Fâtır Suresi 37. Ayet
Yaratan · Mekke · Sure 35 · Ayet 37/45
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَـٰلِحًا غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ ۚ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُ ۖ فَذُوقُوا۟ فَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
Ve hum yastarihune fiha, rabbena ahricna na'mel salihan gayrellezi kunna na'mel, e ve lem nuammirkum ma yetezekkeru fihi men tezekkere ve caekumun nezir, fe zuku fe ma liz zalimine min nasir.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar cehennemde, "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim" diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve onlar orada şöyle feryad ederler: "ya rabbena, bizleri çıkar, yapageldiklerimiz gayri yarar bir amel yapalım" ya size düşünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi ki, hem size Peygamber de geldi, o halde tadın, çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar orada şöyle feryad ederler: "Ey Rabbimiz, bizleri çıkar da yaptıklarımızdan başka yararlı bir iş yapalım." (Onlara): "Ya size orada düşünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi ki? Hem size Peygamber de geldi. O halde tadın; çünkü zalimleri kurtaracak yoktur!" (denilecektir.)
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onlar orada (şöyle) bağrışırlar. "Ey Rabbimiz, bizi çıkar. Yapmış olduğumuzdan bambaşka iyi amel (ve hareketler) de bulunacağız". Size iyice düşünecek kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar ömür vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmişdi. Şimdi tadın (o azabı)! Artık zaalimler için hiç bir yardımcı yokdur.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Onlar orada: "Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım?" diye feryad ederler. "Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azabı) tadın artık. Zalimlerin yardımcısı yoktur."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Onlar orada imdad istemek için şöyle feryad ederler: "Ey Ulu Rabbimiz! Ne olur, çıkar bizi buradan, dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan başka, güzel ve makbul işler yapalım!" Allah onlara şöyle buyurur: "Biz, size, düşünüp ibret alacak, gerçeği görecek kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azabı! Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!"
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Onlar orada, (cehennemde): "Rabbimiz! Bizi bu (azap)tan kurtar! Bundan sonra artık (eskiden) yaptıklarımızdan farklı iyi şeyler yapacağız!" diye feryad ederler. (O zaman onlara şöyle cevap vereceğiz:) "Size (orada,) düşünmek isteyen herkesin düşünebileceği kadar uzun bir ömür vermedik mi? Ve (üstelik) size bir uyarıcı da gelmişti. Öyleyse, (yaptığınız kötülüklerin meyvelerini) şimdi tadın bakalım! Zalimler hiçbir yardımcı bulamayacaklardır!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Orada var güçleriyle feryat ederler: -Rabbimiz, bizi çıkar da daha önce yaptıklarımızdan başka iyi şeyler yapalım. -Biz size öğüt alacağınız kadar bir ömür vermedik mi, size uyarıcı gelmedi mi? Şimdi azabı tadın. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
"Efendimiz! Bizi çıkar; yaptıklarımızdan değişik, erdemli edimler yapalım!" diyerek, orada haykırışlara başlayacaklardır. "Öğüt alacakların öğüt alabilecekleri dek uzun bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı gelmişti. Artık tadın; haksızlık yapanların yardımcısı yoktur!"
İbni Kesir
Onlar orada bağırışırlar; Rabbımız, bizi çıkar da yapageldiklerimizden farklı olarak salih amel işleyelim. Öğüt alacak kişinin öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse azabı tadın. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.
Gültekin Onan
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orada (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Onlar; yüksek sesleriyle feryat edip, yardım isteyerek şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi ateşten çıkar da dünyada iken işlemiş olduğumuz amellerin yerine senin rızanı elde edeceğimiz salih ameller işleyelim ve senin azabından selamette olalım." Yüce Allah ise onlara şöyle cevap verir: Size, düşünecek kimsenin düşüneceği ve Allah'a tövbe edip salih ameller işleyeceği kadar bir ömür vermedik mi? Yine Allah'ın azabına karşı sizi uyaran bir peygamber gelmedi mi? Sizin bir bahaneniz olamaz. Bütün bunlardan sonra bir özür yoktur. O halde tadın azabı! Kendi nefislerine küfür ve masiyet ile zulmetmiş olan zalimleri Allah'ın azabından kurtaracak yahut azabı onlardan hafifletecek bir yardımcı da yoktur.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Onlar orada bağırışırlar; Rabbımız, bizi çıkar da yapageldiklerimizden farklı olarak salih amel işleyelim. Öğüt alacak kişinin öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse azabı tadın. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
36- Kafir olanlara gelince onlar için cehennem ateşi vardır. Onlar hakkında ne ölüm hükmü verilir -ki ölsünler (de kurtulsunlar)- ne de azaplarından bir şey hafifletilir. İşte kafir olan herkesi böyle cezalandırırız. 37- Onlar orada imdat dileyerek şöyle feryât edecekler:“Rabbimiz! Bizi çıkar (ve dünyaya gönder) de önceden işlediklerimizin dışında (ve onların yerine) salih ameller işleyelim.”(Buyuracak ki:)“Size, düşünecek kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da geldi. O halde tadın (azabı!) Zira zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.”
36. Yüce Allah, cennetliklerin halini ve nimetlerini söz konusu ettikten sonra cehennemliklerin de halini ve azaplarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kafir olanlara gelince” yani peygamberlerin kendilerine getirdikleri delilleri ve mucizeleri bile bile reddedip Rablerine kavuşmayı inkâr edenlere gelince; “Onlar için cehennem ateşi vardır.” Orada en ağır bir şekilde azap görürler, en ileri derecede cezalandırılırlar. “Onlar hakkında ne ölüm hükmü verilir -ki ölsünler” de azaptan yana rahatlasınlar, “ne de” cehennemdeki “azaplarından bir şey hafifletilir.” Azabın şiddeti ve dehşeti, her an ve en kısa zaman dilimlerinde dahi aralıksız devam edecektir. “İşte, kafir olan” yani küfrü devam ettirip giden, küfür üzere ısrar eden “herkesi böyle cezalandırırız.”
37. “Onlar orada imdat dileyerek şöyle feryât edecekler” Bağırıp çağrışırlar, yardım ve imdat isterler ve derler ki:“Bizi çıkar (ve dünyaya gönder) de işlediklerimizin dışında (ve onların yerine) salih ameller işleyelim.” Böylelikle günahlarını itiraf edecekler, Allah’ın, haklarında adaletle hüküm verdiğini bilecekler. Ama döndürülmeyi istediklerinde iş işten geçmiş olacaktır. Onlara şöyle denilecektir:“Size, düşünecek kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi?” Düşünüp öğüt almak isteyen kimsenin, amel edebileceği kadar bir süre yaşatmadık mı? Biz dünyada sizleri yaşattık ve üzerinize rızıkları bol bol gönderdik. Rahatlığın sebeplerini hazırlayarak ömrünüzü uzattık ve ardı arkasına ilâhî delilleri ve âyetleri gönderdik. Arka arkaya uyarıcılarımız size geldi. Sizleri bollukla ve darlıkla bize dönüp yönelesiniz diye imtihan ettik. Ancak hiçbir uyarının size faydası olmadı. Hiçbir öğütten de yararlanmadınız. Biz cezanızı da erteledik. Nihayet ömürleriniz bitip ecelleriniz geldi, en kötü bir halde bu dünya yurdundan göçtünüz ve amellerin karşılığının verileceği bu yurda geldiniz. Şimdi de geri döndürülmeyi istiyorsunuz! Heyhat ki heyhat...! Artık buna imkân yok! İş işten geçti! Rahim ve Rahman olan, size gazaplanmış, ateş azabı alabildiğine şiddetlenmiş, cennetlikler de sizleri unutmuştur. Cehennemde hor kılan azap içerisinde ebedi olarak kalmaya devam edin. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:“O halde tadın” azabı! “Zira zalimlerin” kendilerine yardım edip de o ateşten kendilerini çıkartacak yahut azaplarını kısmen dahi olsa hafifletecek “hiçbir yardımcısı yoktur.”
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَهُمْ | هم | هم: ضمير الغائبين. | |||
| يَصْطَرِخُونَ | صرخ | يصيحون، ويستغيثون. | |||
| فِيهَا | في | في: حرف جر يفيد معنى الظرفية الحقيقية المكانية. | |||
| رَبَّنَا | ربب | إلهنا المعبود. والرب، معناه: الإله المعبود، والخالق، والمالك، والسيد، والمربي، والقائم، والمنعم، والمصلح، والجابر، والمدبر لخلقه كما يشاء على ما تقتضيه حكمته، والجمع: أرباب وربوب. والرب: اسم من أسماء الله تعالى ولا يقال في غيره إلا بالإضافة. | |||
| أَخْرِجْنَا | خرج | أصرفنا خارجا نجاة وخلاصا. | |||
| نَعْمَلْ | عمل | العمل: بالتحريك مصدر عمل جمع أعمال، كل فعل كان بقصد وفكر سواء كان من أفعال القلوب كالنية أم من أفعال الجوارح كالصلاة. والعمل أيضا: هو ما يحتاج إلى بذل الجهد لتحقيق الغاية. | |||
| صَٰلِحًا | صلح | عملا صالحا. | |||
| غَيْرَ | غير | وردت أحيانا بمعنى"إلا"وأحيانا بمعنى"دون"وأحيانا صفة. | |||
| ٱلَّذِي | الذي | الذي: اسم موصول للمفرد المذكر، عاقلا كان أو غير عاقل. | |||
| كُنَّا | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| نَعْمَلُ | عمل | العمل: بالتحريك مصدر عمل جمع أعمال، كل فعل كان بقصد وفكر سواء كان من أفعال القلوب كالنية أم من أفعال الجوارح كالصلاة. والعمل أيضا: هو ما يحتاج إلى بذل الجهد لتحقيق الغاية. | |||
| أَوَلَمْ | لم | لم: حرف لنفي المضارع وقلبه إلى الماضي. | |||
| نُعَمِّرْكُم | عمر | أولم نعمركم: أولم نطل أعماركم. | |||
| مَّا | ما | نكرة موصوفة تقدر ب "شيء" وتحتاج إلى صفة. | |||
| يَتَذَكَّرُ | ذكر | يستحضر ويتدبر ويتعظ. | |||
| فِيهِ | في | في: حرف جر يفيد معنى الظرفية الحقيقية الزمانية. | |||
| مَن | مَن | اسم موصول بمعنى "الذي" يختص بذوات من يعقل. | |||
| تَذَكَّرَ | ذكر | تستحضر وتتدبر وتتعظ. | |||
| وَجَاءَكُمُ | جيأ | وأتاكم. | |||
| ٱلنَّذِيرُ | نذر | الرسول المبلغ، المخوف والمحذر من عذاب الله. | |||
| فَذُوقُوا | ذوق | الذوق: الإحساس العام الذي تشترك فيه جميع قوى الحس. | |||
| فَمَا | ما | ما: نافية تعمل عمل "ليس". | |||
| لِلظَّٰلِمِينَ | ظلم | الظالمين: الجائرين المتجاوزين للحد بالكفر أو الفسق أو نحوهما. | |||
| مِن | مِن | من التوكيدية: حرف جر يفيد التوكيد وهي زائدة نحويا. | |||
| نَّصِيرٍ | نصر | معين يعينهم على النجاة. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{رَبَّنَا أَخْرِجْنَا} مد منفصل. وقلقلة في الجيم {كُنَّا} غنة في النون
المشددة، ومد طبيعي {نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ} غنة في الميم المشددة. يليها
إدغام تماثل صغير بين الميمين، بعده ميم مشددة فيها غنة {مَنْ تَذَكَّرَ} إخفاء
حقيقي في النون مع التاء {وَجَاءَكُمُ} مد متصل، وفي نون {النَّذِيرُ} غنة. وفي
الراء، الترقيق وقفًا والتفخيم وصلًا {مِنْ نَصِيرٍ} في النونين إدغام بغنة
للتماثل الصغير بينهما والراء مرققة وصلًا ووقفًا.