Nisâ Suresi 92. Ayet
Kadınlar · Medine · Sure 4 · Ayet 92/176
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًٔا ۚ وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ ۚ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ ۖ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Ve ma kane li mu'minin en yaktule mu'minen illa hataa, ve men katele mu'minen hataen fe tahriru rakabetin mu'minetin ve diyetun musellemetun ila ehlihi illa en yessaddaku. Fe in kane min kavmin aduvvin lekum ve huve mu'minun fe tahriru rakabetin mu'mineh. Ve in kane min kavmin beynekum ve beynehum misakun fe diyetun musellemetun ila ehlihi ve tahriru rakabetin mu'mineh, fe men lem yecid fe sıyamu şehreyni mutetabiayni tevbeten minallah. Ve kanallahu alimen hakima.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü'min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü'min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olamaz meğerki hata ola ve kim bir mü'mini hatara öldürürse mü'min bir esir azad etmesi ve ölenin varislerine teslim edilecek bir diyet vermesi lazım gelir, meğer ki varisler tasadduk edeler, eğer öldürülen kendi mü'min olmakla beraber size düşman bir kavmden ise o zaman öldürenin bir esir azad etmesi lazım gelir ve eğer kendileriyle aranızda bir misak bulunan bir kavmden ise o zaman varislerine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü'min bir esir azad etmek lazım gelir, bunlara gücü yetmiyen de Allah tarafından tevbesinin kabulü için ardı ardına iki ay oruç tutmak lazım gelir, Allah alim, hakim bulunuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir müminin diğer bir mümini öldürmesi caiz olmaz, meğer ki yanlışlıkla ola. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin mirasçılarına teslim edilecek bir diyet vermesi lazım gelir, meğer ki mirasçılar o diyeti sadaka olarak bağışlamış olalar. Eğer öldürülen -kendi mümin olmakla beraber- size düşman bir kavimden ise, o zaman öldürenin bir esir azad etmesi gerekir. Şayet kendileriyle aranızda bir antlaşma bulunan bir kavimden ise, mirasçılarına teslim edilecek bir diyet vermek ve mümin bir köle azad etmek icap eder. Bunlara gücü yetmeyen, Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için, ardı ardına iki ay oruç tutmalıdır. Allah, herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Bir mü'minin diğer bir mü'mini, yanlışlık eseri olmayarak, öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse mü'min bir köleyi azadetmesi ve (ölenin) ailesine (mirasçılarına) teslim edilecek bir diyet (kan bahası) vermesi lazımdır. Meğer ki onlar (o diyeti) sadaka olarak bağışlamış olsunlar. Eğer (öldürülen) mü'min olmakla beraber size düşman bir kavmden ise o zaman (öldürenin) mü'min bir köle azadetmesi lazımdır. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir kavmden ise o vakit mirasçılarına bir diyet vermek ve bir de mü'min bir köle azadetmek gerekdir. Kim (bunları) bulamazsa (bulmakdan aciz ise) Allah (tarafın) dan tevbesi (nin kabulü) için birbiri ardınca iki ay oruç tutması icab eder. Allah, her (şeyi) bilendir, gerçek hüküm ve hikmet saahibidir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Yanlışlık dışında bir mü'min, bir mü'mini öldüremez: Yanlışlıkla bir mü'mini öldüren kimsenin, mü'min bir köle azadetmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer (ölenin ailesi), bağışlar(diyetten vazgeçer)lerse başka. (Öldürülen) mü'min, düşmanınız olan bir topluluktan ise mü'min bir köle azadetmek gerekir. Ve eğer sizinle kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azadetmek lazımdır. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ardı ardına oruç tutması gerekir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Müminin mümini öldürmesi olacak iş değildir, ancak yanlışlıkla olursa başka. Kim yanlışlıkla bir mümini öldürürse mümin bir esir (köle) azad etmesi ve öldürülenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir; ancak onlar diyetten vazgeçip bağışlarsa o başka. Eğer yanlışlıkla öldürülen, kendisi mümin olmakla birlikte, size düşman bir topluluktan ise, öldürenin mümin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen, aranızda anlaşma bulunan bir topluluktan olursa, varislerine teslim edilecek bir diyet ile mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunları yapmaya gücü yetmeyenin, Allah tarafından tövbesinin kabulü için ard arda iki ay oruç tutması gerekir. Allah alim ve hakimdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Hataen olmadıkça bir müminin başka bir mümini öldürmesine asla izin verilemez. Bir mümini hataen öldüren kişi, mümin bir canı özgürlüğüne kavuşturmak ve maktulün akrabalarına diyet ödemekle yükümlüdür, meğer ki onlar bundan vazgeçmiş olsunlar.Maktulün, kendisi bir mümin olmasına rağmen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup ise, (diyet), mümin bir canı özgürlüğüne kavuşturmak (ile sınırlı olacaktır); ama o, sizin anlaşma ile bağlı bulunduğunuz bir topluluğa mensup ise (ödenecek bedel), mümin bir canı özgürlüğüne kavuşturmanın yanında akrabalarına ödenecek bir diyet(i de kapsayacaktır). Fakat yeterli imkanlara sahip olmayan, (bunun yerine) peş peşe iki ay oruç tutmalıdır. (Bu), Allah tarafından emredilen karşılık(tır) ve Allah gerçekten her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Bir müminin bir mümini, hata dışında öldürmesi olmaz. Eğer bir kimse bir mümini yanlışlıkla öldürürse, onun cezası mümin bir köle azat etmek ve öldürülenin ailesine teslim edilen bir diyettir. (Öldürülenin ailesi bağışlarsa o hariç.) Eğer ölen, mümin olduğu halde size düşman bir toplumdan ise, bu takdirde ceza bir mümin köle azat etmektir. Eğer sizinle aranızda anlaşma bulunan bir toplumdan ise, öldürülenin ailesine teslim olunan bir diyet ve mümin bir köle azad etmektir. Fakat kim bunu bulamazsa, Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay peş peşe oruç tutmaktır. Allah her şeyi bilendir, hükmedendir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Hata ile olması dışında, bir Mü'min'in bir Mü'min'i öldürmesi olacak şey değildir. Kim, hata ile bir Mü'min'i öldürürse, Mü'min bir rekabeyi[1] özgürlüğüne kavuştursun, ailesi bağışlamadığı takdirde, ölenin ailesine diyet ödesin. Eğer, öldürülen Mü'min; düşmanınız olan bir halka mensupsa, Mü'min bir rekabeyi özgürlüğüne kavuştursun. Eğer, aranızda anlaşma bulunan bir halktansa, ailesine diyet vermek ve Mü'min bir rekabeyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Kim bunları bulamazsa, Allah'tan tevbesini kabul etmesi için ardı ardına iki ay siyam[2] yapmalıdır. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Tefsir / dipnot (2)
Rekabe, özgürlüğüne kavuşmak isteyen köle demektir. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Kelime anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir. Vahiy, köleliği ilk yıllarında gündemine almış ve tamamıyla kaldırmak, yok etmek sürecini başlatmıştır. Köle edinmenin tek yolu savaş esirleriydi. 47:4. Ayeti ile bu yol tamamıyla kapatılarak bu süreç tamamlanmış, kölelik sona erdirilmiştir.
Oruç tutmalıdır.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Yanlışlıkla olmadıkça, inanmış bir kişi, inanmış bir diğer kişiyi öldüremez. Kim inanmış bir kişiyi yanlışlıkla öldürürse, özgürlüğü alınmış inanmış bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturmakla ve onların karşılıksız yardım olarak bağışlamaları dışında, ailesine karşılık ödemekle yükümlüdür. İnanmış bir kişi olmasına karşın, sizinle savaş durumunda olan bir toplumdan ise inanmış bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturmanız gerekir. Aranızda antlaşma olan bir toplumdan ise ailesine karşılık ödemeniz ve inanmış bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturmanız gerekir. Yine de bulamayan kişi, Allah'a pişmanlık olarak, iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
İbni Kesir
Bir mü'min'in diğer mü'mini hata dışında öldürmesi olur şey değildir. Bir mü'min'i yanlışlıkla öldürenin bir mü'min köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça ona teslim edilmiş bir diyet ödemesi gerekir. Öldürülen mü'min, düşmanınız olan bir topluluktan ise; mü'min bir köle azad etmek gerekir. Şayet sizin ile kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluluktan ise; ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah; Alim, Hakim olandır.
Gültekin Onan
Bir inançlıya, -hata sonucu olması dışında- bir başka inançlıyı öldürmesi yakışmaz. Kim bir inançlıyı 'hata sonucu' öldürürse, inançlı bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ehline (ailesine) teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, inançlı olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda inançlı bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ehline (ailesine) bir diyet ödemek ve bir inançlı köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Tanrı'dan bir tevbedir. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Mümin bir kimseye, yanlışlıkla meydana gelmesi dışında başka bir Mümini öldürmek asla yakışmaz. Kim yanlışlıkla Mümin birini öldürürse yaptığı işin kefareti olarak, Mümin bir köle azat etmesi, katilin mirasçıları olan akrabalarının da öldürülen kişinin mirasçılarına bir diyet ödemeleri gerekir. Onların diyeti affetmeleri durumu ise bunun dışındadır. O halde diyet düşer. Eğer öldürülen kişi sizlerle savaş halindeki bir topluluktan olan Mümin biriyse, katilin Mümin bir köle azat etmesi gerekir, diyet ödemez. Eğer öldürülen Mümin değil fakat zimmiler gibi sizin ile onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluktan ise, katilin mirasçıları olan akrabalarının öldürülen kişinin mirasçılarına diyet ödemesi, katilin de yaptığı işin kefareti olarak Mümin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer azat edebileceği bir köle bulamaz veya ücretini ödemeye gücü yetmezse, bu durumda yapmış olduğu bu işten dolayı Allah’ın tövbesini kabul etmesi için, ardı ardına kesintisiz hiçbir gün dahi oruç açıp ara vermeden iki ay boyunca oruç tutması gerekir. Allah kullarının yaptıklarını ve niyetlerini bilir. Kanunlarında ve yönetiminde hikmet sahibidir.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Bir mü´min´in diğer mü´mini hata dışında öldürmesi olur şey değildir. Bir mü´min´i yanlışlıkla öldürenin bir mü´min köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça ona teslim edilmiş bir diyet ödemesi gerekir. Öldürülen mü´min, düşmanınız olan bir topluluktan ise; mü´min bir köle azad etmek gerekir. Şayet sizin ile kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluluktan ise; ailesine verilecek bir diyet ve mü´min bir köle azad etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah; Alim, Hakim olandır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
92- Bir mü’minin diğer bir mü’mini öldürmesi -yanlışlıkla olması hariç- olacak şey değildir. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse mü’min bir köle azad etmesi ve (ölenin) akrabasına teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak onların (diyeti almayıp) sadaka olarak bağışlamaları müstesna. Şâyet (yanlışlıkla öldürdüğü kişi) mü’min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise o zaman mü’min bir köle azad etmesi gerekir. Şâyet kendileri ile aranızda anlaşma bulunan bir kavimden ise o vakit akrabalarına bir diyet vermesi ve mü’min bir köle azad etmesi gerekir. Kim (bunları) bulamazsa -Allah’tan bir tevbe olmak üzere- iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. Allah çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
92. “Bir mü’minin diğer bir mü’mini öldürmesi -yanlışlıkla olması hariç- olacak şey değildir.” anlamındaki ifade imkânsızlık bildiren bir ifadedir. Yani mü’min bir kimsenin mü’min bir kimseyi kasten öldürmesi imkânsızdır, olur şey değildir. Bu ise böyle bir fiilin ileri derecede haram olduğunu ve imana son derece aykırı olduğunu ifade eder. Böyle bir fiili ancak ya bir kâfir ya da imanı büyük ölçüde eksik ve daha kötü bir duruma düşmesinden endişe edilen bir fasık işleyebilir. Çünkü doğru bir iman, mü’min kimseyi mü’min kardeşini öldürmekten alıkoyar. Çünkü Allah mü’min ile kardeşi arasında iman kardeşliğini kurmuştur ki onu sevmesi, dost bellemesi ve ona eziyet veren şeyleri ortadan kaldırması, bu kardeşliğin bir gereğidir. Peki, öldürmekten daha ağır bir eziyet olabilir mi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in:“Benden sonra biriniz diğerinin boynunu vuran kâfirlere dönüşmeyin.” hadisi de bunu tasdik etmektedir. Böylelikle öldürmenin, amelî küfür ve Allah’a şirk koşmaktan sonra günahların en büyüğü olduğu anlaşılmış olmaktadır. Yüce Allah’ın:“Bir mü’minin diğer bir mü’mini öldürmesi… olacak şey değildir” buyruğu bütün halleri kapsayan umumi bir ifade olup mü’minden herhangi bir şekilde mü’min kardeşini öldürme fiilinin sadır olmayacağını ifade etmektedir. İşte bundan dolayı Yüce Allah, hataen öldürmeyi bundan istisna ederek:“yanlışlıkla olması hariç” buyurmuştur. Hata eden kişi ise öldürme amacı taşımayan kimsedir, böyle bir kimse günahkâr olmaz ve Allah’ın yasak kıldıklarını cüretkârlıkla işlemeye kalkışan bir kimse sayılmaz. Ancak yine de -bu işi kasti olarak yapmamış olsa dahi- oldukça çirkin ve sadece şeklen bile olsa çirkinliği yeterli derecede olan bir şey yaptığından dolayı Yüce Allah keffarette bulunmayı ve diyet vermeyi emretmiş ve şöyle buyurmuştur:“Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse” öldüren erkek yahut kadın, hür yahut köle, küçük yahut büyük, akıllı yahut deli, müslüman yahut kâfir olsun fark etmez. Çünkü “من : kim” lafzı umuma delalet etmektedir ve bu lafzın böyle bir yerde getirilmesinin sırrı da budur. Çünkü ifadenin akışı burada “Eğer onu öldürürse” anlamında bir ifadeyi kullanmayı gerektirmekle birlikte böyle bir lafız “kim” anlamını veren “من” lafzı gibi kapsamlı değildir. Diğer taraftan öldürülen de erkek yahut kadın, küçük ya da büyük olsun fark etmez. Zira şarttan sonra gelen “mümin/مؤمن” kelimesinin nekre/belirtisiz olması bunu ifade etmektedir. İşte böyle bir durumda katilin, keffaret olarak “mü’min bir köle azad etmesi” gerekir. Bu köleyi kişi kendi malından azad etmelidir. Kimi ilim adamlarının görüşlerine göre buradaki köle ifadesi, küçük büyük, erkek dişi, sağlam ve kusurlu her türlü köleyi kapsamaktadır. Ancak buyruktaki hikmet, keffarrette kusurlu kölenin azad edilmesinin yeterli olmamasını gerektirir. Çünkü köle azad etmekten maksat azad edilene fayda sağlamak ve onun kendi menfaatlerine kendisinin sahip olmasını sağlamaktır. Bu durumda şâyet köle azad edilmekle eğer zayi olacaksa ve köle kalması onun için daha faydalı ise böyle birisinin azad edilmesi ile keffaret yerini bulmaz. Bununla birlikte Yüce Allah’ın:“köle azad etmesi” buyruğu da buna delalet etmektdir. Çünkü “azad etmek”, menfaatleri başkasının hakkı olan kimseyi bu halinden kurtararak kendi menfaatlerinin sahibi olmasını sağlamak demektir. Eğer azad edilecek kölede bu gibi menfaatler yoksa azad etmenin varlığı düşünülemez. Bu husus üzerinde dikkatle düşünülürse konu açıkça anlaşılır. “ve (ölenin) akrabasına teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir.” Diyete gelince onun, hata ile öldürmede veya kasta benzer (yarı kasıtlı) öldürmelerde katilin âkılesi/asabesi tarafından ölenin akrabalarına kalplerini hoş etmek için ödenmesi gerekir. Burada ölenin akrabalarından kasıt ise onun mirasçılarıdır. Çünkü mirasçılar ölenin geride bıraktığını miras alırlar. Diyet de onun geriye bıraktığı şeyler arasındadır. Diyet ile ilgili oldukça etraflı hükümler vardır ve bunlar fıkıh kitaplarında yer almaktadır. “Ancak onların (diyeti almayıp) sadaka olarak bağışlamaları müstesna” yani katilin mirasçıları diyeti affedip sadaka olarak bağışladıkları takdirde diyet düşer. Bu ifade ile diyeti affetmeleri teşvik edilmektedir. Çünkü Yüce Allah bu affı “sadaka” olarak adlandırılmaktadır. Sadaka vermek ise her zaman istenen bir şeydir. “Şâyet” öldürülen kişi “mü’min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden” yani muharip kâfirlerden “ise o zaman mü’min bir köle azad etmesi gerekir.” Yani onun yakınlarına diyet ödemek yükümlülüğünüz yoktur. Çünkü böylelerinin kan ve mallarının saygınlığı/dokunulmazlığı söz konusu değildir. “Şâyet” öldürülen kişi “kendileri ile aranızda anlaşma bulunan bir kavimden ise o vakit akrabalarına bir diyet vermek ve mü’min bir köle azad etmek gerekir.” Çünkü onun yakınları, kapsamına girdikleri anlaşma dolayısı ile can ve malları koruma altında bulunan kimselerdir. “Kim” fakir olduğundan dolayı köle yahut onun bedelini “bulamazsa” yani geçimi ve temel ihtiyaçlarından arta kalıp da köle alabilecek kadar bir varlığa sahip değilse “Allah’tan bir tevbe olmak üzere iki ay aralıksız oruç tutmalıdır” özürsüz olarak da arayı açmamalıdır. Şayet -hastalık, ay hali ve benzerleri gibi- meşru bir özür sebebi ile arada oruç açacak olursa peş peşe oruç tutmayı kesintiye uğratmış sayılmaz. Eğer mazeretsiz olarak arada oruç açarsa peş peşe olma özelliği kesintiye uğrar ve oruca en baştan başlaması icabeder. “Allah’tan bir tevbe olmak üzere” ifadesi şu demektir: Yüce Allah’ın katile farz kılmış olduğu bu keffaretler, Allah’ın kullarının tevbesini kabul etmesi ve onlara rahmet buyurması içindir. Onların yapmaları muhtemel olan kusur ve gerekli şekilde sakınmamaları dolayısı ile ortaya çıkacak hatalarının keffareti içindir. Tıpkı hata yolu ile başkasını öldürenin durumunda görüldüğü gibi. “Allah çok iyi bilendir, gerçek hüküm ve hikmet sahibidir” yani Yüce Allah’ın ilmi de hikmeti de kâmildir. Yerde olsun, gökte olsun zerre ağırlığı kadar, ondan daha küçük ya da daha büyük hiçbir şey, hangi zaman ve hangi mekânda olursa olsun O’na gizli kalmaz. Yaratılmışlardan ve şer’î hükümlerden hiçbir şey O’nun hikmeti dışında değildir. Aksine O’nun her bir yaratılmışı ve her bir şer’î hükmü en nihayi derecede hikmeti ihtiva etmektedir. İlim ve hikmetinin bir tecellisi olarak katile kendisinden sadır olan fiile uygun bir keffareti farz kılmıştır. Çünkü bu kimse saygı duyulması gereken bir canın yok olmasına sebep olmuş ve mevcut bir varlığı yok etmiştir. O bakımdan onun bir köleyi azad etmesi ve onu insanlara kölelik bağından kurtarıp tam bir hürriyete kavuşturması uygun düşer. Böyle bir köle bulamayan kimsenin ise peşpeşe iki ay oruç tutar. Böylece kendisini şehvetlerine, arzularına, ebedi mutluluğu ortadan kaldıran maddi lezzetlere kölelikten kurtarıp bu arzularını Allah’a yakınlaşmak kastı ile terk ederek Yüce Allah’a kulluğa sarılmış olur. Yüce Allah bu oruç keffaretini sayıca ağır gelecek kadar bir süre uzatmış ve bunun peş peşe tutulmasını farz kılmıştır. Yüce Allah’ın yoksullara yemek yedirmeyi meşru kılmaması -ki inşallah ileride de geleceği üzere ziharda bu vardır- onun, bu gibi durumlara uygun düşmemesinden dolayıdır. Yanlışlıkla dahi olsa öldürmede diyeti farz kılması da Allah'ın hikmetlerindendir. Zira bu sayede cinayeti önleyici sebeplere başvurmak sureti ile pek çok ölümün önü alınır. Hata yolu ile öldürmede ilim adamlarının icmaı ile diyetin akıle tarafından verilmesi, katilin kasti bir günah işlememesinden ve bu kadar ağır bir diyeti yüklenmesinin ona zor geleceğinden dolayıdır ki bu da Allah'ın hikmetlerinden biridir. O nedenle bu diyeti kendisi ile aralarında dayanışma ve yardımlaşma bulunan akılesinin maslahatların elde edilmesi ve fesatların önlenmesi konusunda yardımlaşarak ödemeleri uygun düşmüştür. Ayrıca bu, onların, akılesi oldukları kişiyi -kendilerine diyet yüklenmesinden çekinmeleri suretiyle- adam öldürmekten alıkoymaları için bir sebep de olabilir. Durumlarına ve takatlerine göre diyetin aralarında paylaştırılması ile yüklendikleri bu yük onlara hafif gelir. Yine diyetin ödenme süresinin üç yıl olarak tespit edilmesi de yüklerini hafifletir. Yine Yüce Allah’ın maktulün yakınlarının musibetini, katilin velilerine farz kıldığı diyet ile hafifletmesi de O’nun hikmet ve ilminin bir tecellisidir.
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَمَا | ما | ما: نافية غير عاملة. | |||
| كَانَ | كون | كان: تأتي غالباً ناقصة للدّلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر، وتسمّى حينئذٍ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمّى حينئذِ تامة، وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تُزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدّل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار، وبمعنى: الاستقبال، وبمعنى الحال، وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل (وكان الله غفوراً رحيماً) لم يزل ذلك. | |||
| لِمُؤْمِنٍ | أمن | المؤمن: الذي يقرُّ بوحدانية الله وبصدق رسله، وينقاد لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| أَن | أن | حرف مصدري يفيد الإستقبال. | |||
| يَقْتُلَ | قتل | القتل: الإماتة، وإزهاق الروح عن الجسد؛ بأيّ سبب كان. | |||
| مُؤْمِنًا | أمن | مقراً بوحدانية الله وبصدق رسله، ومنقادا لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| إِلَّا | إلا | حرف استثناء، والاستثناء هنا منقطع. | |||
| خَطَءًا | خطأ | من غير قصد. | |||
| وَمَن | مَن | من: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل. | |||
| قَتَلَ | قتل | القتل: الإماتة، وإزهاق الروح عن الجسد؛ بأيّ سبب كان. | |||
| مُؤْمِنًا | أمن | مقراً بوحدانية الله وبصدق رسله، ومنقادا لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| خَطَءًا | خطأ | من غير قصد. | |||
| فَتَحْرِيرُ | حرر | تحرير رقبة: عتقها. | |||
| رَقَبَةٍ | رقب | رقبة: عنق والمراد عبد، وتحرير رقبة: عتق عبد مملوك. | |||
| مُّؤْمِنَةٍ | أمن | مُقرَّة بوحدانية الله وبصدق رسله، ومنقادة لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| وَدِيَةٌ | ودي | الدية: ما يُقدم لأولياء القتيل من مال عوضاً عن دمه. | |||
| مُّسَلَّمَةٌ | سلم | مؤداة. | |||
| إِلَىٰ | إلى | حرف جر، يدل على انتهاء الغاية. | |||
| أَهْلِهِ | أهل | ورثته. | |||
| إِلَّا | إلا | حرف استثناء، والاستثناء هنا منقطع. | |||
| أَن | أن | حرف مصدري يفيد الإستقبال. | |||
| يَصَّدَّقُوا | صدق | التصدق بالشيء: تأديته صدقة، والمعنى: إلا أن يتصدق ورثة القتيل بالعفو عن الدية، فإنها تسقط. | |||
| فَإِن | إن | إن: حرف شرط جازم. | |||
| كَانَ | كون | كان: تأتي غالباً ناقصة للدّلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر، وتسمّى حينئذٍ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمّى حينئذِ تامة، وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تُزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدّل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار، وبمعنى: الاستقبال، وبمعنى الحال، وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل (وكان الله غفوراً رحيماً) لم يزل ذلك. | |||
| مِن | مِن | حرف جر، يفيد تبيين الجنس أو تبيين ما أبهم قبل "من" أو في سياقها. | |||
| قَوْمٍ | قوم | القوم: الجماعة من الرجال دون النساء، وربما دخلت النساء فيه بحكم التبع. والقوم: اسم جمع لا واحد له من لفظه. | |||
| عَدُوٍّ | عدو | العدو: العين والدَّال والحرف أصلٌ واحد صحيح يدلُّ على تجاوزٍ في الشيء، وتقدم لما ينبغي أن يقتصر عليه، وأصل العداوة: البغض والبعد وإنكار الحب. والعدو: هو الباغض الكاره، وسمي العدو عدواً: لما يخاف من ضرره. | |||
| لَّكُمْ | ل | اللام: حرف جر يفيد الإختصاص. | |||
| وَهُوَ | هو | ضمير للغائب المفرد المذكر. | |||
| مُؤْمِنٌ | أمن | مقر بوحدانية الله وبصدق رسله ومنقاد لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| فَتَحْرِيرُ | حرر | تحرير رقبة: عتقها. | |||
| رَقَبَةٍ | رقب | رقبة: عنق، وتحرير رقبة: عتق عبد مملوك. | |||
| مُّؤْمِنَةٍ | أمن | مقرة بوحدانية الله وبصدق رسله ومنقادة لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| وَإِن | إن | إن: حرف شرط جازم. | |||
| كَانَ | كون | كان: تأتي غالباً ناقصة للدّلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر، وتسمّى حينئذٍ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمّى حينئذِ تامة، وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تُزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدّل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار، وبمعنى: الاستقبال، وبمعنى الحال، وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل (وكان الله غفوراً رحيماً) لم يزل ذلك. | |||
| مِن | مِن | حرف جر، يُفيد تبيين الجنس أو تبيين ما أُبهم قبل "من" أو في سياقها. | |||
| قَوْمٍ | قوم | القوم: الجماعة من الرجال دون النساء، وربما دخلت النساء فيه بحكم التبع. والقوم: اسم جمع لا واحد له من لفظه. | |||
| بَيْنَكُمْ | بين | بين: ظرف مبهم لا يتبين معناه إلا بإضافته إلى اثنين فأكثر. | |||
| وَبَيْنَهُم | بين | بين: ظرف مبهم لا يتبين معناه إلا بإضافته إلى اثنين فأكثر. | |||
| مِّيثَٰقٌ | وثق | الميثاق: العهد المؤكد. | |||
| فَدِيَةٌ | ودي | الدِّية: ما يُقدم لأولياء القتيل من مال عوضاً عن دمه. | |||
| مُّسَلَّمَةٌ | سلم | مؤداة. | |||
| إِلَىٰ | إلى | حرف جر، يدلُّ على انتهاء الغاية. | |||
| أَهْلِهِ | أهل | ورثته. | |||
| وَتَحْرِيرُ | حرر | تحرير: عتق. | |||
| رَقَبَةٍ | رقب | رقبة: عنق، وتحرير رقبة: عتق عبد مملوك. | |||
| مُّؤْمِنَةٍ | أمن | مقرة بوحدانية الله وبصدق رسله ومنقادة لله بالطاعة وللرسول بالاتباع، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| فَمَن | مَن | من: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل. | |||
| لَّمْ | لم | حرف لنفي المضارع وقلبه إلى الماضي. | |||
| يَجِدْ | وجد | لم يجد: لم يجد رقبة يعتقها. | |||
| فَصِيَامُ | صوم | الصيام: الإمساك عن المفطرات مع النية، من طلوع الفجر الصادق إلى غروب الشمس. | |||
| شَهْرَيْنِ | شهر | شهرين: تثنية شهر، والشهر: جزء من اثني عشر جزءاً من السنة. | |||
| مُتَتَابِعَيْنِ | تبع | متصلين متواليين. | |||
| تَوْبَةً | توب | رجوعاً عن المعاصي. | |||
| مِّنَ | مِن | حرف جر، يُفيد معنى ابتداء الغاية. | |||
| ٱللَّهِ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| وَكَانَ | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| ٱللَّهُ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| عَلِيمًا | علم | صفة لله تعالى، والعليم: معناه المتصف بالعلم، والذي أحاط علمه جميع الأشياء ظاهرها وباطنها، دقيقها وجليلها. والعليم: من أسماء الله الحسنى. | |||
| حَكِيمًا | حكم | صفة لله سبحانه، والحكيم: هو المحكم لخلق الأشياء كما شاء لأنه تعالى عالم بعواقب الأمور. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{لِمُؤْمِنٍ أَنْ} إظهار حلقي لوقوع الهمزة وهى من حروف الإظهار بعد
التنوين (أَن يَقْتُلَ) إدغام بغنة لوقوع الياء من حروف (ينمو) بعد النون الساكنة
{خَطَأً} في الوقف عليها مد عوض، ويصدق عليه مد البدل، لأن الهمزة تقدمت حرف المد
{وَمَنْ قَتَلَ} إخفاء حقيقي لوقوع القاف وهي من حروف الإخفاء بعد النون الساكنة
{مُؤْمِنًا خَطَأً} إظهار حلقي {خَطَأً فَتَحْرِيرُ} إخفاء حقيقي {رَقَبَةٍ
مُؤْمِنَةٍ} إدغام بغنة، وكذا في {وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ} وفي {مُسَلَّمَةٌ إِلَى}
إدغام بغير غنة {إِلَى أَهْلِهِ} مد منفصل {أَهْلِهِ إِلَّا} صلة كبرى {إِلَّا
أَنْ} مد منفصل {أَنْ يَصَّدَّقُوا} إدغام بغنة، والدال مرققة {فَإِنْ كَانَ}
إخفاء حقيقي، وكذا {مِنْ قَوْمٍ} وفي {قَوْمٍ عَدُوٍّ} إظهار حلقي {عَدُوٍّ
لَكُمْ} إدغام بغير غنة {مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ} إخفاء حقيقي {قَوْمٍ بَيْنَكُمْ}
إقلاب لوقوع الباء بعد التنوين {وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ} إدغام مثلين صغير
{مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ} إخفاء حقيقي {فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ} إدغام بغنة {فَمَنْ لَمْ}
إدغام بغير غنة {يَجِدْ} قلقلة {تَوْبَةً مِنَ اللَّهِ} إدغام بغنة والوقف هنا
أولى من الوصل، وفي {حَكِيمًا} إظهار حلقي، ومد عوض وقفًا.