Bakara Suresi 213. Ayet
İnek · Medine · Sure 2 · Ayet 213/286
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٰحِدَةً فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ ۚ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Kanen nasu ummeten vahıdeten fe beasallahun nebiyyine mubeşşirine ve munzirine, ve enzele meahumul kitabe bil hakkı li yahkume beynen nasi fi mahtelefu fih, ve mahtelefe fihi illellezine utuhu min ba'di ma caethumul beyyinatu bagyen beynehum, fe hedallahullezine amenu li mahtelefu fihi minel hakkı bi iznih, vallahu yehdi men yeşau ila sıratın mustakim.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Bakara Suresi 213. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
İnsanlar tek bir ümmet idi. Ayrılmaları üzerine Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere Peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile kitab indirdi ki nas arasında ıhtilaf ettikleri noktada hakem olsun, bunda da sırf o kitab verilenler kendilerine bunca beyyineler geldikten sonra tuttular aralarındaki ihtiras yüzünden ıhtilafa düştüler, bunun üzerine Allah onların ıhtilaf ettikleri hakka izni ilahisiyle bu iman edenleri doğrudan doğru muvaffak buyurdu, öyle ya Allah dilediğini doğru yola çıkarır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnsanlar tek bir ümmet idi. Ayrılmaları üzerine Allah, nimetinin müjdecileri ve azabın habercileri olarak peygamberleri gönderdi ve onlarla birlikte insanlar arasındaki anlaşmazlıklarda hakem olması için hak ile kitap indirdi. Bunda da yalnızca kendilerine kitap verilenler, kendilerine bunca apaçık ayetler geldikten sonra tutup aralarındaki ihtiras yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları anlaşmazlığa düştükleri hakka doğrudan ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola çıkarır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
İnsanlar bir tek ümmetdi (kimi iman etmek, kimi küfre sapmak suretiyle ihtilafa düşdüler). Binaen'aleyh Allah (rahmetinin) müjdeciler (i, azabının) haberciler (i) olmak üzere (onlara) peygamberler gönderdi ve beraberlerinde — insanların ihtilafa düşdükleri şeyler hakkında aralarında hüküm vermek için — hak (ve gerçek) kitablar da indirdi. Halbuki kendilerine apaçık deliller geldikden sonra birbirine karşı olan ihtiras ve hasedden ötürü ihtilafa düşenler; o (Kitab) verilenlerden başkası değildir. İşte Allah (böylece) iman edenleri, kendi iradesiyle; hakkında ihtilafa düşdükleri hakka (gerçeğe) ulaşdırdı. Allah kimi dilerse onu doğru yola iletir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, peygamberleri, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi; onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere, içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi. Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o(Kitap hakkı)nda anlaşmazlığa düştü(ler). Bunun üzerine Allah, kendi izniyle inananları, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Bütün insanlar bir tek ümmet teşkil ediyorlardı. Aralarında ihtilaflar başlayınca, Allah onlara içlerinden müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Onların beraberinde, insanlar arasında hükmetmek için, kitap ve hikmeti gönderdi ki, ihtilaf ettikleri konularda aralarında hükmetsin. Halbuki, o meselelerde anlaşmazlığa düşenler, kendilerine apaçık ayetlerimiz geldikten sonra, sırf aralarındaki haset yüzünden ihtilafa düşen Ehl-i kitaptan başkası değildi. Allah da, onların hakkında ihtilaf ettikleri gerçeği, Kendi izni ile bu iman edenlere bildirdi. Öyle ya, Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Bütün insanlık bir zamanlar tek bir topluluktu; (sonra ihtilafa düşmeye başladılar), bunun üzerine Allah, müjdeci ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi ve onlar aracılığıyla hakikati ortaya seren vahiy(ler) bahşetti ki, bununla insanların farklı görüşler edinmeye başladıkları her konuda karar verebilsin. Buna rağmen, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı onun anlamı hakkında ihtilafa düşenler bizzat bu (vahy)in tevdi edildiği aynı insanlardı. Ancak Allah, insanları, kendi iradesiyle, üzerinde ihtilafa düştükleri hakikate sevk etti; çünkü Allah, (ulaşmak) isteyeni doğru yola ulaştırır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah, peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hüküm vermek için, onlarla birlikte hak olan kitabı da indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah ise iman edenleri, onların hakkında ayrılığa düştükleri doğruya kendi izniyle ulaştırdı. Allah, dilediğine doğru yolu gösterir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah; onlara, haber verici ve uyarıcı Nebiler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hakk ile hükmetmeleri için onlarla beraber Kitap indirdi. Kitap verilenler, kendilerine apaçık kanıtlar gelmesine rağmen, aralarındaki ihtiras nedeniyle onda anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah, İman Edenleri Kendi izni ile onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Zira Allah, hak edeni[1] doğru yola iletir.
Tefsir / dipnot (1)
Bkz. 2:142. ayetin dipnotu.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
İnsanlar, bir tek topluluktu. Allah, muştulayıcı ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Ayrıca, Onlarla birlikte, insanların uyuşmazlığa düştüğü konularda, aralarında yargı vermek için, kitapları gerçek olarak indirdi. Oysa kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra, aralarındaki çekemez lik yüzünden, Onun hakkında uyuşmazlığa düşenler, o verilenlerden başkası değildi. Sonunda Allah, hakkında uyuşmazlığa düştükleri gerçeğe, inananları, Kendi izniyle eriştirdi. Çünkü Allah, dilediğini dosdoğru yola eriştirir.
İbni Kesir
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi ve onlarla beraber insanların ihtilafa düştükleri şeylerde aralarında hüküm vermeleri için hak kitablar indirdi. Halbuki kitab verilmiş olanlar, kendilerinde açık deliller geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ihtilafa düştüler. İşte Allah; kendi izniyle, iman edenleri, üzerinde ihtilafa düştükleri Hakka ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola ulaştırır.
Gültekin Onan
İnsanlar tek bir ümmetti. Tanrı, müjdeciler ve uyarıcılar olarak elçiler gönderdi ve beraberlerinde, insanların ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Tanrı, inananları, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Tanrı kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
Rowad Tercüme Merkezi
İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi ve insanların ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hükmetmesi için onlarla birlikte hak olan kitaplar indirdi. Ancak kitap gönderilenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah ise iman edenleri, onların hakkında ayrılığa düştükleri doğruya kendi izniyle ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Şaban Piriş
İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah, peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hüküm vermek için, onlarla birlikte hak olan kitabı da indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine ap açık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah ise iman edenleri, onların hakkında ayrılığa düştükleri doğruya kendi izniyle ulaştırdı. Allah, dilediğine doğru yolu gösterir.
Ali Özek ve diğerleri
İnsanlar tek bir ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri hakkı (gerçeği) izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Şeytan onları saptırıncaya kadar insanlar, babaları Âdem’in dinine bağlı doğru yol üzerine ittifak etmiş tek bir ümmet halindeydi. Sonra Mümin ve kâfir olarak birbirlerinden ayrıldılar. Bu yüzden Allah, iman ve itaat ehli kimseleri onlara rahmetiyle hazırladığı şeyleri müjdeleyen ve kâfirleri Allah'ın onlara vadettiği şiddetli cezasından korkutan peygamberler gönderdi. Bu peygamberlerle beraber insanlar arasında ayrılığa düştükleri konularda hükmetmesi için hakkında hiçbir şüphe bulunmayan hakikat üzere olan kitaplar indirdi. Allah'ın indirdiği kitap olan Tevrat konusunda ancak Allah'ın kendi katından gelen bir hak olduğuna dair üzerinde ihtilaf edilmez kanıtlar geldikten sonra Yahudiler'den kendilerine Tevrat’ın ilmi verilen kimseler zalimce davranarak ihtilafa düştüler. Yüce Allah izin ve iradesiyle, ancak Müminlere doğru yolu sapıklıktan ayırt edebilecekleri bilgi verdi ve onları muvaffak kıldı. Allah dilediğini hiçbir eğriliği olmayan dosdoğru yola, iman yoluna iletir.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| كَانَ | كون | فعل ماضٍ ناسخ ناقص | |||
| ٱلنَّاسُ | نوس | اسم للجمع من بني آدم، لا واحد له من لفظه، مشتقُّ من نَاسَ يَنُوسُ إذا تحرَّك واضطرب، وقد يُطلق ويراد به طائفة مخصوصة دون غيرهم. | |||
| أُمَّةً | أمم | الأمة: جماعة من الناس يجمعها أمر ما. | |||
| وَٰحِدَةً | وحد | أمة واحدة: مجتمعين على الايمان. | |||
| فَبَعَثَ | بعث | فأرسل. | |||
| ٱللَّهُ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| ٱلنَّبِيِّنَ | نبأ | النبيين: من اصطفاهم الله من عباده وأوحى إليهم بشريعة من شرائعه. | |||
| مُبَشِّرِينَ | بشر | واعدين بثواب الله. | |||
| وَمُنذِرِينَ | نذر | ومعلمين ومبلغين ومحذرين من العقاب. | |||
| وَأَنزَلَ | نزل | الإنزال: الجلب من علو عن طريق الوحي. | |||
| مَعَهُمُ | مع | مع: ظرف يفيد معنى المصاحبة. | |||
| ٱلْكِتَٰبَ | كتب | الكتابُ في الأصل مصدر، ثم سُمّي المكتوب فيه كتاباً، وهو: اسم للصّحيفة مع المكتوب فيها، وأصل الكَتْبِ في اللغة: الضمُّ، وسمي الكتابُ بذلك؛ لضم حروفه وكلماته بعضها إلى بعض. والمراد: الكتاب السماوي. | |||
| بِٱلْحَقِّ | حقق | بالعقيدة الثابتة الصحيحة. والحق لغة: نقيض الباطل، ويطلق على: الحظ، والنصيب، والثابت والموجود، والشيء الذي لا ينبغي إنكاره. ومعنى حق الأمر: وجب ووقع بلا شك. وفي الاصطلاح: يطلق على الواجب الثابت الذي يشمل حقوق الله تعالى، وحقوق العباد. | |||
| لِيَحْكُمَ | حكم | ليقضي ويفصل. | |||
| بَيْنَ | بين | بين: ظرف مبهم لا يتبين معناه إلا بإضافته إلى اثنين فأكثر. | |||
| ٱلنَّاسِ | نوس | الناس: اسم للجمع من بني آدم، لا واحد له من لفظه، مشتقُّ من نَاسَ يَنُوسُ إذا تحرَّك واضطرب، وقد يُطلق ويراد به طائفة مخصوصة دون غيرهم. | |||
| فِيمَا | — | فيما: في: ظرفية مجازية، ما: موصولة أو موصوفة. | |||
| ٱخْتَلَفُوا | خلف | اختلفوا فيه: في الدِّين فكفر فريق منهم، وبقي الفريق الآخر على الدين الحقّ. | |||
| فِيهِ | في | في: حرف جر يفيد معنى التعليل. | |||
| وَمَا | ما | ما: نافية غير عاملة. | |||
| ٱخْتَلَفَ | خلف | اختلفوا فيه: المراد: الكتاب الذي أنزله الله وهو التوراة، وقيل: الحقّ | |||
| فِيهِ | في | في: حرف جر يفيد معنى التعليل. | |||
| إِلَّا | إلا | أداة حصر ويسمى الاستثناء هنا مفرغا. | |||
| ٱلَّذِينَ | الذي | اسم موصول للجمع المذكَّر. | |||
| أُوتُوهُ | أتي | أعطوه، أي: أُعطوا علمه من اليهود. | |||
| مِن | مِن | حرف جر يفيد معنى ابتداء الغاية. | |||
| بَعْدِ | بعد | بعد: نقيض قبل. وهو: ظرف مبهم يفهم معناه بالإضافة لما بعده ويكون منصوبا أو مجرورا مع "مِن"، وقد يقطع عن الإضافة وهي مفهومة من الكلام فيكون مبنيا على الضم. | |||
| مَا | ما | حرف مصدري يؤول مع ما بعده بمصدر. | |||
| جَاءَتْهُمُ | جيأ | أتتهم. | |||
| ٱلْبَيِّنَٰتُ | بين | الحجج الواضحات. | |||
| بَغْيًا | بغي | حسداً بينهم، وظلماً لتكالبهم على الدنيا. | |||
| بَيْنَهُمْ | بين | بين: ظرف مبهم لا يتبين معناه إلا بإضافته إلى اثنين فأكثر. | |||
| فَهَدَى | هدي | فأرشد إلى الإيمان، ووفق إليه. | |||
| ٱللَّهُ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| ٱلَّذِينَ | الذي | اسم موصول للجمع المذكَّر. | |||
| ءَامَنُوا | أمن | صدقوا وأذعنوا من هذه الأمة، والإيمان لغة: التصديق، وشرعاً: اعتقادٌ بالجنان، وإقرارٌ باللسان، وعملٌ بالأركان، يزيد بالطاعة وينقص بالمعصية. | |||
| لِمَا | ما | ما: يحتمل أن تكون موصولة أو موصوفة. | |||
| ٱخْتَلَفُوا | خلف | كل ما اختلف فيه أهل الكتاب، وأخطأوا فيه الحقَّ والصواب، هدى الله للحِّق فيه هذه الأمة، بإذْنِه تعالى وتيسيره لهم ورحمته. | |||
| فِيهِ | في | في: حرف جر يفيد معنى التعليل. | |||
| مِنَ | مِن | حرف جر يفيد تبيين الجنس أو تبيين ما أبهم قبل "من" أو في سياقها. | |||
| ٱلْحَقِّ | حقق | الحق لغة: نقيض الباطل، ويطلق على: الحظ، والنصيب، والثابت والموجود، والشيء الذي لا ينبغي إنكاره. ومعنى حق الأمر: وجب ووقع بلا شك. وفي الاصطلاح: يطلق على الواجب الثابت الذي يشمل حقوق الله تعالى، وحقوق العباد. | |||
| بِإِذْنِهِ | أذن | بمشيئة الله وبأمره. | |||
| وَٱللَّهُ | أله | الله: هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| يَهْدِي | هدي | يرشد إلى الإيمان ويوفق إليه. | |||
| مَن | مَن | يحتمل أن تكون موصولة أو نكرة موصوفة. | |||
| يَشَاءُ | شيأ | المشيئة: صفة ثابتة لله على ما يليق به. | |||
| إِلَىٰ | إلى | حرف جر يدل على انتهاء الغاية. | |||
| صِرَٰطٍ | صرط | الصراط: الطريق. والصراط أصله: السراط بالسين، انقلبت سينه مع الطاء صادًا لقرب مخرجها. | |||
| مُّسْتَقِيمٍ | قوم | مستو لا عوج فيه. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{كَانَ} مد طبيعي، والكاف حرف مستقل. وفي النون من {النَّاسُ} والميم من
{أُمَّةٌ} حرف غنة مشدد. وفي تنوين {أُمَّةٌ} مع واو {وَاحِدَةً} إدغام بغنة. وفي
{النَّبِيِّينَ} مد تمكين. والراء مرققة من {مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ} وفي
{وَمُنْذِرِينَ} و {وَأَنزَلَ} إخفاء حقيقي. والخاء مفخمة من {وَمَا اخْتَلَفَ}
وفي {مِنْ بَعْدِ} إقلاب. وفي {جَاءَتْهُمُ} مد متصل. وفي {بَغْيًا بَيْنَهُمْ}
إقلاب. وفي {بِإِذْنِهِ} صلة صغرى عند الوصل، والأولى الوقف عليها، وفي {مَنْ
يَشَاءُ} إدغام بغنة ومد متصل. وفي {صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} إدغام بغنة، يليه مد
عارض، وينبغى إظهار صفة الصفير في سين {مُسْتَقِيمٍ} مع ترقيق التاء وتفخيم القاف
تفخيمًا مناسبًا.