Nisâ Suresi 143. Ayet
Kadınlar · Medine · Sure 4 · Ayet 143/176
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا
Muzebzebine beyne zalike, la ila haulai ve la ila haulai. Ve men yudlilillahu fe len tecide lehu sebila.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü'minlere) ne de şunlara (kafirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Arada müzebzeb bir haldedirler: ne onlara, ne onlara, her kimi de Allah şaşırtırsa artık ona sen yol bulamazsın
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Arada (iman ile küfür arasında) bocalayıp duruyorlar; ne onlardan yana oluyorlar, ne de bunlardan. Kimi de Allah şaşırtırsa artık ona sen bir yol bulamazsın.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Onlar (küfr ile iman) arasında bucalayan bir süre kararsızlardır. Ne onlara, ne bunlara (mal olurlar). Allah kimi şaşırtırsa artık ona bir yol bulamazsın, asla.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Arada yalpalayıp dururlar. Ne bunlara (bağlanırlar), ne de onlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye bir (çıkar) yol bulamazsın!
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Onlar müminlerle kafirler arasında bocalayıp dururlar: Ne onlara bağlanırlar, ne de bunlara. Her kimi de Allah şaşırtırsa sen ona hiçbir yol bulamazsın.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
bu taraftakilerle diğerleri arasında bocalayıp dururlar, ne o tarafa ne de bu tarafa (sadık) kalırlar. Allahın saptırdıkları için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
(İman ile küfür) arasında tereddüttedirler ne müminlere ne de kafirlere (bağlıdırlar.) Allah, kimi sapıklıkta bırakırsa artık ona bir yol bulamazsın.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Ne onlara ne bunlara, arada bocalayıp dururlar.[1] Allah, kimi doğru yoldan yoksun bırakırsa,[2] sen ona asla bir yol bulamazsın.
Tefsir / dipnot (2)
Münafıklar.
Münafık olduğu için; doğru yolda olmayı hak etmediği için, doğru yoldan yoksun kalmayı gerektiren şeyleri yaptığı için.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Arada bocalayıp dururlar; ne onlarla ne de bunlarla. Allah, kimi saptırırsa, artık, onun için asla bir yol bulamazsın.
İbni Kesir
Ne onlarladırlar, ne de bunlarla. İkisi arasında bocalayıp dururlar. Allah' ın saptırdığı kimseye yol bulamazsın.
Gültekin Onan
Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Tanrı kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Bu münafıklar ne yapacaklarını bilmez bir halde tereddüt içindedirler. Onlar ne görünüşte, ne de kalben Müminlerle beraberdirler, ne de kâfirlerle beraberdirler. Bilakis görünüşte müminlerle beraber, kalben ise kâfirlerle beraberlerdir. -Ey Peygamber!- Yüce Allah her kimi saptırırsa onu sapmış olduğu dalaletten doğru yola iletecek bir yol bulamazsın.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Ne onlarladırlar, ne de bunlarla. İkisi arasında bocalayıp dururlar. Allah´ ın saptırdığı kimseye yol bulamazsın.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
142- Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki O, onların aldatmalarını başlarına geçirir. Namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az anarlar. 143- Onlar bu ikisi arasında bocalayan kararsız kimselerdir. Ne bunlara ne de onlara (taraf) olurlar. Allah’ın şaşırttığı kimseye sen asla yol bulamazsın.
142. Yüce Allah münafıkların sahip oldukları çirkin nitelikleri ve oldukça kötü alâmetleri haber vermektedir. Onların izledikleri yolun, Allah’ı aldatmaya çalışmaktan ibaret olduğunu bildirmektedir. Yani onlar, açığa vurdukları imanla ve içlerinde sakladıkları küfür ile Yüce Allah’ı -haşa- kandırabileceklerini, O’nun gerçeği bilmediğini ve gerçek yüzlerini kullarına açıklamayacağını zannediyorlar. Gerçekte ise onları aldatan Allah’tır, yani Allah onların bu yaptıklarının misliyle onları cezalandırır. Yalnızca onların bu halleri ve bu yolda devam etmeleri bile onların kendi kendilerini aldatması demektir. Bir kimsenin sonunda kendisini hakir ve zelil düşürecek ve mahrum bırakacak bir iş yapmasından daha büyük aldanma söz konusu olabilir mi? Yalnızca böyle bir davranış bile kişinin aklının ne kadar kıt olduğunu göstermektedir. Çünkü böyle davranan bir kimse hem günah işlemekte, hem onu güzel görmekte, hem de bu yaptığı işin akıllılık ve hile olduğunu zannetmektedir. Cahilliğin ve ilâhi yardımdan mahrum kalmanın kişiyi düşürdüğü bu hal, gerçekten dikkate değer bir haldir. Yüce Allah’ın münafıkları aldatmasının, yani aldatmalarını başlarına geçirmesinin bir parçası da Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözünü ettiği durumdur:“O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar mü’minlere: Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım, diyecekler. Arkanıza dönün de (başka bir) nur arayın, denilecek. Aralarına iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap bulunan ve kapısı olan bir duvar çekilecektir. (Münafıklar) o (müminlere): Biz (dünyada) sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler...”(el-Hadid, 57/13-14) Bu münafıkların niteliklerinden birisi de şudur: Onlar amelî itaatlerin en büyüğü olan “namaza kalktıkları vakit de” olur da kalkarlarsa “üşene üşene kalkarlar” ağırdan alarak ve namaz kılmaktan rahatsız bir şekilde kılarlar. Tembellik, ancak bunu kalpten arzu etmediklerinden dolayı söz konusu olur. Şâyet kalplerinde Allah’a yönelme, O’nun nezdindekileri arzulama namına bir duygu ve imanın zerresi bulunsaydı böyle bir tembellikleri söz konusu olmazdı. “İnsanlara gösteriş yaparlar.” Yani içlerinde gizledikleri şey budur. Onların amellerinin çıkış noktası da insanlara gösterişte bulunmaktır. İnsanların görmesi, kendilerini övmesi, kendilerine saygı duyması maksadı ile bu fiilleri yaparlar. Yoksa ihlâsla Allah için yapmazlar. İşte bundan dolayı da “Allah’ı ancak pek az anarlar.” Çünkü kalpleri riyakarlık ile dopdoludur. Yüce Allah’ı zikretmek ve buna devam etmek ise ancak kalbi Allah sevgisi ve azameti ile dopdolu olan mü’min kimselerin yapabileceği bir iştir.
143. Yani onlar mü’min kesim ile kâfir kesimi arasında gidip gelirler. Ne zahir ve batınları ile mü’minlerdendirler. Ne de zahir ve batınları ile kâfirlerdendirler. Onlar içlerini kâfirlere açmışlardır, zahirlerini de mü’minlere vermiş gibi görünürler. Bu ise mümkün olabilen sapıklığın en büyüğüdür. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın şaşırttığı kimseye sen asla yol bulamazsın.” Böyle bir kimseyi hidayete iletmeye, azgınlığını terk etmesi için ona bir çare bulmaya imkânın yoktur. Çünkü böyle bir kimseye karşı rahmet kapısı kilitlenmiş ve onun yerini her türlü azap almıştır. Bu kötü sıfatlar -bir uyarı olarak- mü’minlerin, zahiren ve batınen bunların zıddı olan doğruluk ve ihlâs niteliklerine sahip olduklarına, namaz ve ibadetlerindeki gayretleri ile Yüce Allah’ı çokça zikretmelerinin bilinmeyen bir durum olmadığına delildir. Yine Allah’ın onları hidayete ilettiğine ve Sırat-ı Müstakimi izleme tevfikini onlara ihsan ettiğine de delildir. O halde aklı başında bulunan bir kimse bu iki grup özelliği göz önünde bulundursun ve kendisini de değerlendirsin. Kendisi için daha uygun bulduğunu da tercih etsin. Yardım istenecek Allah’tır.