Tâhâ Suresi 118. Ayet
TaHa · Mekke · Sure 20 · Ayet 118/135
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ
İnne leke ella tecua fiha ve la ta'ra.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
"Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman hep oradadır".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(118-119) "Sen cennette asla açlık çekmeyecek, asla çıplak kalmayacaksın. Orada asla susuzluk çekmeyecek ve güneşin kavurucu sıcağına maruz kalmayacaksın.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(O hasbahçe ki,) orada acıkmaman ve kendini çıplak hissetmemen sağlanmıştır;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Oysa cennette ne acıkırsın ne de açık kalırsın.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
"Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
"Kuşkusuz, orada, ne aç kalırsın ne de çıplak kalırsın!"
İbni Kesir
Zira cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın.
Gültekin Onan
Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Şüphesiz Yüce Allah, cennette seni doyurmakta ve orada aç kalmamaktasın. Seni giydirmekte bu yüzden çıplak da değilsin.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Zira cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
116- Hani meleklere:“Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişlerdi. O ise yüz çevirmişti. 117- Biz de dedik ki:“Ey Âdem, şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa sıkıntıya uğrarsın.” 118- “Çünkü cennette sen aç da kalmazsın, çıplak da.” 119- “Orada susuzluk da çekmezsin, güneşin sıcağını da.” 120- Şeytan ona vesvese verip dedi ki:“Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve sonu gelmez bir mülkü(n yolunu) göstereyim mi?” 121- Böylece ikisi de ondan yediler ve avret yerleri kendilerine göründü. Onlar da üzerlerine cennet yapraklarından koyarak (avretlerini örtmeye) başladılar. Böylece Âdem Rabbinin emrine karşı geldi ve yolunu şaşırdı. 122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve onu doğruya iletti.
116. Yani Yüce Allah, eliyle Âdem’in yaratıp ona isimleri öğreterek üstünlük verdikten ve ona türlü ihsanlarda bulunarak onu şerefli kıldıktan sonra meleklere Âdem’e ikram ve ta’zim olmak üzere secde etmelerini emretti. Melekler de Yüce Allah’ın emrine uyarak hemen secdeye kapandılar. Aralarında İblis de vardı. İblis ise Rabbinin emrine karşı büyüklük taslayıp Âdem’e secde etmeyi kabul etmedi ve:“Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”(el-A’raf, 7/12) dedi.
117. İşte o vakit İblis’in Âdem’e ve onun eşine olan aşırı düşmanlığı da açığa çıkmış oldu. Onun bu düşmanlığının asıl sebebi ise Allah’a düşman oluşudur. Bu olay, düşmanlığına sebep teşkil eden kıskançlığını da ortaya koymuş oluyordu. Yüce Allah, Âdem’i ve onun eşini İblis’e karşı uyarıp sakındırarak:“Sakın sizi cennetten çıkarmasın.” Şayet sen oradan çıkacak olursan “sıkıntıya uğrarsın.” dedi. Çünkü senin için cennette huzur ve afiyetle elde edeceğin bir rızık ve tam bir rahat vardır. 118-119. “Çünkü cennette sen aç da kalmazsın, çıplak da. Orada susuzluk da çekmezsin, güneşin sıcağını da.” Böylelikle Yüce Allah, Âdem’e orada yiyecek, içecek, giyecek, su ve yorulmama garantisini vermiş oluyordu. Ancak Yüce Allah, ona belli bir ağacın meyvesinden yemesini yasaklamış ve şöyle demişti:“Yalnız bu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zulmedenlerden olursunuz.”(el-Bakara, 2/35)
120. Ne var ki şeytan, onlara sürekli vesvese verip ağacın meyvesinden yemeyi onlara süslü gösterdi ve şöyle dedi:“Sana ebedilik ağacını” yani ondan yiyen kimsenin cennette ebedi olarak kalmasını sağlayan ağacı “ve sonu gelmez” o meyveden yediğin takdirde ardı arkası kesilmeyecek türden “bir mülkü(n yolunu) göstereyim mi?”
121. Şeytan, Âdem’e nasihat veren bir kişi kimliğinde gelmişti. Ona yumuşak söz söylemişti. O nedenle Âdem de ona kandı. Her ikisi de ağaçtan yediler ama yediklerinden hemen pişman oluverdiler. Üzerlerindeki elbiseler düşüverdi ve böylelikle masiyet işledikleri ortaya çıktı. Önceleri örtülü iken her birine diğerinin avreti göründü. Bu sefer cennet ağaçlarının yapraklarını birbirine ekleyerek üzerlerine örtmeye ve böylelikle avret yerlerini kapatmaya çalıştılar. Ancak Yüce Allah’ın takdir edebileceği çapta çok mahcub oldular, utandılar. “Böylece Âdem Rabbinin emrine karşı geldi ve yolunu şaşırdı.” Bunun sonucunda her ikisi de tevbeye ve Allah’a yönelmeye koyulup şöyle dediler: “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve rahmet etmezsen muhakkak ki zarara uğrayanlardan oluruz.”(el-A’raf, 7/23)
122. Rabbi, onu beğenip seçti, ona tevbe etmeyi kolaylaştırdı. “Tevbesini kabul etti ve onu doğruya iletti.” Âdem, böylelikle tevbeden sonra tevbeden öncekinden daha iyi bir halde oldu. Düşmanının hilesi de başına geçmiş, tuzağı boşa gitmiş oldu. Âdem’in ve onun zürriyeti üzerindeki nimet de tamamlanmış oldu. Onlar bu nimetin gereğini yerine getirmek ve itiraf etmekle yükümlü oldukları gibi yakalarını gece-gündüz bırakmayan, onları gözetleyip duran bu düşmana karşı da tetikte olmaları gerekir:“Ey Âdemoğulları, şeytan ana ve babanızı avret yerlerini kendilerine göstermek için üzerlerinden elbiselerini sıyararak cennetten çıkmalarına sebep olduğu gibi sakın sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü o da kabilesi de sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kıldık.”(el-A’raf, 7/27)