Bakara Suresi 39. Ayet
İnek · Medine · Sure 2 · Ayet 39/286
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَآ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ulaike ashabun nar, hum fiha halidun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Küfre saplananlar ve ayetlerimize yalan diyenler ise işte bunlar ateş arkadaşlarıdır, onlar orda muhalled kalacaklardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Küfre sapanlar ve ayetlerimize yalan diyenler ise, işte bunlar ateşin arkadaşlarıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
O küfredenler, ayetlerimizi yalan sayanlar (Yok mu?), onlar ateşin (cehennemin) arkadaşlarıdır. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere kalıcıdırlar.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
"İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır."
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(38-39) Dedik ki: "İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman Ben'den size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. İnkar edip ayetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler, hem de orada ebedi kalacaklardır."
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
"İnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Hakikati inkara şartlanmış olanlara ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince -işte onlar, içinde yaşayıp kalmak üzere ateşe mahkum olan kimselerdir.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Yol göstericimi tanımayıp, ayetlerimizi yalan sayanlar, cehennem halkıdır. Onlar, orada temelli kalacaklardır.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Ayetlerimizi küfredip yalanlayanlar, Cehennemliktirler. Ve onlar, orada sürekli kalacaklardır.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Nankörlük edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar; ateşin yoldaşları, işte onlardır. Sürekli orada kalacaklardır.
İbni Kesir
Küfredenler, ayetlerimizi yalanlamış olanlar, işte onlar cehennemliklerdir. Ve onlar ateşte temelli kalıcıdırlar.
Gültekin Onan
"Küfredip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateşe mahkumdur, orada sürekli kalacaklardır".
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Ayetlerimizi yalanlayıp, inkâr edenler var ya; işte onlar Cehennem ehlidir ve oradan kesinlikle çıkmayacaklardır.
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Küfredenler, ayetlerimizi yalanlamış olanlar, işte onlar cehennemliklerdir. Ve onlar ateşte temelli kalıcıdırlar.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
38- “Hepiniz oradan inin” dedik. “Şâyet benden size bir hidâyet gelir de kim benim hidâyetime uyarsa, onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” 39- Küfre saplananlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.
38. Yüce Allah, Cennet’ten indirilmeyi zikredeceği hususa bir girizgah olarak tekrar söz konusu etmiştir ki bu husus şudur:“Şâyet benden size bir hidâyet gelir de…” Yani ey insanlar ve cinler! Her ne zaman size benden bir “hidayet”, yani, sizi bana yakınlaştıracak, rızama doğru getirecek bir Peygamber ve bir Kitab gelecek olur da aranızdan “kim benim hidâyetime uyarsa” yani Peygamberlerime ve kitaplarıma iman etmek ve onlarla hidâyet bulmak sureti ile kim hidâyetime uyacak olursa -ki bu da Rasûllerin ve kitapların verdiği bütün haberleri tasdik etmek, emirleri yerine getirmek ve yasaklardan kaçınmak sureti ile olur- “onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” Bir diğer âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade edilmektedir:“Kim benim hidâyetime uyarsa, o hem sapıtmaz, hem de bedbaht olmaz.”(Tâ-hâ, 20/123) Görüldüğü gibi, Yüce Allah hidâyetine tabi olmanın dört sonucu olduğunu belirtmektedir: Korku ve üzüntünün bulunmaması ki bu ikisinin arasındaki fark şudur: Eğer hoşlanılmayan bir şey geçmişte kalmışsa bu, üzüntü doğurur. Eğer onun ilerde gelmesi bekleniyorsa bu da korkuyu meydana getirir. Yüce Allah bu ikisinin de hidayete tabi olan için söz konusu olmayacağını belirtmektedir. Bunlar söz konusu olmadığında ise bunların zıddı söz konusu olur ki bu da tam bir güven hissidir. Aynı şekilde hidayete tabi olanlar için sapıklık ve bedbahtlık da söz konusu olmayacaktır. Bu iki olmayınca da onların zıddı gerçekleşecek demektir ki bunlar da hidayet ve mutluluktur. O halde Allah’ın hidâyetine tabi olan kimseler için hem dünyada, hem âhirette güven, mutluluk ve hidâyet gerçekleşir. Hoşa gitmeyen korku, üzüntü, sapıklık ve bedbahtlığın da her türlüsünden uzak kalır. Böylelikle arzulanan şeyler elde edilmiş, hoşlanılmayan ve korkulan şeylerden de uzak kalınmış olur.
39. “Küfre saplananlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlar…” Bu buyrukta bir öncekinin aksi durum söz konusu edilmektedir. Allah’ın hidâyetine tabi olmayıp Allah’ı inkar/küfür eden ve O’nun âyetlerini yalanlayan kimseler “ateş ehlidirler.” Yani arkadaşın arkadaşından ayrılmaması, alacaklının borçlusunun peşini bırakmaması gibi onlar da ateşten ayrılmayacaktır. “orada ebediyen kalacaklardır.” Ne oradan çıkabilirler, ne azapları diner, ne de yardım görürler. Bu ve benzeri âyetlerde cin ve insanlardan oluşan mahlûkatın mutlu/cennetlik kimselerle bedbaht/cehennemlik kimseler olmak üzere ikiye ayrıldıkları, her iki kesimin nitelikleri ve bunlar arasında yer almayı gerektiren ameller belirtilir. Yine cinlerin hem emir ve yasak bakımından hem de sevap ve ceza bakımından insanlar gibi oldukları ifade edilmektedir.
Daha sonra Yüce Allah, İsrailoğullarına olan nimet ve ihsanlarını hatırlatmaya geçerek şöyle buyurmaktadır:
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَٱلَّذِينَ | الذي | الذين: اسم موصول لجماعة الذكور. | |||
| كَفَرُوا | كفر | جحدوا ولم يؤمنوا. وأصل الكفر: التغطية والجحد؛ لأن الكافر جاحد نعم ربه عليه وساتر لها بكفره. | |||
| وَكَذَّبُوا | كذب | أنكروا وجحدا؛ يقال: كذَّب بكذا تكذيباً: أي أنكره وجحده. | |||
| بِءَايَٰتِنَا | أيي | أي: بأدلتنا وكتبنا. والآيات: جمع آية. | |||
| أُولَٰئِكَ | أولاء | اسم يشار به للجماعة بعده كاف الخطاب للمفرد المذكر. | |||
| أَصْحَٰبُ | صحب | جمع: صاحب، والصاحب: الملازم للشيء. | |||
| ٱلنَّارِ | نور | نار الآخرة وهي نار جهنم. | |||
| هُمْ | هم | ضمير الغائبين. | |||
| فِيهَا | في | في: حرف جر يفيد معنى الظرفية الحقيقية المكانية. | |||
| خَٰلِدُونَ | خلد | باقون على الدوام. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
في {كَفَرُوا وَكَذَّبُوا} مد طبيعي. والراء مفخمة من {كَفَرُوا} ومرققة من
{النَّارِ} وصلًا مفخمة وقفًا والنون من {النَّارِ} منفتحة مرققة مع المد الطبيعي
بعدها. وفي النون غنة، والخاء مفخمة من {خَالِدُونَ}. وفي الميم الساكنة والفاء
بعدها من {هُمْ فِيهَا}. إظهار شفوي.