En'âm Suresi 100. Ayet
Enam · Mekke · Sure 6 · Ayet 100/165
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ ٱلْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا۟ لَهُۥ بَنِينَ وَبَنَـٰتٍۭ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۚ سُبْحَـٰنَهُۥ وَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ
Ve cealu lillahi şurekael cinne ve halakahum ve haraku lehu benine ve benatin bi gayri ilm, subhanehu ve teala amma yasifun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Bir de cinleri Allah'a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah'a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
(100-101) Bir de tuttular Allaha Cinleri (gizli mahlukları) şerik koştular, halbuki o onları yarattı, bundan başka ona oğullar ve kızlar saçmaladılar, ne dediklerini bildikleri yok, onun zatı sübhanisi semavat ve yerin mübdii, ona veled nasıl tasavvur edilir? ki bir eşi bulunmak mümkin değil, o her şeyi yaratmış ve her şeye alim
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de tutup cinleri (gizli yaratıkları) -onları yarattığı halde- Allah'a ortak koştular. Bundan başka bir de O'na oğullar ve kızlar saçmaladılar, ne dediklerini bildikleri yok. O'nun yüce zatı, onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Cinleri Ona (Allaha) ortak yapdılar. Halbuki bunları da O yaratmışdır. Bundan başka (ne dediklerini) bilmeden Onun oğulları ve kızları olduğunu da uydurub söylediler. Onun zati ise vasfedegeldiklerinden çok uzakdır, çok yücedir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
(Tuttular) cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar icadettiler. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Böyle iken tuttular, cinleri Allah'a şerik yaptılar; halbuki bunları da O yaratmıştır. Bundan başka O'na birtakım oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Ne dediklerini bildikleri yok! O, müşriklerin Kendisine isnad ettikleri bu gibi nitelendirmelerden münezzehtir, yücedir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiç bir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ama bazıları bütün görünmez varlık türlerine, Allahın yanında (Ona denk) bir yer yakıştırmaya başladılar, halbuki onları(n tümünü) yaratan Odur; ve cehaletleri yüzünden Ona oğullar ve kızlar isnat ettiler! O, sonsuz ihtişam sahibidir ve insanların her türlü tasavvur ve tahayyülünü aşan bir yüceliğe sahiptir:
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah'ın yarattığı cinleri O'na ortak koştular. Cahilce O'nun için oğullar ve kızlar icat ettiler. O, onların vasıflandırdıklarından münezzeh ve çok yücedir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Cinnleri[1] Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir bilgiye dayanmadan O'na oğullar ve kızlar isnat ettiler! O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır ve yücedir.
Tefsir / dipnot (1)
"Cinn, Can kelimesinin çoğuludur. Kelime anlamı, "kapalı, gözükmez varlık, güç ve duyulardan saklanan demektir. Cinn kelimesi mastar olarak, "örtmek, görünmez hale getirmek" demektir. İnsanın yaşam kaynağı görünmediği için ona da "can" denmektedir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin kelimeleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örtüğüne cenin, akıl hastası olana (aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denemesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an, cinn kelimesini, ontolojik varlık olan ve dumansız ateşten yaratılan "cinn" için kullanmanın yanı sıra, "yabancı olan, yabancı yerleşim yerlerinde yaşayan, görme alanımızın dışında kalan insanların tamamı" kast etmek için de kullanmaktadır (Bkz.46:29). Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemektedir ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı, Cahili bir inançtır. Müşriklerin; Muhammed Nebi'ye kahin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn inançlarının bir sonucudur. Ontolojik varlık olan cinlerin insanlarla ilişkiye girmeleri söz konusu değildir.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah'a, cinleri ortaklar koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. O'na, bilgisizce, oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
İbni Kesir
Cinnleri, Allah'a ortak koştılar. Halbuki onları, O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa O, onların vasıflandırdıklarından yüce ve münezzehtir.
Gültekin Onan
Cinleri Tanrı'ya ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiç bir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Müşrikler, cinlerin fayda ve zarar verdiklerine inandıklarından dolayı onları Allah'a ibadette ortak kabul etmiş oldular. Oysa ki onları da Allah'tan başkası yaratmış değildir. Hâlbuki ibadet edilmeye layık sadece Allah'tır. Yahudilerin Üzeyir için ve Hristiyanların İsa için yaptığı gibi Yüce Allah'a oğul ve müşriklerin yaptığı gibi de melekleri kızları olarak isnat ettiler. Hâşâ! O, batıl ehlinin ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Cinnleri, Allah´a ortak koştılar. Halbuki onları, O yaratmıştır. Bilmeden O´na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa O, onların vasıflandırdıklarından yüce ve münezzehtir.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
100- Cinleri Allah’a ortaklar edindiler, halbuki onları da O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar uydurup iftira ettiler. O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir. 101- O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?! Üstelik her şeyi de O yaratmıştır ve O, her şeyi hakkıyla bilendir. 102- İşte Rabbiniz Allah budur! O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin. O, her şeye vekildir. 103- Gözler O’nu kuşatamaz, O ise bütün gözleri kuşatır. O, Latiftir, her şeyden haberdardır. 104- Doğrusu size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezden gelirse kendi aleyhinedir. Ben başınızda bir bekçi değilim.
100. Yüce Allah, kullarına karşı bu kadar ihsanına, onlara apaçık âyetleri ve delilleri ile kendisini tanıtmasına rağmen, Kureyşlilerin ve diğerlerinin Allah’a eş koştuklarını, Allah’tan başkalarına dua ve ibadet ettiklerini bildirmektedir. Onlar, cinlerden ve meleklerden bazılarını Allah’a ortak koştular. Halbuki onlar, sadece Allah’ın yarattıkları varlıklardandır. Onlarda rububiyet ve uluhiyet özelliklerinden hiçbir şey yoktur. Buna rağmen bu varlıkları, yaratma ve emretme sadece kendisine ait olan, her türlü nimeti ihsan eden ve her türlü musibeti uzaklaştıran Zat’a ortak koştular. Aynı şekilde kendi kafalarından, herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Allah’a oğullar ve kızlar isnat ettiler, iftirada bulundular. Bir bilgiye dayalı olmaksızın Allah hakkında söz söyleyen ve Allah’ın tenzih edilmesi gereken en çirkin eksiklikleri O’na iftira ederek uyduranlardan daha zalim kim vardır? Bundan dolayı Yüce Allah, müşriklerin kendisi hakkındaki iftiralarından zatını tenzih ederek şöyle buyurmaktadır:“O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir.” Çünkü O, bütün kemal sıfatlarına sahip, her türlü noksanlık ve kusurdan da münezzehtir.
101. “O, gökleri ve yeri yoktan var edendir.” Onları daha önceden herhangi bir benzeri olmaksızın en güzel şekilde, en mükemmel bir düzen içerisinde ve son derece sağlam bir şekilde yaratan O’dur. Özlü akıl sahipleri, hiçbir şekilde O’nun benzerini (yapmak şöyle dursun) tasavvur dahi edemezler. Göklerin ve yerin yaratılışında O’na ortaklık eden hiçbir kimse de yoktur. “O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?!” Mutlk ilah, rab, eşi bulunmayan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed olduğuna göre Allah’ın nasıl çocuğu olabilir? O’nun eşi, yani hanımı yoktur. O, mahlukatının hiçbirisine muhtaç değildir, aksine hepsi O’na, bütün hallerinde ve zorunlu olarak muhtaçtırlar. Üstelik evladın, babasının türünden olması da kaçınılmaz bir şeydir. Yüce Allah ise her şeyi yaratandır ve hiçbir yaratık hiçbir yönüyle Allah’a benzememektedir. Allah genel olarak her şeyi yarattığını söz konusu ettikten sonra bilgisiyle onları çepeçevre kuşattığını da zikrederek:“ve O, her şeyi hakkıyla bilendir” buyurmaktadır. Bu şekilde yaratmaktan sonra bilmenin söz konusu edilmesi, O’nun ilim sahibi olduğuna dair aklî delile işarettir. İşte bütün bu yaratılmışlar, onlarda görülen mükemmel düzen ve göz kamaştırıcı yaratılış, hiç şüphesiz Yaratanın ilminin genişliğine ve hikmetinin mükemmelliğine bir delildir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Yaratan bilmez mi hiç? O, Latiftir (ilmi eşyanın inceliklerini kuşatandır), her şeyden haberdardır.”(el-Mülk, 67/14); “O, yegane yaratandır, her şeyi en iyi bilendir.”(Yasin, 36/81)
102. “İşte” bütün yaratıkları yaratan ve bunları mükemmel bir ölçüye göre takdir eden “Rabbiniz Allah budur.” Huzurunda en ileri derecede zelil olunmaya, sevginin en ileri şekline layık olan mabud ve ilahınız da bütün yaratıkları nimetlerle terbiye eden, onlardan türlü sıkıntıları gideren rabbiniz de O’dur. “O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin.” O’nun kendisinden başka hak ilah olmayan Allah olduğu sabit olduğuna göre her türlüsü ile ibadeti yalnız O’na yapın ve bu ibadetinizi de O’na ihlasla yerine getirip O’nun rızasını arayın. İşte mükelleflerin yaratılmasından maksat budur:“Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zariyat, 51/56)“O, her şeye vekildir.” Yani her şey yaratılması, tedbiri ve çekilip çevrilmesi itibari ile Allah’ın koruması ve idaresi altındadır. Bilindiği gibi belli bir tasarruf sonucu meydana gelen bir işin istikameti, kemali ve düzeninin mükemmelliği onu koruyup gözeten, onun idaresini üstlenenin (vekilin) durumuna bağlıdır. Şanı Yüce Allah’ın varlıklar üzerinde vekil olması ise yaratılmışların vekilliğine benzemez. Onların vekilliği başkasının yerine geçmek şeklindeki geçici bir vekilliktir ve bu gibi işlerde vekil kimse kendisini vekil tayin edene tâbidir. Yaratıcının vekilliği ise kendi zatındandır ve kemal derecede ilim, en güzel şekildeki idare, ihsan ve adaleti içerir. Herhangi bir kimsenin Yüce Allah’ın bir eksikliğini telafi etmesi, O’nun yarattıklarında bir tutarsızlık, bir aksaklık görmesi, tedbir ve idaresinde bir eksiklik ve kusur tespit etmesi imkansızdır. Dinini açıklaması, onu bozacak ve değiştirecek unsurlardan koruması, mü’minleri korumayı ve onların din ve imanlarını bozacak şeylere karşı onları muhafaza etmeyi üzerine almış olması da Yüce Allah’ın vekilliği kapsamı içerisindedir.
103. “Gözler” azameti, celali ve kemali dolayısı ile “O’nu kuşatamaz”; yani âhirette gözler Allah’ı görecek, O’nun kerim zatına bakmakla sevince gark olacak olsa bile yine de O’nu kuşatamazlar. Burada gözlerin O’nu kuşatmasının nefyedilmesi, görülmesinin nefyedilmesi demek değildir. Aksine bu buyruğun mefhumu görmeyi isbat etmektedir. Çünkü bu buyruk görmenin en özel niteliği olan “kuşatmayı” nefyetmektedir. Bu ise ruyetin (Allah’ın ahirette görülmesinin) sabit olduğuna delildir. Çünkü Yüce Allah “görmeyi” nefyetmeyi murad etmiş olsaydı: “Gözler onu göremez” buyurur veya benzeri bir ifade kullanırdı. Böylelikle âyet-i kerimede âhirette Rablerinin görülmesini kabul etmeyen Muattile (Mutezile vb.) mezhebi lehine delil olacak bir taraf yoktur. Aksine onların görüşlerinin tam aksine delil vardır. “O ise bütün gözleri kuşatır” İlmi görüleni ve görülmeyeni, işitmesi açık ve gizli bütün sesleri, görmesi de küçüğü ile büyüğü ile görülmeye konu olan her şeyi kuşatır. Bundan dolayı Yüce Allah:“O, Latiftir, her şeyden haberdardır” buyurmaktadır. Yani O her bir şeyi bütün incelikleri ve ayrıntıları ile bilir. O kadar ki gizlilikleri, saklı olan şeyleri, üstü kapalı olan şeyleri de idrak edip bilir. Kulunu dininin maslahatlarına yönlendirmesi, fark etmeyeceği hatta uğrunda çaba ve gayret harcamadığı birtakım yollarla bu maslahatları ona ulaştırması da O’nun Latif oluşunun bir tecellisidir. Yine Yüce Allah kulunu ebedi mutluluğa, sonu gelmez kurtuluşa ummadığı yerlerden ulaştırır. Hatta kulun hoşlanmadığı, acı duyduğu ve Allah’a onları kaldırması için dua ettiği şeyleri bile kulu hakkında takdir eder ki bunu da Yüce Allah’ın, böylesinin kulun dini açısından daha uygun olduğunu ve onun mükemmele doğru ilerlemesinin bunlara bağlı olduğunu bildiği için yapar. Dilediği şekilde lütufta bulunan ve mü’minlere çok merhametli olan Allah’ın şanı ne yücedir!
104. Yüce Allah, istenen ve maksat olarak gözetilen bütün alanlarda hakka delil olan apaçık âyetleri ve delilleri beyan ettikten sonra kullarının dikkatini bunlara çekmekte, hidâyet bulmalarının da bunun aksi durumu seçmelerinin de kendi ellerinde olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Doğrusu size Rabbinizden basiretler” yani hakkı açıkça ortaya koyan, onu kalpler için gözler önündeki güneş gibi apaçık bir hale getiren âyetler gelmiştir. Bu apaçık oluş, âyetlerin ihtiva ettiği lafızların fesahati, açıklığı, netliği, bu lafızların üstün ve yüce manalara ve değerli gerçeklere mutabık düşmesinden dolayıdır. Çünkü bu âyet-i kerimeler, yarattıklarını görünen ve görünmeyen çeşitli nimetleri ile besleyen yüce Rabden gelmiştir. Bu nimetlerin en faziletlisi ve en değerlisi ise bu âyetlerin açıklanması ve içinden çıkılmaz meselelerin vuzuha kavuşturulmasıdır. “Artık kim” bu âyetler sayesinde ibret alınacak yerleri “görürse” ve bunlar gereğince amel ederse “kendi lehinedir.” Çünkü Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; her halde övgüye layık olandır. “Kim de görmezden gelirse” gösterildiği halde görmeye çalışmaz, sakındırıldığı halde sakınmaz, hak kendisi için besbelli olmakla birlikte hakka uymaz ve hakkın önünde alçakgönüllülük göstermezse “kendi aleyhinedir.” Yani onun bu körlüğünün zararı kendisinedir. “Ben” yani peygamber “başınızda” amellerinizi tespit eden ve sürekli olarak sizi gözetleyen “bir bekçi değilim.” Bana düşen apaçık tebliğden ibarettir. Ben de bunu yerine getirdim ve Allah’ın bana indirdiklerini tebliğ ettim. Benim görevim işte budur. Bunun dışındaki şeyler ise benim görev alanıma girmez.