Âl-i İmrân Suresi 141. Ayet
İmran Ailesi · Medine · Sure 3 · Ayet 141/200
وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَمْحَقَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
Ve liyumahhisallahullezine amenu ve yemhakal kafirin.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve Allah iman edenleri seçib kafirleri mahvedeceği için
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de Allah, inananları seçip kafirleri mahvedeceği için.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(140-141) Eğer size ("Uhud" de) bir yara değmiş bulunuyorsa ("Bedir"de) o kavme de o kadar yara değmişdir. O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında (gah lehlerine, gah aleyhlerine olmak üzere elden ele ve nöbetleşe nöbetleşe) döndürür dururuz. (Bu da) Allahın (ezeldeki) ilmini iman edenlere açıklaması, içinizden şehidler edinmesi, mü'minleri tertemiz yapıb kafirleri (murdar ölümle) helak etmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ve inananları iyice özleştirmek, kafirleri de mahvetmek için (günleri insanlar arasında böyle çevirmektedir).
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(140-141) Şayet siz yara aldı iseniz, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. İşte Biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması, sizden şehitler edinmesi, müminleri tertemiz yapıp kafirleri imha etmesi için, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
(Yine bu) Allah'ın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi içindir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
ve (aynı zamanda) Allah'ın imana erenleri her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması ve hakikati inkar edenleri etkisiz hale getirmesi için.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
(140-141) -Eğer siz bir yara aldıysanız, o topluluk da ona benzer bir yara aldı. Allah'ın iman edenleri ortaya çıkarması, içinizden şehitler edinmesi ve iman edenleri arındırıp, kafirleri mahvetmesi için bu günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Bu, Allah'ın, İman Edenleri arındırması ve Kafirleri mahvetmesi içindir.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah'ın, inananları arındırması ve nankörlük edenleri yıkıma uğratması için.
İbni Kesir
Bu; Allah'ın iman edenleri seçmesi, kafirleri mahvetmesi içindir.
Gültekin Onan
(Yine bu) Tanrı'nın, inananları arındırması ve kafirleri yok etmesi içindir.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Bu hikmetlerden biri de, müminleri günahlarından arındırmak, saflarını münafıklardan temizlemek ve kâfirleri helak edip yok etmeleri içindir.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Bu; Allah´ın iman edenleri seçmesi, kafirleri mahvetmesi içindir.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
139- Gevşemeyin ve üzülmeyin, eğer mü’min iseniz üstün olan sizsiniz. 140- Eğer siz (Uhud’da) yara aldıysanız o topluluk da (Bedir’de) benzeri bir yara aldı. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz ki Allah mü’minleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şehitler edinsin. Allah zalimleri sevmez. 141- Bir de Allah mü’minleri temizlesin ve kâfirleri de helâk etsin diye. 142- Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? 143- Andolsun ki siz ölümü onunla karşılaşmadan önce temenni ediyordunuz. İşte bakıp dururken gördünüz onu.
139. Yüce Allah mü’min kullarını teşvik etmek, azimlerini güçlendirmek ve onları gayrete getirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Gevşemeyin ve üzülmeyin” Yani musibet başınıza gelip de bu bela ile karşı karşıya kaldığınız vakit kalplerinize üzüntü girmesin, bedenleriniz de zayıflayıp gevşemesin. Çünkü kalplerde üzüntü ve bedenlerde de gevşeme baş gösterecek olursa musibetiniz daha bir artar ve bu, düşmanınıza size karşı bir yardım ve moral olur. Bunun yerine kalplerinizdeki cesaret duyguları daha da yükselsin, kendinize sabır ve sebat vermeye çalışın ve kalplerinizden kederi uzaklaştırıp düşmanlarınızla savaş konusunda daha bir metin olun. Şanı Yüce Allah gevşeyip üzülmenin müminlere yakışmadığını söz konusu etmektedir. Çünkü onlar imanları itibari ile daha üstün olanlardır. Allah’ın yardım ve mükâfaatını umarlar. Allah’ın kendisine vaadetmiş olduğu dünyevi ve uhrevi mükâfaatları uman mü’minin ise bu duruma düşmemesi gerekir. Bundan dolayı Yüce Allah:“eğer mü’min iseniz üstün olan sizsiniz” buyurmaktadır.
140. Daha sonra Yüce Allah karşı karşıya kaldıkları yenilgi dolayısı ile onları teselli etmekte ve bunun sonucunda ortaya çıkan büyük hikmetleri beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Eğer siz (Uhud’da) yara aldıysanız o topluluk da (Bedir’de) benzeri bir yara aldı.” Böylelikle alınan yaralar bakımından siz de onlar da eşit bulunuyorsunuz. Ancak sizler onların Allah’tan ummadıkları şeyleri uman kimselersiniz. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Siz acı çekiyorsanız şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz acı gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz.”(en-Nisa, 4/104) Bu husustaki hikmetlerden birisi de şudur: Yüce Allah bu dünyadan mü’mine de kâfire de iyiye de kötüye de verir. Ve Allah günleri insanlar arasında döndürüp dolaştırır: Bir gün bu tarafın lehine, bir gün karşı tarafın lehine olur. Çünkü bu dünya yurdu geçicidir, fanidir. Âhiret yurdu ise böyle değildir. Âhiret yurdu yalnızca iman edenlere hastır. “ki Allah mü’minleri ortaya çıkarsın”; Bu da bu husustaki hikmetlerden birisidir. Yüce Allah kullarını yenilgi ile de imtihan eder. Bu imtihan ise mü’min ile münafığın birbirinden ayırt edilmesi içindir. Çünkü bütün savaşlarda sürekli olarak mü’minler zafer kazanacak olursa, İslâm’a gerçekte onu istemeyenler de girer. Bazı olaylarda birtakım bela ve imtihanlarla karşı karşıya kalınacak olursa, o takdirde sıkıntıda da rahatlık zamanlarında da kolaylıkta da zorlukta da İslâm’ı gerçekten benimseyen mü’minlerle böyle olmayanlar açıkça ortaya çıkar. “ve aranızdan şehitler edinsin”; Bu da bu konudaki hikmetlerden birisidir. Çünkü Allah nezdinde şehitlik, en üstün mevkilerden birisidir. Bu mevkiye ulaşmanın tek yolu ise onun sebeplerinin yerine getirilmesidir. İşte Yüce Allah’ın, mü’min kullarının arzuladıkları üstün konaklar ve ebedi nimetleri elde edebilmeleri için nefislerin hoşlanmayacağı birtakım sebepleri karşılarına çıkarması da mü’min kullarına olan rahmetinin bir tecellisidir. “Allah zalimleri” yani kendilerine zulmeden ve Allah yolunda savaşmayıp oturanları “sevmez.” Sanki burada üstü kapalı bir şekilde münafıklar yerilmekte ve onların Allah tarafından nefretle karşılandıkları ifade edilmektedir. Bu sebepledir k Allah onları cihaddan alıkoymuştur. Çünkü “eğer onlar (cihada) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların çıkmalarını hoş görmedi de kendilerini alıkoydu ve (onlara): Oturanlarla beraber oturun dendi.”(et-Tevbe, 9/46)
141. “Bir de Allah mü’minleri temizlesin” buyruğu da Uhud bozgunundaki hikmetlerden birisini dile getirmektedir. Allah böylelikle mü’minleri günahlarından ve kusurlarından arındırıp temizlemek istemiştir. Buna delil de Allah yolunda cihad ve şehadetin günahları örtmesi ve kusurları gidermesidir. Yine Allah mü’minleri onların dışında kalan münafıklardan da arındırıp temizler, böylelikle mü’minler onlardan kurtulurlar. Kimin mü’min, kimin münafık olduğunu anlarlar. “kâfirleri de helâk etsin diye” Bu husustaki hikmetlerden birisi de Yüce Allah’ın bu yolla kâfirlerin helâk edilmesini takdir etmesidir. Yani böylelikle karşılaşacakları ceza ile kâfirler helâk edilip yok edilirler. Çünkü kâfirler zafere kavuşacak olurlarsa haddi aşarlar ve azgınlıklarına azgınlık katarlar. Bu sebepten dolayı da çabucak cezalandırılmayı hak ederler. Bu da Allah’ın mü’min kullarına olan bir rahmetidir.
142. “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?” Bu buyruktaki soru, inkâr amaçlıdır. Yani Allah yolunda ve O’nun rızası uğrunda zorlukla karşılaşmaksızın, hoşlanılmayan şeylere tahammül etmeksizin cennete gireceğinizi zannetmeyin, böyle bir şeyi hatırınıza bile getirmeyin, demektir. Çünkü cennet dileklerin en yücesi ve yarışanların uğrunda yarıştıkları şeylerin en üstünüdür. Dilek ne kadar büyük olursa ona ulaştıran yol da o kadar zor olur. Ona götüren amel de o kadar büyük olur. Rahata, rahatı terk etmeksizin ulaşılamaz. Nimetler de nimetler terk edilmeksizin elde edilemez. Fakat Allah yolunda kula, dünya hayatında iken isabet eden hoş olmayan şeylere karşı nefis alıştırılması, bu hususta eğitilmesi ve varacağı yerin bilinmesi halinde -basiret erbabı nezdinde- bu sıkıntılar sonuçta kendilerini sevince ulaştıracak hediyelere dönüşür ve artık onlar o zorluklara aldırmazlar. Bu da Allah’ın bir lütfudur ve O lütfunu dilediği kimselere verir. Daha sonra Yüce Allah önceleri temenni edip de gerçekleşmesini arzu ettikleri bir husus üzerinde gereği gibi sabretmediklerinden ötürü onları azarlayarak şöyle buyurmaktadır:
143. “Andolsun ki siz ölümü onunla karşılaşmadan önce temenni ediyordunuz.” Ashab-ı Kiram radıyallahu anhum arasından Bedir’e katılmamış birçok kimse vardı ve bunlar Allah’tan, bütün güçlerini ortaya koyacakları bir savaşta bulunmayı temenni ediyorlardı. İşte Yüce Allah bunlara:“İşte bakıp dururken gördünüz onu!” diye buyurmaktadır. Yani bakıp dururken daha önce temenni ettiğiniz şeyi gözlerinizle görmüş bulunuyorsunuz. O halde ne diye sabrı terk ediyorsunuz? Bu, özellikle böyle bir temennide bulunanlara ve temenni ettiği şeyi ele geçiren kimselere yakışmayan ve uygun olmayan bir haldir. Bu temennide bulunan kimseye düşen, bütün gayretini ortaya koyması ve bu konuda gücünü son noktasına kadar harcamasıdır. Bu âyet-i kerimede şehid olmayı temenni etmenin mekruh olmadığına delil vardır. Buna delil yönü de şöyledir: Yüce Allah onların bu temennilerine karşı itiraz teşkil edecek bir ifade kullanmadığı gibi temennide bulunmalarından dolayı da onları kınamamıştır. Sadece onların bu temenninin gereğini yapmamalarına karşı çıkmıştır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.