Zuhruf Suresi 49. Ayet
Gösteriş · Mekke · Sure 43 · Ayet 49/89
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
Ve kalu ya eyyuhes sahırud'u lena rabbeke bima ahide ındeke innena le muhtedun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(Onlar azabı görünce) "Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bu halde diyorlardı ki: gel ey sahir! bizim için rabbına bir dua et, sende olan ahdi hurmetine, çünkü biz artık yola geleceğiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bu halde (iken bile) diyorlardı ki: "Ey sihirbaz, sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık yola geleceğiz."
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Azabı görünce) dediler ki: "Ey sihir yapan, bizim için Rabbine, sana olan va'di vech ile, düa et. Muhakkak biz doğru yola kavuşdurulmuş olacağız".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Bunun üzerine dediler ki: "Ey büyücü, bizim için Rabbine du'a et, sana verdiği söz hakkı için (bizi bağışlasın) artık biz yola geleceğiz!"
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Azabı tadınca Musa'ya: "Haydi büyücü! Sana verdiği sözünün gereği olarak bizim için Rabbine dua et, bizi bağışlasın, zira artık yola geleceğiz" dediler.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Ve onlar dediler ki: "Ey büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız."
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve (her defasında,) "Ey büyücü!" diye feryad ettiler, "Seninle yaptığı (peygamberlik) sözleşmesinin hatırına bizim için Rabbine yalvar, biz artık kesinlikle doğru yola döneceğiz!"
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
-Ey sihirbaz! sana verdiği söze dayanarak bizim için Rabb'ine dua et, muhakkak biz de doğru yolu bulacağız, demişlerdi.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
"Ey sihirbaz![1] Rabb'inin sana verdiği sözün[2] hatırına bizim için dua et. Kuşkusuz biz doğru yola uyarız." dediler.
Tefsir / dipnot (2)
Ey yüce insan. Sihirbazlık Mısır'da saygın bir işti; sihirbazlar da önemli insanlardı.
Nebi'lik görevi.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Ve dediler ki: "Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için, Efendine yakarışta bulun. Aslında, kesinlikle doğru yola geleceğiz!"
İbni Kesir
Ve dediler ki: Ey sihirbaz; sana verdiği ahde göre Rabbına bizim için dua et. Muhakkak biz, hidayete eriştirilmiş olacağız.
Gültekin Onan
Ve onlar dediler ki: "Ey büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim için rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız."
Ayetin Tefsiri 6 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Bunun üzerine Musa -aleyhisselam-'a biraz azap dokununca şöyle dediler: "Ey sihirbaz! Eğer iman edersek sana verdiği söze dayanarak bizim üzerimizden azabı kaldırması için Rabbine dua et. Eğer üzerimizden azabı kaldırırsa biz mutlaka iman edip hidayet yoluna geleceğiz."
İbn Kesir tefsirinin ayet başına kısa Türkçe özeti — tam metin için Arapça sekmesine bakın
Ve dediler ki: Ey sihirbaz; sana verdiği ahde göre Rabbına bizim için dua et. Muhakkak biz, hidayete eriştirilmiş olacağız.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
46- Andolsun Biz, Mûsâ’yı âyetlerimizle/mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. O da (onlara): “Ben alemlerin Rabbinin rasulüyüm/elçisiyim” dedi. 47- Onlara âyetlerimizi/mucizelerimizi getirdiğinde onlar, bunlara gülüverdiler. 48- Onlara gösterdiğimiz her bir âyet/mucize, bir öncekinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları (dünyevi) azaplara da uğrattık. 49- (Başlarına azap geldiğinde) şöyle diyorlardı: “Ey sihirbaz! Sana verdiği söz uyarınca bizim için Rabbine dua et (de bu azabı kaldırsın)! Gerçekten biz doğru yola gireceğiz.” 50- Ama biz azabı üzerlerinden kaldırınca da hemen verdikleri sözden cayıyorlardı. 51- Firavun kavmine seslenip şöyle dedi: “Ey kavmim! Mısır’ın hakimiyeti ve alt tarafımdan akan şu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz? 52- “Ben, değersiz ve neredeyse derdini bile anlatamayan şu adamdan daha üstün değil miyim? 53- “Hem ona altın bilezikler takılmalı yahut onun yanı sıra melekler gelmeli değil miydi? 54- Böylece o, kavmini küçümsedi/akıllarını hafife aldı. Onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar, fâsık bir toplum idi. 55- Nihâyet onlar Bizi gazaplandırınca kendilerinden intikam aldık da hepsini suda boğduk. 56- Böylece onları (benzeri işler yapanlar için) bir selef ve sonra gelenler için de (ibretlik) bir örnek kıldık.
46. Yüce Allah:“Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor ki: Biz, Rahman’ın yanı sıra ibadet edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?” buyurduktan sonra Mûsâ aleyhisselam’ın durumunu ve onun davetini söz konusu etmektedir. Çünkü onun daveti peygamberlerin davetleri arasında en ünlüsüdür ve Yüce Allah da ondan Kitabında diğerlerinden daha çok söz etmektedir. İşte bu bakımdan burada Mûsâ aleyhisselam ile Firavun’un durumunu söz konusu ederek şöyle buyurmuştur:“Andolsun Biz Mûsâ’yı” yılana dönüşen asa, çekirge ve haşeratın gönderilmesi ve benzeri gibi getirdiklerinin doğruluğuna kat’î olarak delil teşkil eden “âyetlerimizle/mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. O da onlara: Ben âlemlerin Rabbinin rasulüyüm/elçisiyim, dedi.” Böylelikle onları Rablerini kabule çağırdı, O’nun dışındakilere ibadet etmekten vazgeçmelerini emretti.
47. “Onlara âyetlerimizi/mucizelerimizi getirdiğinde onlar, bunlara gülüverdiler.” Yani onları red ve inkâr ettiler, zalimlik ederek ve büyüklenerek bunlarla alay ettiler. 48. Yani iman etmeyişleri, âyetlerdeki bir eksiklik ve onların gereği kadar açık olmayışlarından ileri gelmiyordu. Onun için şöyle buyrulmaktadır:“Onlara gösterdiğimiz her bir âyet/mucize, bir öncekinden daha büyüktü.” Yani sonra gösterdiğimiz mucize, ondan öncekinden daha büyüktü. “Belki” şirk ve kötülükleri son bulur da İslâm’a “dönerler” ve ona boyun eğerler “diye onları” birbirinden ayrı ve apaçık âyetler/mucizeler olan çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gibi “(dünyevi) azaplara da uğrattık.”
49. Üzerlerine azap indiği vakit “şöyle dediler: “Ey sihirbaz!” Bu sözleri ile Mûsâ aleyhisselam’ı kastediyorlardı. Bunu ya onunla alay etmek için söylemişlerdir yahut da onlara göre bu hitap, bir övgü hitabı idi. Kendilerince ilim adamları olarak kabul ettikleri sihirbazlara hitap ettikleri şekilde ona hitap ederek ve böylece onu överek ona yalvardılar ve:“Sana verdiği söz uyarınca bizim için Rabbine dua et (de bu azabı kaldırsın)!” Yani Yüce Allah’ın sana özel olarak ihsanları, sana vermiş olduğu lütuf ve üstün mevkii ile üzerimizden azabı gidermesi için dua et. “Gerçekten biz” Allah üzerimizden azabı giderecek olursa “doğru yola gireceğiz.”
50. Sözlerinde durmuyor, küfürlerini devam ettiriyorlardı. Bu, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“Biz de onlara ayrı ayrı âyetler/mucizelere olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşerât, kurbağalar ve kan gönderdik. Fakat yine büyüklük tasladılar. Onlar günahkâr bir topluluk idi. Üzerlerine azap çökünce: Ey Mûsâ, sana olan ahdi hürmetince bizim için Rabbine dua et! Şâyet bu azabı bizden kaldırırsan andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını da mutlaka seninle birlikte göndereceğiz, dediler. Biz kendisine erişecekleri bir süreye kadar üzerlerinden azabı giderince, bir de bakardın ki onlar sözlerini bozmuşlar bile!”(el-A’raf, 7/133-135)
51. “Firavun” mülkü ile aldanarak, malı ve askerleri ile azgınlaşarak, batılını ileri sürüp yücelik taslayarak “kavmine seslenip şöyle dedi: Ey kavmim, Mısır’ın hakimiyeti ve alt tarafımdan akan şu nehirler benim değil mi?” Bunların sahibi ve bunlarda tasarrufta bulunan ben değil miyim? Şu sarayların ve bahçelerin ortasında akan ve Nil’den ayrılıp gelen ırmaklar benim değil mi? Şu uçsuz bucaksız mülkü “görmüyor musunuz?” Bu ifadeler, onun aşırı derecedeki cahilliğini göstermektedir. Çünkü o, kendi zatı dışındaki şeylerle övünmüş, kendisine ait olan övünülmeye değer vasıfları ve dosdoğru davranışları ile övünmemiştir.
52. “Ben, değersiz ve neredeyse derdini bile anlatamayan şu adamdan daha üstün değil miyim?” Kahrolasıca “değersiz” sözüyle, Kelimullah ve Allah nezdinde oldukça değerli olan İmran oğlu Mûsâ’yı kastediyordu. Yani ben aziz, güçlü ve kuvvetliyim. O ise zelil, değersiz ve hakirdir. Şimdi hangimiz üstün? Üstelik meramını da doğru dürüst açıklayamıyor. Çünkü dili açık ve anlaşılır değil! Asında bu bir kusur değildir. Yani bir kimse eğer içindekini sözlü olarak açıklayabiliyor ise konuşmakta zorlansa bile bu kusur olarak görülemez.
53. Daha sonra Firavun:“Hem ona altın bilezikler takılmalı yahut onun yanı sıra melekler gelmeli değil miydi?” dedi. Niçin Mûsâ, çeşitli süs eşyaları ve bileziklerle süslenmiş bir halde size gelmedi? Yahut niye melekler davetinde ona yardımcı olmuyor, onun söylediği sözleri desteklemiyor?
54. “Böylece o, kavmini küçümsedi/akıllarını hafife aldı. Onlar da ona itaat ettiler.” Firavun ortaya attığı bu şüphelerle onların akılları ile adeta alay etti. Zira onun ileri sürdüğü bu şüpheler, hiçbir değer taşımayan, hiçbir gerçekliği bulunmayan, ne hakka ne batıla delil olmayacak şeylerdir. Onlara ancak kıt akıllılar rağbet eder. Mısır mülkünün Firavun’a ait olmasının ve ırmakların onun altından akmasının, onun haklı olduğunu göstermeye delil olacak taraf neresidir? Mûsâ’ya uyanların azlığı, dilinin ağırlığı ve Allah tarafından altın bileziklerle süslenmemiş olması, onun getirdiklerinin batıl olduğuna nasıl delil olabilir? Ancak Firavun hiçbir şekilde akıllarını kullanmayan birtakım kimselere hitap ediyordu. Onlar da o, hak ya da batıl ne söylerse ona uyuyorlardı. “Çünkü onlar, fâsık bir toplum idi.” Fâsıklıkları sebebi ile Firavun gibi birisini onlara musallat etti; o da onlara şirki ve kötülüğü süslü ve güzel gösterdi.
55. “Nihâyet onlar Bizi” yaptıkları işleri ile “gazaplandırınca kendilerinden intikam aldık da hepsini suda boğduk.” 56. “Böylece onları (benzeri işler yapanlar için) bir selef ve sonra gelenler için de” ibret alanlar onlarla ibret alsınlar, öğüt alanlar da onların hallerinden öğüt alsınlar diye “(ibretlik) bir örnek kıldık.”
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Tafsir Center for Quranic Studies verisi (CC BY 4.0) — Arapça özgün metin
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| وَقَالُوا | قول | وتكلموا. والقول: معناه الكلام. وقد يرد القول أعم من ذلك. | |||
| يَٰأَيُّهَ | — | يا: للنداء، أيها: وصلة لنداء ما فيه"أل"من الذكور مع التنبيه. | |||
| ٱلسَّاحِرُ | سحر | العالم، وكان الساحر فيهم عظيما يوقرونه ولم يكن السحر صفة ذم. | |||
| ٱدْعُ | دعو | ادع لنا ربك: اسأله. | |||
| لَنَا | ل | اللام: حرف جر يفيد الإختصاص. | |||
| رَبَّكَ | ربب | إلهك المعبود. والرب، معناه: الإله المعبود، والخالق، والمالك، والسيد، والمربي، والقائم، والمنعم، والمصلح، والجابر، والمدبر لخلقه كما يشاء على ما تقتضيه حكمته، والجمع: أرباب وربوب. والرب: اسم من أسماء الله تعالى ولا يقال في غيره إلا بالإضافة. | |||
| بِمَا | ما | ما: يحتمل أن تكون موصولة أو مصدرية. | |||
| عَهِدَ | عهد | ألقى العهد، وأوصى بحفظه. | |||
| عِندَكَ | عند | عند: ظرف مكان، ولا تقع إلا مضافة. | |||
| إِنَّنَا | إنّ | إن: حرف توكيد ونصب يفيد تأكيد مضمون الجملة. | |||
| لَمُهْتَدُونَ | هدي | لمستجيبون للهداية. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{يَاأَيُّهَ} مد منفصل. وقد رسمت {يَاأَيُّهَ} بدون ألف. والوقف عليها بسكون
الهاء. وفي دال {ادْعُ} قلقلة في الدال {عِنْدَكَ} إخفاء حقيقي في النون مع الدال.