Mâide Suresi 12. Ayet
Ziyafet · Medine · Sure 5 · Ayet 12/120
۞ وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًا ۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Ve lekad ehazallahu misaka beni israil, ve beasna minhumusney aşera nakiba ve kalellahu inni meakum lein ekamtumus salate ve ateytumuz zekate ve amentum bi rusuli ve azzertumuhum ve akradtumullahe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiatikum ve le udhılennekum cennatin tecri min tahtıhel enhar, fe men kefere ba'de zalike minkum fe kad dalle sevaes sebil.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: "Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Celali hakkı için ki Allah Beni İsrailden misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, celalim hakkı için eğer siz namazı kılar, zekatı verir ve Rasullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allaha karzı hasenle ıkraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlarınızı keffaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar Cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi' etmiş olur
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, Allah, İsrail oğullarından söz almıştı, içlerinden on iki kefil de göndermiştik ve Allah: "Haberiniz olsun Ben sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer siz namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah'a gönülden ödünç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden her kim nankörlük edip küfre saparsa, artık düz yolun ortasından sapmış, kendini zayi etmiş olur." diye buyurmuştu.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Andolsun ki Allah İsrail oğullarından sapasağlam söz almışdı. Biz içlerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmişdik. Allah (onlara) demişdi ki: "Ben muhakkak sizinle beraberim. Celalim hakkı için eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha güzel bir ödüne ile ikraz ederseniz elbette sizden (saadır olan) kusurları örterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık içinizden kim bu (misakdan) sonra nankörlük ederse o, muhakkak dümdüz bir yolun ortasından sapmışdır".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Allah, İsrail oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allah demişti ki: "Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekatı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Allah İsrail oğullarından kesin söz aldı. Biz onlardan (on iki boydan her birinden bir kefil olmak üzere) on iki de kefil tayin etmiştik. Allah buyurdu ki: "İyi bilin ki Ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı dikkatli bir şekilde tamtamına eda eder, zekatı verir, resullerime iman eder, onlara sahip çıkar,Allah rızası için gerekli yerlere harcayarak Allah'a güzel bir tarzda ödünç verirseniz,Ben elbette sizin kusurlarınızı örter ve elbette sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Ama kim bundan sonra nankörlük edip küfre saparsa, doğru yoldan sapmış, kendini zayi etmiş olur."
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve gerçek şu ki, liderlerinden on ikisini (casus olarak Kenana) gönderdiğimiz zaman, Allah İsariloğullarından (benzer) bir kesin taahhüt almıştı. Ve Allah demişti: "Bilin ki sizinle beraber olacağım! Eğer namazlarınızda dikkatli ve daim olur ve karşılıksız yardımda bulunursanız; Benim Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allaha büyük bir borç verirseniz kötü fiillerinizi mutlaka silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı hasbahçelere koyarım. Ama bundan sonra içinizden kim, hakikati inkar ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçtik. Allah: -Ben sizinleyim; namaz kılarsanız, zekat verirseniz, Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah'a güzel bir ödünçte bulunursanız, elbette sizin kötülüklerinizi örterim. Sizi altından nehirler akan cennetlere girdiririm. Bundan sonra sizden kim küfrederse,doğru yoldan sapmış olur, dedi.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Doğrusu Allah İsrailoğullarından kesin söz aldı. Onlardan on iki temsilci gönderdik. Ve Allah, "Sizinle beraberim." dedi. Ant olsun eğer salatı ikame eder, zekatı yapar[1], Resul'lerime iman eder ve onlara yardımcı olur, böylece Allah'a iyi bir ödünç verirseniz, o zaman elbette kötülüklerinizi örterim, muhakkak içinden ırmaklar akan Cennetlere koyarım. Bundan sonra, sizden kim küfrederse[2] düz yoldan sapmış olur.
Tefsir / dipnot (2)
Salatın namaz kılmak anlamının yanı sıra birçok anlamı bulunmaktadır. Bu ayetteki salat, "namaz kılmak" anlamında değildir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkip: İbadete layık yegane ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah'a yönelmeyi, kulluğu ve duayı "şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkipteki "vermek" kelimesinin kök harfleri (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Her ne kadar bu terkipte," vermek" anlamına gelen "Atu" kelimesi yer alsa da () atu kelimesine, () Eta "yapmak" anlamının verilmesi de uygundur. Bu kelime kök anlamı itibarıyla yaygın olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: "Yapmak", "getirmek" ve "vermek." Arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan "zekat", verilen bir şey değil, "yapılan" bir şeydir. Kur'an, zekat kelimesini "arınmak" anlamında kullanmaktadır (Bkz. 19:13). Zekat, "mali yardım" demek değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Kur'an'daki mali yardımın adı sadakadır (Bkz. 9:60). Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.
Bkz. 5:5. ayetin 3. dipnotu.
Ali Rıza Safa tefsirli
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Zaten gerçek şu ki, Allah, İsrailoğullarından kesin söz almıştı. Onların arasından, on iki lider göndermiştik. Ve Allah, şöyle demişti: "Kuşkusuz, sizinle birlikteyim. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, Onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz; kötülüklerinizi kesinlikle siler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere sizi yerleştiririm. Bundan sonra, aranızdan kim nankörlük ederse, gerçeğin yolundan artık sapmıştır!"[97]
Tefsir / dipnot (1)
İsrailoğullarının on iki lideri, Tevrat, Çölde Sayım 13:1-3 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "Rab, Musa'ya, şöyle dedi: ‘İsrailoğullarına vereceğim Kenan ülkesini araştırmak için adamlar gönder; ataların her oymağından bir önder gönder.' Musa, Rabbin buyruğu uyarınca, Paran Çölü'nden adamları gönderdi. Hepsi, İsrailoğullarının önderlerindendi."
İbni Kesir
And olsun ki, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz, onlardan oniki temsilci seçtik. Allah demişti ki: Muhakkak ki Ben, sizinleyim; namaz kılar, zekat verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım ederseniz, Allah'a güzel bir borç verirseniz; andolsun ki sizin kötülüklerinizi örterim. Ve andolsun ki sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden her kim de küfrederse; şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
Gültekin Onan
Andolsun, Tanrı İsrailoğullarından misak almıştı. Onlardan on iki güvenilir gözetleyici göndermiştik. Ve Tanrı onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Tanrı'ya güzel bir borç verirseniz, kuşkusuz sizin kötülüklerinizi örter (keffirenne) ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfrederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
İsrailoğulları'ndan aşağıda ifade edilecek olan konularda kesin ve kuvvetli bir söz aldık. Onların başlarına on iki reis tayin ettik. Her reisin altındakilerden sorumlu olacağını belirledik. Allah İsrailoğulları'na şöyle dedi: Eğer namazı gerektiği gibi tam bir şekilde kılarsanız, mallarınızın zekâtını verirseniz, aralarında ayrımcılık yapmadan bütün resullerime inanırsanız, onları yüceltirseniz, onlara yardım ederseniz, hayır yollarda infakta bulunursanız ve bunların hepsini yerine getirirseniz işlemiş olduğunuz günahlarınızın hepsini bağışlarım. Kıyamet gününde sizi saraylarının altından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Kim bu kuvvetli söz alındıktan sonra küfrederse ve bozarsa bilmiş olsun ki, hak yoldan bilerek ve kasten sapmış olur.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
And olsun ki, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz, onlardan oniki temsilci seçtik. Allah demişti ki: Muhakkak ki Ben, sizinleyim; namaz kılar, zekat verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım ederseniz, Allah´a güzel bir borç verirseniz; andolsun ki sizin kötülüklerinizi örterim. Ve andolsun ki sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden her kim de küfrederse; şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
12- Andolsun ki Allah İsrailoğullarından misak almıştı. İçlerinden on iki de nakib göndermiştik. Allah buyurmuştu ki:“Şüphesiz ben sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onlara gereği gibi yardım eder ve Allah’a güzel bir borç verirseniz elbette günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra içinizden kim küfre saparsa muhakkak o, doğru yoldan sapmış olur.” 13- Böyle iken sözlerini bozdukları için biz de onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler. Kendilerine verilen öğütten önemli bir kısmı da unuttular. İçlerinden pek azı müstesna olmak üzere sen onların daima hainlik ettiklerini görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphe yok ki Allah ihsan sahiplerini sever.
12. Yüce Allah İsrailoğullarından ağır ve pekiştirilmiş bir söz aldığını haber vermekte, aldığı bu sözün niteliğini, gereğini yerine getirmeleri halinde alacakları ecirleri, yerine getirmeyecek olurlarsa da kazanacakları günahı bildirmektedir. Daha sonra Yüce Allah, onların bu sözlerinin gereğini yerine getirmediklerini ve kendilerine verdiği cezayı söz konusu etmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:“Andolsun ki Allah İsrailoğullarından misak” yani oldukça ağır ve pekiştirilmiş bir söz “almıştı.” “İçlerinden on iki de nakib göndermiştik.” Altındakilere başkanlık edecek ve onların işlerine nezaret edecek on iki kişi tayin etmiştik. Bu, onlara nezaret etsinler, emrolundukları şeyleri yerine getirmeleri için onları teşvik etsinler ve doğruya davet etsinler diye idi. “Allah” bu yükleri yüklenen nakiblere “buyurmuştu ki: Şüphesiz ben” yardım ve desteğim ile “sizinle beraberim” Yardım ve destek ise bunu hak ettirecek çaba oranındadır. Daha sonra Allah azze ve celle onlardan aldığı sözü, söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun eğer namazı dosdoğru kılar” yani gereklerini yerine getirerek ve devamlı olmak üzere hem zahiren hem batınen eda eder “zekâtı” hak sahiplerine “verir” en faziletlileri ve mükemmelleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olan bütün “peygamberlerime inanır, onlara gereği gibi yardım eder” yani tazim eder ve onlara karşı gerekli olan ihtiram ve itaati gösterirseniz “ve Allah’a güzel bir borç verirseniz” samimiyet, ihlâs ve helâl kazançtan sadaka verir ve ihsanda bulunursanız; evet, bütün bunları yerine getirecek olursanız “elbette günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım.” Böylelikle bunları yapanlara hem arzu edilen cennet ve içindeki nimetlerin verileceği vaadedilmekte, hem de hoşlanılmayan şeyler olan günahların affedileceği ve buna bağlı olarak cezaların bertaraf edileceği vaadedilmektedir. “Bundan” yani yeminlerle sağlamlaştırılıp pekiştirilmiş ve mükafatı da söz konusu edilerek teşvik edilmiş bu söz ve ahitten, bu yükümlülüklerden “sonra içinizden kim küfre saparsa muhakkak o, doğru yoldan” kasti olarak ve bilerek “sapmış olur.” Böylelikle de mükâfattan mahrumiyet ve cezanın gerçekleşmesi gibi sapıtanların hak ettikleri şeyleri hak eder.
13. Bu buyrukta sanki şöyle denmektedir: Acaba onlar, Allah’a verdikleri bu sözü yerine getirdiler mi yoksa bozdular mı? İşte Yüce Allah, onların bu sözlerini bozduklarını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Böyle iken sözlerini bozdukları için” yani sözlerini bozmaları sebebi ile onları çeşitli şekillerde cezalandırdık: Birincisi: “Onları lanetledik” yani rahmetimizden kovup uzaklaştırdık. Çünkü onlar bizzat kendilerine karşı rahmet kapılarını kapatmışlardı. Rahmetin en büyük sebebi olan kendilerinden alınan sözü yerine getirmemişlerdi. İkincisi:“kalplerini katılaştırdık” Öğütlerin etkilemeyeceği, âyet ve uyarıların fayda sağlamayacağı katı bir hale getirdik. O nedenle herhangi bir teşvik onları harekete geçirmiyor, herhangi bir korkutma sebebi ile de ellerini kötülükten geri çekmiyorlardı. Hidâyetin de hayrın da hiçbir fayda sağlayamayacağı, kötülükten başka bir şey bulunmayan böyle bir kalbe sahip olmak, bir kul için en büyük cezalardan birisidir. Üçüncüsü:“Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler” yani onlar kelimeleri yerlerinden oynatmak ve tahrif edip değiştirmek belasına uğradılar. Allah’ın belli bir manayı murad ettiği sözü Allah ve Rasûlü’nün murad ettiğinden başka bir hale soktular. Dördüncüsü:“Kendilerine verilen öğütten önemli bir kısmı da unuttular.” Onlara Tevrat ile ve Allah’ın Mûsâ’ya indirdikleri ile öğüt verildi. Fakat onlar bunun önemli bir bölümünü unuttular. Bu ifade hem onun bilgisinin unutulmasını ve onların bu ilmi unutup kaybettiklerini ifade etmektedir. Yani Allah’ın onlara bir ceza olmak üzere bunları unutturduğunu, onların bir çoğunun ellerinde bulunmadığını ifade etmektedir. Hem de bu, emrolunanı terk etme anlamındaki amelin unutulmasını da ifade etmektedir. Böylece onlar emrolunduklarını yerine getirmek muvaffakiyetine nail olamadılar. Bu ayet, kitap ehlinin kitaplarında zikrolunan yahut da kendi dönemlerinde meydana gelen ama onların inkâr ettikleri bazı şeylerin, unuttukları şeyler arasında olduğuna delil gösterilebilir. Beşincisi: Sürekli bir hainliktir ki “içlerinden pek azı müstesna olmak üzere sen onların daima” hem Allah’a hem de mü’min kullara “hainlik ettiklerini görürsün.” Onların en büyük hainlikleri ise kendilerine öğüt veren, haklarında hüsnü zan besleyen kimseye karşı hakkı gizlemeleri ve küfürleri üzere kalmalarıdır. Bu, çok büyük bir hainliktir. İşte bu hoş olmayan hasletler, onların sıfatlarına sahip olan herkes hakkında geçerlidir. Yani Allah’ın verdiği emirleri yerine getirmeyen ve Allah’ın kendisinden aldığı sözlere riâyet etmeyen herkes, tıpkı İsrailoğulları gibi lanetten, kalp katılığından, sözlerin tahrif edilmesi ile müptela oluştan hak ettiği payını alır ve doğruya ulaşma muvaffakiyetini elde edemez. Kendisine verilen öğüdün bir bölümünü de unutur ve mutlaka hainliğe müptela olur. Yüce Allah’tan esenlik dileriz. Allah Teala, onlara hatırlatılan şeylere “حظ” (önemli bir pay, nasip) adını vermektedir. Çünkü en büyük pay ve nasip odur. Onun dışında kalanlar ise geçici dünyevi nasiplerdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Derken zineti içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler dediler ki: “Keşke Karun’a verilenin bize de verilseydi. Gerçekten de o büyük bir pay sahibidir.”(el-Kasas, 28/79) Yüce Allah faydalı olan pay hakkında da şöyle buyurmaktadır: “Buna ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak büyük bir pay sahibi olanlar kavuşturulur.”(Fussilet, 41/35) Yüce Allah’ın: “içlerinden pek azı müstesna olmak üzere” buyruğuna gelince, yani bu pek az bölüm Allah’a verdikleri sözlerinde bağlı kaldılar. O da onlara muvaffakiyet verdi ve onları dosdoğru yola iletti. “Yine de sen onları affet ve aldırış etme.” Yani onlardan affedilmelerini gerektiren türden sadır olacak ve seni rahatsız edecek şeyler dolayısı ile onları sorgulama, onları bağışla! Çünkü bu ihsan çeşitlerindendir. “Şüphe yok ki Allah ihsan sahiplerini sever.” Allah hakkında ihsan, Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan dahi O seni görür. Yaratılmışlar hakkında ihsan ise onlara dini ve dünyevi bakımdan faydalı olacak şeyleri karşılıksız olarak vermektir.