin amelinin ta kendisidir. Zira ceza, amel türündendir. Sen, Rabbinin Zikrine karşı kör davrandığın, ona karşı gözlerini perdelediğin, onu unuttuğun, ondan alman gereken payını almayı ihmal ettiğin için Allah da âhirette senin gözünü kör etti. Böylelikle sen cehenneme kör, sağır ve dilsiz olarak haşredildin. Senden yüz çevirdi ve seni azap içerisinde öylece bıraktı.
127. Allah’ın çizdiği sınırları aşarak, haramları işleyerek ve kendisine müsaade edilen çerçevenin dışına çıkarak “haddi aşan ve Rabbinin” imanın gereği olan bütün hususlara açık ve seçik bir şekilde delâlet eden “âyetlerine iman etmeyenleri işte böylece” bu ceza ile “cezalandırırız.” Yüce Allah, böyle bir kimseye verdiği bu ceza ile zulmetmiş olmayacaktır. Layık olmayan kimseyi hak etmediği bir şekilde cezalandırmış olmayacaktır. Bu cezanın sebebi, o kimsenin haddi aşması ve iman etmeyişidir. “Âhiret azabı elbette” dünya azabına göre kat kat “daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” Çünkü âhiret azabı, dünya azabının aksine kesintisizdir, bitmez. Dünya azabı ise sonludur, biter. O halde âhiret azabından korkmak ve çekinmek gerekir.