Zümer Suresi 1. Ayet
Yığınlar · Mekke · Sure 39 · Ayet 1/75
تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Tenzilul kitabi minallahil azizil hakim.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Kitab'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
İndirilişi bu kitabın Allahdan, o aziz, hakim Allahdandır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bu kitabın indirilişi, güçlü, hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Bu) kitabın indirilmesi, o mutlak gaalib, o yegane hukum ve hikmet saahibi Allahdandır.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Kitabın indirilmesi, aziz hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Bu kitabın vahyolunup parça parça indirilmesi, aziz ve hakim (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah tarafındandır.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Bu ilahi kelamın indirilişi, güç ve hikmet Sahibi olan Allah'tandır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Kitabın indirilmesi, güç ve hüküm sahibi Allah'tandır.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Kitap'ın indirilmesi, Mutlak Üstün Olan, En İyi Hüküm Veren Allah tarafındandır.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Kitap'ın indirilişi, Üstün Olan; Bilgelik ve Adaletle Yöneten Allah tarafındandır.
İbni Kesir
Kitab'ın indirilmesi; Aziz, Hakim olan Allah katındandır.
Gültekin Onan
(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Tanrı (katın)dandır.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Kur'an; kimsenin kendisine galip gelemediği mutlak galip, yaratmasında, yönetmesinde şeriatinde hikmet sahibi olan Yüce Allah tarafından indirilmiştir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'dan başkası tarafından indirilmemiştir.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Kitab´ın indirilmesi; Aziz, Hakim olan Allah katındandır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
1- Bu Kitap, Aziz ve Hakim olan Allah tarafından indirilmiştir. 2- Şüphe yok ki biz sana Kitabı hak ile indirdik. O halde Allah’a, dini yalnız O’na hâlis kılarak ibadet et. 3- Dikkat edin! Halis din, yalnız Allah’ındır. O’nun dışında dostlar edinenler:“Biz, bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”(derler). Şüphesiz Allah, ihtilâf ettikleri hususlar hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah, yalancı ve kâfir/nankör hiç kimseyi hidâyet erdirmez.
(Mekke’de inmiştir. 75 âyettir)
1. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’in azameti, bu yüce kelâmın sahibinin ve onu indirenin celalini haber vermekte ve onun Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirildiğini bildirmektedir. Yani bütün mahlukatın ilahı olmak, sadece O’nun sıfatıdır. Çünkü O, azamet ve kemâl sahibidir. Azizdir; izzet sıfatı ile bütün mahlukatı emrinin altına almıştır. Her şey O’nun huzurunda zilletle boyun eğip itaat etmiştir. Hakimdir; yaratmasında ve emretmesindeki hikmeti sonsuzdur. İşte bu Kur’ân-ı Kerîm, bu vasfa sahip olan tarafından indirilmiştir. Kelâm, onu söyleyenin (mütekellimin) bir sıfatıdır. Sıfat da sahibine tâbidir. Allah nasıl ki her bakımdan kâmilse ve hiçbir şekilde benzeri yoksa, O’nun kelâmı da aynı şekilde her bakımdan kâmil ve benzersizdir. İşte tek başına bu, Kur’ân-ı Kerîm’in mertebesine delâlet eden yeterli bir sıfattır.
2. Bununla birlikte Allah, bu Kitabın kemâlini, kimin üzerine indirildiğini belirterek daha da bir açıklığa kavuşturmaktadır. Şöyle ki bu kitap, insanların en şereflisi olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem üzerine indirilmiştir. Böylelikle bu Kitabın Allah tarafından indirilmiş kitapların en şereflisi olduğu, yine onun en şerefli şekilde yani “hak ile” indiği de anlaşılmış olmaktadır. Bu Kitap, herhangi bir tartışma ve tereddüdün söz konusu olmadığı hak ile insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak için indirilmiştir. Bu Kitap verdiği doğru haberlerinde ve adaletli hükümlerinde de hakkı içermektedir. Delâlet ettiği her bir husus, ilmî bütün yolların delâleti ile hakkın en muazzam türüdür. Hakkın dışında ise sapıklıktan başka bir şey olamaz. Bu Kitap, hak tarafından indirildiğinden, insanlığı doğru yola iletmek üzere hakkı ihtiva ettiğinden ve insanların en şereflisine indirilmiş olduğundan dolayı pek büyük bir nimettir. O halde bu nimetin şükrünü edâ etmek gerekir ki bu da dini ihlâs ile sadece Allah’a has kılmaktır. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O halde Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet et!” Yani gerek İslâm, gerek iman ve ihsan makamları, gerek şeriatın zahirî hükümleri, gerekse de batınî hükümleri ile dinini tamamı ile yalnızca Allah’a halis kıl, bunları ihlâs ile yerine getir. Bu ise bütün bunları sadece Allah için, yalnızca O’nun rızasını gözeterek, bunun dışında herhangi bir maksat gütmemek sureti ile gerçekleşir.
3. Bu, ihlâs emrini vurgulayan bir buyruktur ve kemâlin bütünü ile Yüce Allah’a ait olduğunu açıkladığı gibi bütün yönleri ile kullarına lütüfkâr olduğunu da açıklamaktadır. O halde aynı şekilde bütün şaibelerden arınmış, saf ve halis din de yalnız O’nundur. Bu da hem kendisi için, hem de en seçkin kulları için beğenip seçtiği ve onlara uymalarını emrettiği dindir. Çünkü bu din; sevilmesi, korkulması, kendisinden ümit edilmesi, kullarının ihtiyaçlarını karşılamakta kendisine dönülmesi hususlarında yalnızca Yüce Allah’ın ilâh edinilmesini içerir. İşte kalpleri ıslah eden, temizleyen ve arındıran din budur. Yani ibadette ve hiçbir hususta O’na ortak koşmamaktır. Çünkü Allah, şirkin/ortaklığın her türünden uzaktır. Ortak koşulan hiçbir şeyde Yüce Allah’a ait bir şey olamaz. Çünkü bütün ortaklar arasında ortaklığa en muhtaç olmayan O’dur. Diğer taraftan şirk, kalpleri de ruhları da ifsad eder. Dünya ve âhirette insanları en ileri derecede bedbahtlığa mahkûm eder. Bundan dolayı Allah, tevhid ve ihlâsı emrettikten sonra kendisine ortak koşulmasını da yasaklamış ve ortak koşanların yerilmiş olduklarını bildirerek şöyle buyurmuştur:“O’nun dışında dostlar edinenler” ibadetlerini ve dualarını O’ndan başkalarına yönelterek onları dost, yardımcı ve hami edinenler:“Biz bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” yani ihtiyaçlarımızı Allah’a arz etsinler ve O’nun nezdinde bize şefaat etsinler diye ibadet ediyoruz, yoksa biz bunların yaratmadığını, rızık vermediklerini ve hiçbir şeye sahip olamadıklarını biliyoruz, derler ve bu sözleriyle kendilerini mazur göstermeye çalışırlar. Ama bu şekilde davrananlar, Allah’ın emrettiği ihlâsı terk etmiş ve en büyük haram olan şirke kalkışma cesaretini göstermiş, kendisine denk hiçbir kimse bulunmayan o yüce yaratıcı ve mutlak hükümdarı, yaratılmış hükümdarlara kıyas etmişlerdir. Bozuk akıllarına ve hasta görüşlerine dayanarak şu kanaati ileri sürmüşlerdir:“Nasıl ki hükümdarların yanına ancak onlar tarafından kabul görmüş kimseler ve birtakım şefaatçiler/aracılar vasıtası ile çıkılır; nasıl ki onların yönetimleri altında bulunanların ihtiyaçlarını kendilerine arz eden ve onların işlerine bakmaları için merhamet duygularını harekete geçiren ve bu hususta gerekli ortamları hazırlayan yardımcıları/bakanları vardır; işte Yüce Allah da böyledir.” Halbuki bu, yapılabilecek en tutarsız kıyaslamadır. Üstelik bu, yüce yaratıcı ile yaratılmış bir mahluku birbirine eşit görmeyi de ihtiva eder. Halbuki yaratılan ile yaratan arasında çok büyük bir farkın bulunduğu akıl, nakil ve fıtrat yönünden sabit bir husustur. Zira hükümdarların, kendileri ile yönetimleri altındakiler arasında aracılara ihtiyaç duymaları, yönettiklerinin durumlarını bilmeyişlerinden dolayıdır. Bu yüzden yönettiklerinin durumlarını kendilerine bildirecek kimselere ihtiyaçları vardır. Bazen de ihtiyaç sahibi kimselere kalplerinde herhangi bir merhamet bulunmayabilir. Bu yüzden kalplerini yönetilenlere karşı yumuşatacak, onlara merhamet duymalarını sağlayacak kimselere, şefaatçilere ve yardımcılara, kendilerinden çekinecekleri kimselere gerek vardır. Bu kimselerden çekinerek, onların hatırlarını kırmayıp isteklerini yerine getirerek aracı oldukları kimselerin ihtiyaçlarını karşılarlar. Kendileri de aynı şekilde muhtaç kimsedirler. O nedenle fakirlik korkusu ile bazen muhtaçların ihtiyaçlarını karşılamayabilirler. Rabbimiz Yüce Allah ise ilmi ile açığı da gizlisi de dahil her şeyi kuşatmıştır. O’nun kullarının ve egemenliği altında bulunanların hallerini kendisine bildirecek kimselere ihtiyacı yoktur. O yüce Rabbimiz, merhametlilerin en merhametlisidir, cömertlerin en cömerdidir. Kullarına merhamet etmesini sağlamak için yarattıklarından hiçbir kimseye muhtaç değildir. Aksine O, kullarına kendi nefislerinden de anne ve babalarından da daha merhametlidir. Onları Kendisinin merhametine nail olmalarını sağlayacak sebeplere teşvik eden, bu sebepleri yerine getirmeye davet eden O’dur. Kendileri için isteyemedikleri menfaatleri O, onlar için ister. O, hiçbir şeye muhtaç olmayan mutlak Ğani’dir, çok zengindir. Baştan sona bütün yaratılmışlar bir alanda toplanacak olsalar ve O’na isteklerini arzetseler, O da onların her birisine isteyip temenni ettiği her şeyi verecek olsa, hiçbir şekilde O’nun zenginliğinden, O’nun nezdinde bulunanlardan bir şey eksiltmezler. Denize bir iğne daldırılıp çıkartıldığında o iğne denizden ne eksiltiyorsa ancak o kadarını eksiltebilirler. Bütün şefaatçiler O’ndan korkar, O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaat edemez. Şefaat, bütünü ile O’nun elindedir. İşte bu gibi farklar ile Yüce Allah’a ortak koşanların cahilliği, onların büyük çaptaki akılsızlıkları ve O’na karşı ne kadar küstah oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Yüce Allah’ın şirki mağfiret etmeyişinin hikmeti de anlaşılmaktadır. Çünkü şirk, Allah'a dil uzatmak, O’nun şanına leke sürmek demektir. Bundan dolayı Allah, ihlâs sahibi kimseler ile müşriklerden oluşan iki kesim hakkında -müşrikler için tehdit içeren bir ifade ile- şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah, ihtilâf ettikleri hususlar hakkında aralarında hüküm verecektir.” Böylece Yüce Allah’ın hükmünün, ihlâs sahibi mü’minleri Naîm cennetlerine yerleştireceği, Allah’a ortak koşanlara da cennete girmeyi haram kılacağı ve onların cehennem ateşinde barınacağı yönünde olduğu anlaşılmaktadır. “Şüphe yok ki Allah, yalancı ve kâfir/nankör hiç kimseyi hidâyet erdirmez.” Dosdoğru yolu izleme tevfikini onlara ihsan etmez. Çünkü böyleleri, kendilerine gelen onca öğüt, delil, belge ve mucizeye rağmen bir türlü bu sıfatlarından uzaklaşmayan kimselerdir. Yüce Allah, onlara pek çok delil göstermişti; ama onlar bunları bile bile inkâr edip kâfir olmuş ve onları yalanlamışlardır. Böylelerine Allah nasıl hidâyet versin ki? Bunlar zaten kapıyı kendi yüzlerine kendileri kapatmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların kalbine mühür vurmakla onları cezalandırmıştır. Artık böyleleri iman etmez.