Bakara Suresi 249. Ayet

İnek · Medine · Sure 2 · Ayet 249/286

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلْجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّىٓ إِلَّا مَنِ ٱغْتَرَفَ غُرْفَةًۢ بِيَدِهِۦ ۚ فَشَرِبُوا۟ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ ۚ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ قَالُوا۟ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ ۚ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَـٰقُوا۟ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةًۢ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

Fe lemma fesale talutu bil cunudi, kale innallahe mubtelikum bi neher, fe men şeribe minhu fe leyse minni, ve men lem yat'amhu fe innehu minni illa menigterafe gurfeten bi yedih, fe şeribu minhu illa kalilen minhum fe lemma cavezehu huve vellezine amenu meahu, kalu la takate lenal yevme bi calute ve cunudih, kalellezine yezunnune ennehum mulakullahi, kem min fietin kaliletin galebet fieten kesiraten bi iznillah, vallahu meas sabirin.

Ayet Tilaveti

Ayetin Mealleri 13 meal

Diyanet İşleri

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."

Elmalılı Hamdi Yazır

Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Vaktaki Talut ordu ile hareket etti, muhakkak, dedi: Allah sizi bir nehrile imtihan edecek, kim ondan içerse benden değil, kim onu tatmazsa işte o benden, ancak eliyle bir avuc alan müstesna, derken varır varmaz ondan içtiler, ancak içlerinden pek azı müstesna kaldılar, derken Talut ve maiyetinde iman edenler nehri geçtiler, o vakıt de "bizim bu gün Calut ile ordusuna takatımız yok" dediler, Allaha mülaki olacaklarına kani' olanlar ise şu cevabı verdiler "nice az bir cemiyet, çok bir cemiyete Allahın izniyle galebe çalmışlar, Allah sabırlılarla beraberdir"

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Talut ordusuyla hareket ettiği zaman: "Allah sizi bir ırmakla deneyecek, kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan tatmazsa işte o, bendendir, ancak eliyle bir avuç alanlara izin var." dedi. Derken oraya varır varmaz pek azı hariç hepsi ondan içtiler. Talut ve beraberinde iman edenler ırmağı geçtiler. O zaman da: "Bizim bugün Calut ve ordusuyla savaşacak gücümüz yok." dediler. Allah'a ulaşacaklarına inananlar: "Nice az bir topluluk, Allah'ın izniyle sayıca çok bir topluluğu yenmiştir. Allah sabırlılarla beraberdir." dediler.

Hasan Basri Çantay

Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim

Vaktaki Taalut ordusiyle ayrılıb çıkdı, dedi ki: "Şübhesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edicidir, işte kim ondan (kana kana) içerse benden değil, kim onu tutmazsa artık o benden. Eliyle bir avuç alanlar başka (onlara müsaade var)". Derken (ırmağa varır varmaz), içlerinden birazı müstesna olmak üzere ondan (bol bol) içdiler. Nihayet o (Taalut) ve mahiyyetindeki mü'minler vaktaki onu (ırmağı) geçdiler, (beri yanda kalanlar) dediler ki: "Bugün bizim Caluta ve ordusuna karşı (duracak) takatimiz yokdur". (Ahiretde) muhakkak Allaha kavuşacaklarını bilenler (ve itaatle ırmağı geçenler) ise "Nice az bir cem'iyyet, daha çok bir cem'iyyete Allanın izniyle galebe etmişdir. Allah sabır (ve sebat) edenlerle beraberdir" dediler.

Süleyman Ateş

Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Talut, askerleri(ni) yürütüp (ordugahtan) çıkarınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ondan (kana kana) tadmayıp sadece eliyle bir avuç alan bendendir." İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber inananlar, ırmağı geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise: "Nice az bir topluluk var ki, Allah'ın izniyle çok topluluğa galib gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.

Suat Yıldırım

Kuran-ı Kerim ve Meali

Talut ordusunu harekete geçirip sefere çıkınca askerlerine şöyle dedi: "Allah sizi, bir ırmakla imtihan edecektir: İmdi onun suyundan içen benden sayılmayacak; Sadece avucuyla aldığı miktar muaf olmak üzere, Kim onun suyunu içmezse o da benden sayılacaktır." Derken onların pek azı hariç, varır varmaz ondan içtiler. Talut ile yanındaki müminler ırmağı geçince O vakit beri yanda kalanlar "Bugün bizim Calut ve ordusuna karşı duracak takatimiz yoktur" dediler. Ölümden sonra diriltilip Allah'ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise şöyle dediler:"Nice küçük topluluklar vardır ki, Allah'ın izniyle, büyük cemaatlere galip gelmiştir. Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir."

Ali Bulaç

Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı

Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."

Muhammed Esed

Kur'an Mesajı

Ve Talut, kuvvetleriyle yola koyulduğunda "Bakın," dedi, "Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek: ondan içen benden olmayacak, onu tatmaktan sakınan ise benden olacaktır; ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affa mazhar olacaktır." Ancak, birkaçı dışında hepsi ondan (dolu dolu) içtiler.O ve ona inananlar nehri geçer geçmez ötekiler: "Calut ve kuvvetlerine karşı (koymak için) bugün hiç gücümüz yok!" dediler.(Ama) kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler: "Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir! Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir." diye cevap verdiler.

Şaban Piriş

Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı

Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında: -Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim sudan içerse benden değildir, sadece eliyle bir avuç almasından başka ondan tatmayan bendendir, dedi. Onlardan pek azı hariç o sudan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber iman edenler ırmağı geçince, ötekiler: -Bugün Calut'a ve onun ordusuna karşı koyacak gücümüz yok, dediler. Rablerine kavuşacaklarını düşünenler ise: -Nice sayıca az topluluklar, Allah'ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.

Erhan Aktaş tefsirli

Kerim Kur'an

Talut, askerleriyle yola çıkınca onlara: "Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Bir avuç kadar tatmakla yetinirse o bendendir." dedi. Çok azı hariç, ondan doyasıya içtiler. O ve yanında yer alan İman Edenler, nehri geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz kalmadı." dediler. Allah'a kavuşacaklarına iman edenler[1] ise: "Nice az topluluklar, Allah'ın izni ile[2] nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.

Tefsir / dipnot (2)

Allah'a olan bağlılıklarında tam bir içtenlik ve sadakat içinde olanlar.

"Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre" anlamına gelmektedir.

Ali Rıza Safa tefsirli

Kur'an-ı Kerim Gerçek

Talut, orduyla birlikte ayrıldığı zaman, şöyle dedi: "Kuşkusuz, Allah, sizi ırmakla Sınayandır. Kim ondan içerse, benden değildir; kim doymadan yalnızca bir avuç içerse bendendir!" Ancak, çok azı dışında içtiler. O ve onunla birlikte inananlar ırmağı geçince, "Calut ve ordusuna karşı bugün gücümüz yok!" dediler. Allah'a kesinlikle kavuşacaklarına inananlar ise şöyle dediler: "Nice küçük topluluk, Allah'ın izniyle, büyük topluluklara üstün gelmiştir. Çünkü Allah, Dirençli Olanlarla Birliktedir!"[48]

Tefsir / dipnot (1)

İsrailoğullarının su ile sınanmaları, Tevrat, I. Samuel 14:24-28 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "İsrailoğulları, o gün tükenmişti. Çünkü Saul ‘Ben düşmanlarımdan öç alıncaya değin, akşama dek, kim yemek yerse, lanetli olsun!' diye yemin ettirmişti. Bu yüzden kimse bir şey yememişti. Askerler, her yanı bal dolu bir ormana girince, toprakta akan balları gördüler. Ama ettikleri yeminden korktukları için hiçbiri bala dokunmadı. Saul'un oğlu, babasının halka yemin ettirdiğini duymamıştı. Elindeki değneği uzatıp, ucunu bal gümecine batırdı; biraz bal tadar tatmaz gözleri parladı. Bunun üzerine, oradakilerden birisi, şöyle dedi: ‘Baban ‘Bugün kim yemek yerse, lanetli olsun!' diye askerlere yemin ettirdi; askerlerin güçsüz düşmesi bundandır.'"

İbni Kesir

Talut orduyla birlikte ayrılıp çıktığı vakit dedi ki: Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa şüphesiz ki bendendir. Eliyle bir avuç alanlar başka. Derken onlardan birazı müstesna olmak üzere hepsi de ondan içiverdiler. Talut ve beraberindeki mü'minler ırmağı geçtikleri vakit; bizim bugün Calut ve ordusuna karşı gücümüz yoktur, dediler. Mutlaka Allah'a kavuşacaklarını bilenlerse dediler ki: Nice az topluluk, Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.

Gültekin Onan

Talut orduyla birlikte ayrıldığında (şöyle) dedi: "Doğrusu Tanrı sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tatmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber inananlarla (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Tanrı'ya kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Tanrı'nın izniyle galip gelmiştir. Tanrı sabredenlerle beraberdir."

Ayetin Tefsiri 6 tefsir

Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri

Tâlût askerleriyle beraber o beldeden çıktığı zaman onlara şöyle dedi: "Allah sizi bir nehirle sınayacak. Kim ondan içerse o benim yolum üzerine değildir ve savaşta bana eşlik edemez. Her kim de ondan içmezse şüphesiz o benim yolum üzerinedir ve savaşta bana eşlik eder. Mecbur kalıp eliyle sadece bir avuç içen kimse ise müstesnadır, ona bir günah yoktur.” Askerlerin çok azı aşırı susuzlukla beraber su içmeyerek sabretti ve çoğunluğu nehirden içtiler. Tâlût ve onunla beraber olan Müminler nehri geçtiği zaman askerlerden bazıları: "Bizim bugün Câlût ve askerleriyle savaşmaya gücümüz yok" dediler. Kıyamet günü Allah'a kavuşacağından emin olanlar ise şöyle dediler: "Nice sayıları az mümin topluluk Allah'ın izni ve yardımıyla sayıları çok olan kâfir toplulukları yenmiştir. Zaferde ölçü, çoklukla değil imanladır. Allah sabreden kullarıyla beraberdir. Onlara destek olur ve yardım eder.

Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
KelimeKökAnlamı (Arapça)
فَلَمَّالمالما: ظرفية بمعنى حينما.
فَصَلَفصلفصل طالوت بالجنود: خرج بهم منفصلاً عن بيت المقدس.
طَالُوتُطالوتاسمه في التوراة"شاول"آتاه الله بسطة في العلم والجسم، واصطفاه ملكاً على المؤمنين من قومه مع فقره، فامتحن جنوده، وحارب بهم جالوت، وقتله.
بِٱلْجُنُودِجندالجنود: الجيش والأنصار والأعوان، ويجمع أيضا على أجناد.
قَالَقولتكلم. وأصل القول: معناه النطق بالكلام واللفظ به. وقد يطلق القول ويراد به الفعل أحيانا.
إِنَّإنّحرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة.
ٱللَّهَألهالله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى.
مُبْتَلِيكُمبلومختبركم.
بِنَهَرٍنهرنهر: النهر، وهو: الأخدود الواسع المستطيل في الأرض يجري فيه الماء، والماء الجاري.
فَمَنمَنمن: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل.
شَرِبَشربشرب الماء: جرعه.
مِنْهُمِنمن: حرف جر لتبيين الجنس أو تبيين ما أبهم قبل "من" أو في سياقها.
فَلَيْسَليسليس: فعل ناسخ للنفي.
مِنِّيمِنمن: حرف جر للدلالة على أخذ شيء من شيء بمعنى "بعض".
وَمَنمَنمن: اسم شرط جازم، يختص بذوات من يعقل.
لَّمْلمحرف لنفي المضارع وقلبه إلى الماضي.
يَطْعَمْهُطعملم يطعمه: لم يشربه.
فَإِنَّهُإنّإن: حرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة.
مِنِّيمِنمن: حرف جر للدلالة على أخذ شيء من شيء بمعنى "بعض".
إِلَّاإلاحرف استثناء، والاستثناء هنا متصل.
مَنِمَناسم موصول بمعنى "الذي" يختص بذوات من يعقل.
ٱغْتَرَفَغرفاغترف الماء: أخذه بيده.
غُرْفَةًغرفما أخذ من الماء باليد أخذة واحدة.
بِيَدِهِيدياليد: العضو المعروف.
فَشَرِبُواشربفأفرطوا في الشرب.
مِنْهُمِنمن: حرف جر للدلالة على أخذ شيء من شيء بمعنى "بعض".
إِلَّاإلاحرف استثناء، والاستثناء هنا متصل.
قَلِيلًاقللعددا محدودا. والقلة: النقصان. والقلة: نقيض الكثرة، قل الشيء يقل قلة.
مِّنْهُمْمِنمن: حرف جر للدلالة على أخذ شيء من شيء بمعنى "بعض".
فَلَمَّالمالما: ظرفية بمعنى حينما.
جَاوَزَهُجوزجاوزه: خلفه وبعد عنه.
هُوَهوضمير للغائب المفرد المذكر.
وَٱلَّذِينَالذيالذين: اسم موصول لجماعة الذكور.
ءَامَنُواأمنآمنوا: صدقوا وأذعنوا، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية.
مَعَهُمعمع: ظرف يفيد معنى المصاحبة.
قَالُواقولتكلموا. والقول: معناه الكلام. وقد يُراد بالقول أعمّ من ذلك.
لَالانافية للجنس. و"لا": حرف نفي، وحرف نهي.
طَاقَةَطوقلا طاقة: لا قدرة ولا استطاعة.
لَنَالاللام: حرف جر يفيد الإختصاص.
ٱلْيَوْمَيومهذا اليوم، والياء والواو والميم: كلمةٌ واحدة، هي اليومُ الواحدُ من الأيام، وهو: مطلق الزمن، وقيل: زمنٌ مقداره من طلوع الشمس إلى غروبها.
بِجَالُوتَجالوتجالوت: أحد عمالقة عاد، وقد رماه داود بحجر فقتله.
وَجُنُودِهِجندالجنود: الجيش والأنصار والأعوان، ويجمع أيضا على أجناد.
قَالَقولتكلم. وأصل القول: معناه النطق بالكلام واللفظ به. وقد يطلق القول ويراد به الفعل أحيانا.
ٱلَّذِينَالذياسم موصول للجمع المذكَّر.
يَظُنُّونَظننيوقنون، والظن: ترجح أحد الطرفين على الآخر نفياً وإثباتاً. وقد يعبَّر به عن اليقين والعلم كما يعبر بالعلم عنه مجازا.
أَنَّهُمأنّحرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة.
مُّلَٰقُوالقيالذين يظنون أنهم ملاقو الله: الذين يوقنون بلقاء الله بعد البعث.
ٱللَّهِألهالله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى.
كَمكَمأداة للإخبار عن عدد مبهم الجنس والمقدار واستعملت هنا للتكثير.
مِّنمِنمن التوكيدية: حرف جر يفيد التوكيد وهي زائدة نحويا.
فِئَةٍفأيفرقة أو جماعة.
قَلِيلَةٍقللالقلة: النقصان، وتستعمل للمعدود أصلاً، ولكنها تستعار للأجسام أحياناً.
غَلَبَتْغلبقهرت وهزمت.
فِئَةًفأيفرقة أو جماعة.
كَثِيرَةًكثرالكثرة: الزيادة، وتستعمل للمعدود أصلا، ولكنها تستعار للأجسام أحيانا.
بِإِذْنِأذنبإذن الله: بمشيئته وأمره.
ٱللَّهِألهالله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى.
وَٱللَّهُألهالله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى.
مَعَمعالله مع الصابرين: معية توفيق وعون؛ يعني: يوفقهم ويعينهم.
ٱلصَّٰبِرِينَصبر‌الصبر: نقيض الجزع، وهو: حبس النّفس على ما يقتضيه العقل والشرع، أو عمّا يقتضيان حبسها عنه. والصبر: صفة في النفس - خِلقية أو مكتسبة بالرياضة - تبعث على تحمل المشاق والمتاعب، رجاء الفرج من الله تعالى. وهو أساس الفضائل، إذ يعين على أداء الواجب للخالق والمخلوق، وعلى قمع الشهوات، واحتمال النكبات، ووأد الفتن، وعلى مشاق الجهاد.

TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)

{فَلَمَّا} فيها غنة مشددة، ومد طبيعي. ويُراعى ترقيق اللام بعد

الصاد والطاء من {فَصَلَ طَالُوتُ} والباء مقلقلة من {مُبْتَلِيكُمْ} وفي سكون

ميمها مع باء {بِنَهَرٍ} إخفاء شفوي. وفي تنوين {بِنَهَرٍ} مع فاء {فَمَنْ} إخفاء

حقيقي. وكذلك {فَمَنْ شَرِبَ} وفي {مِنْهُ} إظهار حلقي. وفي {مِنِّي} غنة، ومد

طبيعي. وفي {وَمَنْ لَمْ} إدغام بغير غنة. وفي {فَإِنَّهُ} غنة، وصلة صغرى، وفي

{مِنِّي إِلَّا} مد منفصل. والغين من {اغْتَرَفَ} مفخمة. والكسر الذي قبلها كسر

عارض للتخلص من التقاء الساكنين. و {غُرْفَةً بِيَدِهِ} فيها إقلاب. وفي {قَلِيلًا

مِنْهُمْ} إدغام بغنة. وإظهار حلقي. ومن هاءات الضمير ذات الصلة: {فَإِنَّهُ

مِنِّي} {بِيَدِهِ} {جَاوَزَهُ} {مَعَهُ} {وَجُنُودِهِ} وفي {أَنَّهُمْ مُلَاقُو}

إدغام تماثل صغير. وحرف المد من {مُلَاقُو اللَّهِ} يحذف وصلًا. ويثبت عند انفصال

الساكنين بالوقف على الأول. {كَمْ مِنْ} إدغام تماثل صغير. {مِنْ فِئَةٍ} و

{فِئَةٍ قَلِيلَةٍ} إخفاء حقيقي. {قَليلَةٍ غَلَبَتْ} إظهار حلقي. {فِئَةً

كَثِيرَةً} إخفاء حقيقي. وفي {كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ} إقلاب، والوقف هنا

أولى.