Tevbe Suresi 60. Ayet
Tövbe · Medine · Sure 9 · Ayet 60/129
۞ إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلْفُقَرَآءِ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱلْعَـٰمِلِينَ عَلَيْهَا وَٱلْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلْغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ ۖ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
İnnemas sadakatu lil fukarai vel mesakini vel amiline aleyha vel muellefeti kulubuhum ve fir rikabi vel garimine ve fi sebilillahi vebnissebil, faridaten minallah, vallahu alimun hakim.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Tevbe Suresi 60. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Sadakalar ancak şunlar içindir: fukara, mesakin, onun üzerine me'mur olanlar, müellefetülkulub, rakabeler hakkında borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar, Allah tarafından kat'i olarak böyle farz buyuruldu, ve Allah alimdir, hakimdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sadakalar, ancak fakirler, miskinler, zekat toplama görevlileri, kalpleri islamiyete ısındırılmak istenenler, köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar içindir. Allah tarafından kesin olarak böyle farz edildi. Allah, herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Sadakalar, Allahdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (sadakaların) üzerine me'mur olanlara, kalbleri (müslümanlığa) alışdırılmak istenenlere, kölelere, esirlere, (borcundan fazla nisaabı olmayan) borçlulara, Allah yolunda (harcamıya) ve yol oğluna (ya'ni memleketinde zengin bile olsa meşru' bir maksadla seyr-ü sefer ederken muhtac kalmış olan yolculara) mahsusdur. Allah hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Sadakalar, (zekatlar) Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekat toplayan) memurlara, kalbleri (İslam'a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur (toplanan zekat, ancak bu sayılanlara verilir). Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Zekatlar sadece fakirlere, düşkünlere, zekat toplayan görevlilere, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara,Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyuruldu. Allah alimdir, hakimdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Allah için sunulan şeyler, yalnızca yoksul ve düşkünler, bu konuyla ilgilenen görevliler, kalpleri kazanılacak olan kimseler içindir; ve insanları boyunduruklarından kurtarmak için; ve borçlarını ödeyemeyecek durumda olanlar için; ve Allah uğruna girişilebilecek her türlü çaba için ve yolda kalmış kimseler için: bu, Allahtan (uyulması zorunlu) bir yönergedir; çünkü Allah, doğru hüküm ve hikmetle yön gösteren mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak fakirler, düşkünler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam'a) ısındırılanlar, köle ve esirler, borçlular, Allah yolunda ve yolda kalanlar içindir. Allah alimdir, hakimdir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Sadakalar[1], Allah'tan bir farz olarak[2]; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere,[3] kalpleri kazanılacak kimselere,[4] rikab olanlara,[5] borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna[6] aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Tefsir / dipnot (6)
Hak gözetirlik; sahip olduğumuz mal üzerinde başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, başkalarının sahip olduğumuz mal üzerindeki hakkıdır. Sadaka, malın şükrüdür. Allah'ın bize verdiklerine şükretmek, sözle değil, sadaka vermekle olur. Bu ayete göre sadaka vermek farzdır.
Zorunlu yükümlülük.
Sadaka işi ile görevli olanlara.
Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara.
Boyunduruk altında bulunan köle ve cariyelerden özgürlüğüne kavuşmak isteyenlere. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı (köle) olan kimseler için kullanılmaktadır.
"İbnu's-sebil," deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, kara yolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmektir, yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yollardan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı, "yolda kalanlar" değil, bütün varlığı ile "Allah yolunda" çalışmayı seçmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Diğer bir anlamı da yaptığı herhangi bir şeyi imkansızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Karşılıksız yardımlar, Allah'tan bir yükümlülük olarak; yoksullar, düşkünler, bu konuda çalışan görevliler, yürekleri ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmişler, borçlular, Allah'ın yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
İbni Kesir
Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak; ancak fakirler, miskinler, sadaka üzerinde memur olanlar, kalbleri ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğruna sarfedilir. Ve Allah; Alim' dir, Hakim'dir.
Gültekin Onan
Sadakalar, -Tanrı'dan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Tanrı yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Rowad Tercüme Merkezi
Sadakalar/zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Şaban Piriş
Sadakalar/zekatlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Ali Özek ve diğerleri
Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Farz olan zekâtlar; ancak görev yahut meslekleri sebebiyle mal sahibi olan fakat kendilerine yetmeyen ve bu durumları hususunda da kendilerine dikkat edilmeyen fakirler, hiçbir şeye sahip olmayan ve durumları yahut sözleri sebebiyle halleri diğer insanlara gizli olmayan miskinler, devlet idarecisinin zekât mallarını toplaması için görevlendirdiği kimseler, Müslüman olmaları için kendilerine zekât malından verilen kâfirler yahut imanlarının kuvvetlenmesi için imanı zayıf olan kimseler veya kötülüklerinin savuşturulması için verilen kimseler içindir. Özgürlüklerini kazanmaları için kölelere, israf ve masiyet olmaksızın borçlarını ödeyecek bir şey bulamayan kimselere, Allah yolunda cihat eden mücahitlerin hazırlanması ve nafakası biten ve bundan dolayı yolda kalmış kimselere verilir. Zekât mallarının sadece bu kimseler ile sınırlı olması Allah Teâlâ'dan bir farzdır. Yüce Allah, kullarının yararına olan şeyleri hakkıyla bilen, idare etmesinde ve dininde hikmetli olandır.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| إِنَّمَا | — | أداة حصر. | |||
| ٱلصَّدَقَٰتُ | صدق | ما يجب أداؤه من الزكاة، أوما يتقرب به الى الله. | |||
| لِلْفُقَرَاءِ | فقر | للمعوزين المحتاجين. | |||
| وَٱلْمَسَٰكِينِ | سكن | والفقراء الذين أذلهم الفقر. | |||
| وَٱلْعَٰمِلِينَ | عمل | العاملين عليها: السعاة الذين يجمعونها. | |||
| عَلَيْهَا | على | على: حرف جر يفيد معنى الإستعلاء المجازي. | |||
| وَٱلْمُؤَلَّفَةِ | ألف | المؤلفة قلوبهم: الذين تؤلفون قلوبهم بها ممن يرجى إسلامه أو قوة إيمانه أو نفعه للمسلمين، أو تدفعون بها شر أحد عن المسلمين. | |||
| قُلُوبُهُمْ | قلب | القلوب: جمع قلب، وهو الفؤاد، سمّي قلبا؛ لتصرّفه في الأعضاء، ولكثرة تقلبه بالخواطر والمعاني ومن رأي لآخر ومن اعتقاد لآخر. | |||
| وَفِي | في | في: حرف جر يفيد معنى التعليل. | |||
| ٱلرِّقَابِ | رقب | في الرقاب: في عتق وتحرير العبيد المملوكين والإماء المملوكات. | |||
| وَٱلْغَٰرِمِينَ | غرم | والملتزمين ما ضمنوه وتكفلوا به. | |||
| وَفِي | في | في: حرف جر يفيد معنى التعليل. | |||
| سَبِيلِ | سبل | في سبيل الله: لإعلاء دين الله ونصرته وهو الاسلام. | |||
| ٱللَّهِ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| وَٱبْنِ | بنو | ابن السبيل: المسافر الذي لا مال له يكفيه ليصل إلى مقصده. | |||
| ٱلسَّبِيلِ | سبل | أصل السبيل: الطريق والمقصد، والمؤاخذة والذنب، واستعمل كثيرا في الطريق الموصلة إليه تعالى وهي امتثال الأوامر واجتناب النواهي. | |||
| فَرِيضَةً | فرض | حكما مفروضا من الله. | |||
| مِّنَ | مِن | حرف جر يفيد معنى ابتداء الغاية. | |||
| ٱللَّهِ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| وَٱللَّهُ | أله | المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية. وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى | |||
| عَلِيمٌ | علم | صفة لله تعالى، والعليم: معناه المتصف بالعلم، والذي أحاط علمه جميع الأشياء ظاهرها وباطنها، دقيقها وجليلها. والعليم: من أسماء الله الحسنى. | |||
| حَكِيمٌ | حكم | صفة لله سبحانه، والحكيم: هو المحكم لخلق الأشياء كما شاء لأنه تعالى عالم بعواقب الأمور. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{إِنَّمَا} غنة في النون، وتحذف الألف وصلًا للساكن بعدها وتثبت وقفًا
{لِلْفُقَرَاءِ} مد متصل، وراء {الرِّقَابِ} مرققة، كذا {وَالْغَارِمِينَ}! وفى
الباء من {وَابْنِ} قلقلة {فَرِيضَةً مِنَ} إدغام بغنة للميم بعد التنوين {عَلِيمٌ
حَكِيمٌ} إظهار حلقي للحاء بعد التنوين.