Yûsuf Suresi 58. Ayet
Yusuf · Mekke · Sure 12 · Ayet 58/111
وَجَآءَ إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
Ve cae ihvetu yusufe fe dehalu aleyhi fe arefehum ve hum lehu munkirun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(Derken) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf'u tanımıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bir de Yusüfün biraderleri çıkageldiler, geldiler yanına girdiler, derhal onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Birden Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler; gelip yanına girdiler; hemen onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Yuusufun kardeşleri gelib onun huzuruna girdiler. (Yuusuf) onları tanıdı, onlar ise kendisini tanımıyorlardı.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Yusuf'un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Gün geldi, Yusuf'un kardeşleri Mısır'a gelip onun huzuruna çıktılar. O onları tanıdı, ama öbürleri onu tanıyamadılar.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(Yıllar sonra) Yusuf'un kardeşleri (Mısır'a) geldiler ve o'nun huzuruna çıktılar; o hemen tanıdı onları; ama berikiler o'nu tanımadılar.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onu tanımadılar; Yusuf, onları tanıdı.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Nihayet Yusuf'un kardeşleri geldi ve onun huzuruna çıktılar. Yusuf onları hemen tanıdı. Ama onlar onu tanıyamadılar.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Ve Yusuf'un kardeşleri geldiler; Onun yanına girdiler. Onları, hemen tanıdı; oysa onlar, Onu tanımadılar.
İbni Kesir
Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onları tanıdı, ama onlar kendisini tanımıyorlardı.
Gültekin Onan
(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, o onları hemen tanıdı; fakat onlar onu tanımadılar (münkirun).
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Yusuf'un kardeşleri malları ile Mısır topraklarına geldiler ve Yusuf'un huzuruna çıktılar. Yusuf onların kardeşleri olduğunu anladı. Uzun zaman geçip şekli değiştiği için onlar kardeşlerini tanımadılar. Çünkü onu kuyuya attıklarında o, ufak bir çocuktu.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Yusuf´un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onları tanıdı, ama onlar kendisini tanımıyorlardı.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
58- Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar. 59- Yusuf (erzak) yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana baba bir kardeşinizi de getirin. Görüyorsunuz ki ben ölçeği tam veriyorum ve ben misâfirperverlerin en iyisiyim.” 60- “Eğer onu bana getirmezseniz artık benden size bir ölçek bile (erzak) yok. Yanıma da yaklaşmayın.” 61- “Ne yapıp edip onu babasından almaya çalışacağız, bunu mutlaka yapacağız” dediler. 62- Yusuf uşaklarına:“Verdikleri bedelleri yüklerinin içine geri koyun, belki ailelerine dönünce farkına varırlar da dönüp yine gelirler” dedi. 63- Babalarına döndüklerinde:“Ey babamız, ölçek (ile erzak almak) bize yasaklandı. Kardeşimizi de bizimle beraber gönder de ölçek (ile erzak) alabilelim. Biz muhakkak onu koruyacağız” dediler. 64- Dedi ki:“Daha önceden kardeşi hakkında size ne kadar güvendi isem bunun hakkında da size ancak o kadar güvenebilirim. Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” 65- (Erzak) yüklerini açtıkları zaman ödedikleri bedellerin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki:“Ey babamız! Daha ne istiyoruz ki? İşte ödediğimiz bedeller de bize iade edilmiş! (Artık kardeşimizi bizimle gönder. Böylece) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla erzak alırız. Bu, az bir ölçektir.” 66- “Etrafınız kuşatılmadıkça onu bana kesin olarak geri getireceğinize dair Allah adına (yeminle) bana sağlam bir söz vermediğiniz sürece onu sizinle beraber asla göndermem!” dedi. Onlar da ona kesin söz verince şöyle dedi:“Allah söylediklerimize şahittir.” 67- “Ey oğullarım! Hepiniz tek bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber ben, Allah’tan size gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edecekler de yalnız O’na güvenip dayansınlar” dedi. 68- Onlar da babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiler. Bu (tedbir), Allah’tan onlara gelecek hiçbir şeyi önleyemezdi. O, sadece Yakûb’un içindeki bir dileği idi, o da bunu dile getirdi. Şüphesiz ki o, kendisine ilim öğrettiğimiz için büyük bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu bilmezler.
58. “Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar.”
59. “Yusuf (erzak) yüklerini hazırlayınca” başkalarına ölçtüğü gibi onların da azıklarını ölçüp verince... Çünkü onun bu konudaki güzel tedbirlerinden birisi de kişi başına ancak bir deve yükü ölçek vermesi idi. Onlara durumlarını sormuştu, onlar da babalarının yanında bir kardeşlerinin daha olduğunu haber verdiler ki bu da Bünyamin idi. Bunun üzerine Yusuf da onlara:“Dedi ki: Bana baba bir kardeşinizi de getirin.” Arkasından onu getirme arzularını artırmak kastı ile de sözlerini şöylece sürdürmüştü: “Görüyorsunuz ki ben ölçeği tam veriyorum ve ben” ziyafet ve ikram bakımından “misâfirperverlerin en iyisiyim.”
60. Daha sonra onları, getirmemeleri ihtimaline karşılık korkutarak şöyle demişti:“Eğer onu bana getirmezseniz artık benden size bir ölçek bile (erzak) yok. Yanıma da yaklaşmayın.” Çünkü Yusuf onların kardeşlerini beraberlerinde getirmeye mecbur kalacaklarını ve bunun da kardeşlerini beraberlerinde alıp getirmeye iteceğini biliyordu.
61. “Ne yapıp edip onu babasından almaya çalışacağız.” Bu, Yakub’un Bünyamin’e çok düşkün olup, on dan ayrı kalamadığına, Yusuf’tan sonra onunla teselli bulduğuna delildir. Bu yüzden Bünyamin’i onunla birlikte göndermesi için ciddi bir gayret ve ısrarı gerektirmişti. “Bunu” bize verdiğin bu emir ve isteği “mutlaka yapacağız, dediler.”
62. “Yusuf” hizmetini gören “uşaklarına”: Azık almak için “verdikleri bedelleri yüklerinin içine geri koyun, belki ailelerine dönünce farkına varırlar” artık bundan sonra bunu yükleri arasında görecek olurlarsa tanırlar “da dönüp yine gelirler, dedi.” Denildiği üzere onların geri dönüşleri, bu bedelleri geri almaktan razı olmamaları için olacaktı. Ancak anlaşıldığı kadarı ile Yusuf, bununla onlara tam ve eksiksiz ölçüp vermek sonra da onlara bedellerini fark edemeyecekleri bir şekilde geri vermesi suretiyle onlara yaptığı iyiliğe arzu ve şevklerini uyandırmak istemişti. Çünkü iyilik, kişinin iyilik yapana tam anlamı ile vefalı olmasını gerektirir.
63. “Babalarına döndüklerinde: Ey babamız” eğer kardeşimizi bizimle birlikte göndermeyecek olursan “ölçek (ile erzak almak) bize yasaklandı. Kardeşimizi de bizimle beraber gönder de ölçek (ile erzak) alabilelim.” Bu, bize azık ölçülüp verilmesine imkan sağlayacak. Daha sonra da onu korumayı üstlenerek:“Biz muhakkak onu” başına hoşlanmayacağı bir işin gelmesine karşı “koruyacağız, dediler.”
64. Yakub aleyhisselam onlara “dedi ki: Daha önceden kardeşi hakkında size ne kadar güvendi isem bunun hakkında da ancak o kadar güvenebilirim?” Yani siz bundan önce Yusuf’u korumak hususunda bundan daha ağır bir taahhüt altına girmiştiniz, bununla birlikte siz bu konudaki taahhüdünüzü yerine getirmediniz. Bu yüzden ben sizin taahhüdünüze de korumanıza da güvenmiyorum. Ben, ancak Yüce Allah’a güvenirim:“Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” Benim halimi bilir, bana merhamette bulunacağını ve onu koruyup bana geri döndüreceğini ümid ederim. Bu ifadeleri ile sanki onu kardeşleri ile birlikte gönderme hususunda yumuşamış gibi görünmektedir.
65. Sonra onlar “(erzak) yüklerini açtıkları zaman ödedikleri bedellerin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler.” Bu, onların Yusuf’un bu bedelleri kendilerine kasten geri verdiğini ve böylelikle bu bedelleri onlara temlik etmek istediğini anladıklarına bir delildir. Bunun üzerine babalarına kardeşlerini beraberlerinde göndermesini teşvik etmek üzere:“Ey babamız, dediler. Daha ne istiyoruz ki?” Bize tam ölçek vermişken, samimiyeti ve üstün bir ahlakı gösterecek tarzda en güzel şekilde bedellerimizi bize geri vermişken, bize yapmış olduğu bu güzel ikramın ötesinde daha ne isteyebiliriz ki? “İşte ödediğimiz bedeller de bize iade edilmiş! (Artık kardeşimizi bizimle gönder. Böylece) ailemize erzak getiririz.” Yani kardeşimizle birlikte gidecek olursak bu, onun bize ölçekle erzak vermesine imkan sağlar. Böylelikle ailemize erzak getiririz, onlar için zorunlu ihtiyaç olan gıdaları da yanımıza alıp gelebiliriz. “Kardeşimizi koruruz”, onun bizimle birlikte gönderilmesi sureti ile “bir deve yükü de fazla erzak alırız.” Çünkü o, her bir kişi için bir deve yükü erzak verir. “Bu, az bir ölçektir.” Dolayısıyla senin bu işten hiçbir zararın yok. Süre de uzun değil ve bu işteki maslahat da açıkça ortadadır.
66. Yakub onlara:“Etrafınız kuşatılmadıkça” yani karşı koyamayacağınız ve önleyemeyeceğiniz bir durum ile karşı karşıya kalmadıkça “onu bana kesin olarak geri getireceğinize dair Allah adına (yeminle) bana sağlam bir söz” Allah adına yemin ederek oldukça sağlam bir söz ve teminat “vermediğiniz sürece, onu sizinle beraber asla göndermem, dedi. Onlar da ona” söylediği ve istediği şekilde “kesin söz verince şöyle dedi: Allah söylediklerimize şahittir.” O’nun hakkımızdaki şahitliği, O’nun vekilliği ve taahhüdümüze kefil oluşu bize yeterlidir.
67. Daha sonra Yakub aleyhisselam kardeşlerini onlarla beraber gönderdiğinde Mısır’a vardıkları takdirde nasıl hareket edeceklerine dair şu tavsiyede bulundu:“Ey oğullarım! Hepiniz tek bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin.” Çünkü hem sayıca çoklukları hem de aynı adamın evlatları oldukları için etkileyici görünümleri dolayısı ile onlara nazar değmesinden korkmuştu ki bu, ona karşı bir sebebe sarılmaktır. “Bununla beraber ben, Allah’tan size gelecek hiçbir şeyi sizden savamam.” Çünkü Allah tarafından takdir olunmuş ne ise o, mutlaka gerçekleşir. “Hüküm ancak Allah’ındır.” Hüküm O’nun hükmü, emir O’nun emridir. O’nun, hükme bağlayıp takdir etmiş olduğu bir şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. “Ben yalnız O’na tevekkül ettim.” Güvencim sadece Allah’adır, yoksa size yerine getirmenizi tavsiye ettiğim sebebe değil. “Tevekkül edecekler de yalnızca O’na güvenip dayansınlar.” Çünkü tevekkül ile her türlü istek gerçekleşir ve korkulan her bir şeyden uzak kalınabilir.
68. Ayrılıp gidince “babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiler. Bu (tedbir)” böyle yapmaları “Allah’tan onlara gelecek hiçbir şeyi önleyemezdi. O, sadece Yakûb’un içindeki” çocuklarına karşı şefkat ve muhabbetinin gereği olan “bir dileği idi, o da bunu dile getirdi.” Bu yolla bir bakıma kalben huzura kavuştu ve içindeki arzusu gerçekleşti. Esasen bu, onun bilgisindeki bir kusurdan kaynaklanmıyordu. Çünkü o, hiç şüphesiz şerefli rasûllerden ve rabbânî alimlerden idi. Bu yüzden Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki o, kendisine ilim öğrettiğimiz için” yani kendi güç ve imkânları ile elde ettiğinden dolayı değil de Allah’ın lütfu ve öğretmesi sayesinde “büyük bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu” işlerin akıbetini ve inceliklerini “bilmezler.” Aynı şekilde ilim ehli olan kimseler arasında da bazı kimselere ilmin pek çok yönleri, hükmü ve gereği gizli kalabilir.