Bakara Suresi 46. Ayet
İnek · Medine · Sure 2 · Ayet 46/286
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَـٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ
Ellezine yezunnune ennehum mulaku rabbihim ve ennehum ileyhi raciun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini çok iyi bilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
onlar ki kendilerini hakikaten rablerine kavuşuyor ve hakikaten ona rücu ediyor sayarlar, böyle bir huşu ile kılarlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki, kendilerinin gerçekten Rablerine kavuşacaklarına ve ancak O'na döneceklerine inanırlar.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
O (yüksek saygı göstere) nler ki onlar hakıykaten Rablerine kavuşucu ve hakıykaten ancak ona dönücü olduklarını bilirler (de namazlarını o vech ile kılarlar).
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
O(saygılı insa)nlar, Rablerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O'na döneceklerini bilirler.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
İçi saygı dolu olan bu müminler, Rab'lerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini iyi bilirler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Onlar, (mü'minler ise), şüphesiz, Rableriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O'na döneceklerini bilirler.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Onlar ise (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesinlikle bilirler.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
(45-46) Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O'na döneceklerini umanlar ve Allah'a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Onlar ki: Rabb'lerine kavuşacaklarını ve kesinlikle O'na döneceklerini bilirler.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Onlar, Efendilerine kesinlikle kavuşacaklarını ve O'na kesinlikle döneceklerini bilirler.
İbni Kesir
Onlar ki; Rablarına kavuşacaklarını, O'na döneceklerini kesinlikle bilirler.
Gültekin Onan
Nitekim onlar rablerine kavuşacaklarını / rableriyle karşılaşacaklarını (mülaku) ve O'na döneceklerini (raciun) bilirler (yezunnune). (S.Ateş'in notu: İbn Mesud'un mushafında yezunnun yerine yalemun yazıldığından bu anlamı tercih ettik.)
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Çünkü onlar kıyamet gününde Rablerine ulaşıp kavuşacaklarına kesin olarak inanırlar. Şüphesiz ki; onlar amellerinin karşılığını vermesi için O'na döneceklerdir.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Onlar ki; Rablarına kavuşacaklarını, O´na döneceklerini kesinlikle bilirler.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.
47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:
48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak rızası talep edilerek yapılan ve Peygamber’in gösterdiği yola ve sünnete uygun olan amelden razı olur. “Kimseden fidye de alınmaz.” Eğer bütün yeryüzündekiler bir o kadarı da beraber zulmedenlerin olsa Kıyamet gününde Allah'ın azabından kurtulmak için mutlaka onu feda ederlerdi. Ama bu onlardan kabul olunmayacaktır. “Onlara yardım da edilmez.” yani, hoşlarına gitmeyen durumdan kurtarılmazlar. Böylelikle bu buyruklarda Yüce Allah kıyamet günü yaratılmışlardan yararlanmanın hiçbir şekilde söz konusu olamayacağını ortaya koymaktadır. Şöyle ki:“Hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez.” buyruğu fayda sağlama hakkındadır. “Onlara yardım da edilmez.” buyruğu ise zararları bertaraf etmek hakkındadır. Burada fayda verecek olanın fayda sağlama konusunda müstakil olduğu konulardaki fayda sağlama nefyedilmektedir. “kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz.” Bu ise, kişinin fayda imkânı bulunan kimselerden talepte bulunarak bir fayda görmesinin söz konusu olmayacağını ifade etmektedir. Gerek bir karşılıkla -fidye gibi-, gerekse karşılıksız olarak -şefaat gibi- hiçbir şeyin faydası olmayacaktır. Bu da kulun kalbinin yaratılmışlara duyduğu güven bağının kesilmesini gerektirmektedir. Çünkü kul artık yaratılmışların zerre ağırlığı kadar kendisine bir fayda sağlama imkânına sahip olmadığını bilmektedir. Buna karşılık kul, kalbini her türlü menfaati sağlayan ve her türlü zararı önleyen Allah’a bağlamalıdır. Yalnızca O’na, hiçbir ortak koşmaksızın ibadet etmeli ve O’na ibadet etmek için O’ndan yardım istemelidir.