Kehf Suresi 25. Ayet
Mağara · Mekke · Sure 18 · Ayet 25/110
وَلَبِثُوا۟ فِى كَهْفِهِمْ ثَلَـٰثَ مِا۟ئَةٍ سِنِينَ وَٱزْدَادُوا۟ تِسْعًا
Ve lebisu fi kehfihim selase mietin sinine vezdadu tis'a.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Onlar kehiflerinde üçyüz sene durdular, dokuz da ziyade ettiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onlar mağaralarında üç yüz sene eğleşdiler. (Buna) dokuz (yıl) daha katdılar.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"Mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz (yıl) da ilave ettiler."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Bazıları buna dokuz yıl daha ilave ettiler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve (bazıları,) onlar(ın) mağaralarında üçyüz yıl kaldı(ğını ileri sürüyor) ve kimileri de (bu sayıya) dokuz yıl daha ekliyorlar.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Onlar, mağarada üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha eklediler.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Onlar, mağaralarında, üç yüz yıl kaldılar ve dokuz yıl ilave ettiler.[1]
Tefsir / dipnot (1)
Bu sayı, tahmin yürütenlere aittir. Zira bir sonraki ayette böyle olduğu anlaşılmaktadır. Böyle tahmin edenlere bir sonraki ayette cevap verilmektedir.
Ali Rıza Safa tefsirli
Kur'an-ı Kerim Gerçek
"Büyük mağaralarında, üç yüz yıl kaldılar!" dediler; dokuz daha eklediler.[227]
Tefsir / dipnot (1)
"Üç yüz yıl kaldılar; dokuz daha eklediler." anlatımı, kalış süresinin güneş ve ay yılı olarak iki ayrı hesapla bildirildiği biçiminde yorumlanabilir. Çünkü 300 güneş yılı, 309 ay yılına denktir. Diğer bir söyleyişle, dünyanın güneş çevresinde dönüş süresini bir yıl olarak kabul eden Miladi takvime göre bir yıl 365 gündür. Ayın dünya çevresinde dönüş süresini bir yıl olarak kabul eden Hicri takvime göre ise bir yıl 354 gündür. Miladi ve Hicri tarihler arasında her yıl için oluşan on bir günlük bu başkalık, üç yüz yılda dokuz yıllık bir başkalık oluşturur. Kur’an’ın, sayısal bir örgü düzeniyle korunduğunu savlayan araştırmacılara göre, bu anlatım biçimi, sayısal örgüyü oluşturan Kur’an’daki harf sayılarıyla ilişkilidir.
İbni Kesir
Onlar mağaralarında üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz daha kattılar.
Gültekin Onan
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Ashâb-ı Kehf mağaralarında üç yüz dokuz sene kaldılar.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Onlar mağaralarında üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz daha kattılar.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Dokuz yıl daha eklediler. 26- De ki:“Ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı yalnız O’na aittir. O ne iyi görür, ne iyi işitir! Onların O’ndan başka hiçbir dostları yoktur. O, hiç kimseyi hükmüne ortak yapmaz.”
25-26. Allah Teala, Peygamber’e ashab-ı kehf hakkında Kitap ehline bilgileri olmadığı için soru sormayı yasakladıktan sonra ve Allah da gizli açık her şeyi bildiğinden dolayı ona ashab-ı kehf’in mağarada uyudukları süreyi haber vermekte ve buna dair bilginin yalnızca kendi nezdinde olduğunu bildirmektedir. Çünkü bu da göklerdeki ve yerdeki gaybın bir parçasıdır. Bunların gaybını bilmek ise Allah'a mahsustur. O’nun rasulleri vasıtasıyla bildirdiği gaybe dair haberlerde herhangi bir şüphe söz konusu olmaz, bunlar kesin doğrudur ve gerçektir. Kullarını muttali kılmadığı herhangi bir gaybı ise hiçbir yaratılmışın bilmesine imkân yoktur. “O ne iyi görür, ne iyi işitir!” buyruğu, Yüce Allah’ın kemal derecedeki işitme ve görmesinin, işitilecek ve görülecek türden olan her şeyi kuşatmasının gerçekten hayret edilecek bir konumda olduğunu ifade eder ki bu da Yüce Allah’ın bilinme özelliği bulunan her şeyi bilgisiyle kuşattığının haber verilmesinden sonra zikredilmiştir. aha sonra Allah, genel ve özel gerçek dost ve yardımcının da sadece kendisi olduğunu haber vermektedir. Bütün kainatın işlerini üstlenmiş olan mutlak yönetici O’dur. Mü’min kullarının dostu da O’dur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkartır. En kolay olana doğru yol almalarını kolaylaştırır ve zor olandan da onları uzak tutar. Bundan dolayı Yüce Allah:“Onların O’ndan başka hiçbir dostları yoktur” buyurmaktadır. Yani lütfu ve keremiyle, ashab-ı kehf’in, işlerini üstlenen ve hiçbir yaratılmışa onları terk etmeyen yalnızca O’dur. “O, kimseyi hükmüne ortak yapmaz.” Bu, hem kevnî ve kaderî hükmü, hem de şer’î ve dinî hükmü içine alır. Kaza ve kaderiyle, yaratma ve tedbiriyle, bütün mahlukatın yegane hakimi O olduğu gibi, emir ve yasaklarıyla, sevap ve cezası ile de onların gerçek hakimi yalnızca O’dur. Allah, göklerin ve yerin gaybının yalnızca kendisine ait olduğunu, herhangi bir mahlukun -bizzat kendisinin kullarına haber verdiği yolun dışında- bunu bilmeye yol bulmasının imkânsız olduğunu haber verdikten sonra Kur’an, pek çok gaybî hususu kapsadığından dolayı ona yönelmeyi emrederek şöyle buyurmaktadır: