Saf Suresi 12. Ayet
Saf Tutmak · Medine · Sure 61 · Ayet 12/14
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ وَمَسَـٰكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّـٰتِ عَدْنٍ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Yagfir lekum zunubekum ve yudhılkum cennatin tecri min tahtihel enharu ve mesakine tayyibeten fi cennati adn, zalikel fevzul azim.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Günahlarınızı mağfiret buyurur ve sizi altından ırmaklar akar Cennetlere ve Adn Cennetlerinde hoş hoş meskenlere koyar, işte büyük kurtuluş "fevzi azim" odur
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş hoş meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş odur.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(Böyle yaparsanız O, sizin günahlarınızı yarlığar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adin cennetlerindeki çok güzel saraylara sokar. İşte bu, en büyük kurtuluş (seadet) dir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
(Böyle yapınız ki Allah) sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve durulmağa değer bahçeler içinde güzel konutlara koysun. İşte büyük başarı budur.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Böyle yaparsanız sizin günahlarınızı affeder ve içinden ırmaklar akan cennetlere ve özellikle Adn cennetlerinde çok güzel saraylara yerleştirir. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
(Eğer böyle yaparsanız,) Allah günahlarınızı bağışlayacak ve sizi (öteki dünyada) içinden ırmaklar akan bahçelere ve bu sonsuz mutluluk bahçelerindeki güzel köşklere koyacaktır. Bu büyük bir mazhariyettir!
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
O, sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi alt tarafından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Sizin suçlarınızı bağışlar ve sizi içinden nehirler akan Cennetlere koyar. Ve sizi, Adn Cennetler'inde, hoş meskenlere yerleştirir. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Suçlarınızı bağışlayacak ve altlarından ırmaklar akan cennetlere ve nimet cennetlerindeki güzel konutlara sizi yerleştirecektir. En büyük başarı, işte budur.
İbni Kesir
O; sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel yerlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
Gültekin Onan
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
İşte bu ticaretin kazancı şudur: Yüce Allah'ın sizin günahlarınızı bağışlaması, sizi sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere, kendisinden başka bir yere taşınmanın olmadığı cennetlerdeki güzel meskenlere koymasıdır. Zikredilen bu kazanç, hiçbir kazancın kendisine yaklaşamayacağı büyük bir kazançtır.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
O; sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel yerlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
10- Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? 11- Allah’a ve Rasûlüne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla da Allah yolunda cihâd edersiniz. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. 12- (Böyle yaparsanız) Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki çok hoş meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş da budur. 13- Ve hoşlanacağınız bir şey daha: Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih. Mü’minlere müjdele! 14- Ey iman edenler! Allah’ın/dininin yardımcıları olun. Nitekim Meryemoğlu İsa da Havarilere:“Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kim olacak?” demiş, Havariler de:“Biz, Allah’ın/dininin yardımcılarıyız” demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir kesim iman etmiş, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de üstün gelenler onlar oldular.
10. Bu buyruklarda merhametliler merhametlisi Yüce Allah’ın, mü’min kullarına yönelik bir vasiyeti, yol göstermesi ve irşadı yer almaktadır. Bununla en büyük ticaret, en üstün maksat ve en yüce isteğin yolu gösterilmektedir ki onunla can yakıcı azaptan kurtuluş ve ebedi nimetlere nail oluş gerçekleşir. Bu buyrukta (“size göstereyim mi” denilerek) bunun, aklı başında herkesin rağbet edeceği ve akıllı her bir kimsenin can atacağı bir şey olduğu ifade edilmiştir.
11. Sanki: Bu kadar üstün ve değerli olan ticaret nedir?, diye sorulmuşçasına Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah’a ve Rasûlüne iman edersiniz.” Bilindiği gibi tam ve eksiksiz iman, Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği her şeyi kesin olarak tasdik etmektir ki bu da en üstün ve değerlilerinden biri Allah yolunda cihad etmek olan bedeni amelleri gerektiren bir imandır. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır: "Mallarınızla ve canlarınızla da Allah yolunda cihâd edersiniz.” İslâm’ın düşmanları ile çarpışmak uğrunda, Allah’ın dinini ve yüce adını yükseltmek için canlarınızı feda edersiniz ve bu maksatla elinizden geldiğince mallarınızı infak edersiniz. Bu, her ne kadar nefislerin hoşlanmadığı ve onlara ağır gelen bir şey ise de “eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü düşmanlara karşı zafer kazanmak, zilletin yerine izzet ve güç sahibi olmak, geniş rızka, rahat ve huzurlu bir kalbe sahi olmak gibi dünyevî hayırlar hep buna bağlıdır. Yine Allah’ın mükâfatlarına nail olmak ve O’nun cezasından kurtulmak gibi uhrevî hayırlar da bununla elde edilir. Bundan dolayı Allah, âhiretteki mükâfatı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
12. “(Böyle yaparsanız) Allah günahlarınızı bağışlar.” Bu buyruk, büyük ve küçük günahları kapsar. Zira Allah’a iman ve Allah yolunda cihad etmek, [kul hakkı hariç] bütün günahlara -büyük bile olsalar- kefârettir. "Ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere” yani meskenlerinin, köşklerinin, odalarının ve ağaçlarının altından, kokuşmayan sudan, tadı değişmeyen sütten, içenlere lezzet veren şaraptan ve süzme baldan nehirler akar. Onlara her türlü meyvelerden de ihsan edilir. "ve Adn cennetlerindeki çok hoş meskenlere koyar.” Yükseklik, yücelik, güzel yapı ve süs gibi her türlü güzelliği kendisinde toplamış meskenlere yerleştirir. Öyle ki “İlliyyîn”de bulunan köşklerdekileri, cennetlikler tıpkı doğu veya batı ufkunda görülen inci misali parlak bir yıldız gibi görürler. Dahası cennetin yapılarının kimisi altın kerpiçlerden, kimisi de gümüş kerpiçlerdendir. Çadırları da inci ile mercandandır. Oralarda kimi evler zümrütten, kimileri de başka güzel renkli mücevherlerdendir. Hatta bunlar, o kadar şeffaftırlar ki dışarıdan içleri, içlerinden dışları görülür. Orada öyle iyi ve güzel şeyler vardır ki kimsenin bunları tam manasıyla anlatması söz konusu olamaz. Çünkü onlar, hiç kimsenin hatırından dahi geçmemiştir. Görmedikçe, güzelliğinden yararlanmadıkça ve onlarla gözleri aydınlanmadıkça hiç kimsenin böylesini idrâk etmesine imkân da yoktur. Öyle ki eğer Yüce Allah, cennetlikleri tam ve eksiksiz bir surette, ölüp yok olmayacak şekilde yaratmamış olsaydı, sevinçten nerede ise ölürlerdi. Varlıklardan hiç kimsenin kendisini gereği gibi övme imkânına sahip olamadığı Zatın şanı ne yücedir! O, kendi zatını övdüğü gibidir. Mahlukatından herkesin kendisini övdüğünden çok daha ileridir. Nimetler yurdu cenneti yaratan, orada insanların akıllarını hayrete düşürecek, gönüllerini kendisine bağlayacak pek çok güzellikler ve muazzam şeyler yaratan O celal ve cemal sahibi Allah’ın şanı ne yücedir! O Yüce Allah’ın hikmeti o kadar mükemmeldir ki bunun bir tecellisi şudur: Kullar cenneti görüp de içindeki nimetlere bakacak olsalardı, hiçbir kimse amelde bulunmaktan geri kalmaz ve nimetleri acısı ile karışık, sevinci kederine bulanmış, hevesi kursakta bırakan bu dünya yurdundaki hayatlarından lezzet almazlardı. Adn cennetine bu adın veriliş sebebi, oraya girenlerin ebediyen çıkmamak üzere orada yerleşmiş olmaları ve oradan ayrılmayı da istemeksizin sürekli kalacak olmalarından dolayıdır. İşte bu pek büyük mükâfat ve pek güzel ecir, eşi benzersi olmayan büyük bir kurtuluştur. Bu, (bu ticaretin) âhiretteki mükâfatıdır.
13. Bu ticaretin dünyevî mükâfatına gelince bunu da Yüce Allah şöylece dile getirmektedir:“Ve hoşlanacağınız bir şey daha” yani sizler seveceğiniz bir hususu daha elde edeceksiniz: Düşmanlarınıza karşı aziz olmanızı sağlayacak ve sizi sevindirecek “Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih” ile İslâm’ın dairesi genişleyecek, bu yolla bol rızıklar elde edeceksiniz. İşte mücahid mü’minlerin mükâfatı budur. Başkaları cihâdın gereklerini yerine getirmeleri halinde kendileri cihâda fiilen katılmayan mü’minlere gelince; Yüce Allah bunların da lütuf ve ihsandan ümitlerini kesmemeleri için:“mü’minlere müjdele!” buyurmaktadır. Yani herkese imanı oranında verielcek olan dünyevî ve uhrevî mükâfatı müjdele! Allah yolunda cihâd eden mücâhidlerin derecesine ulaşmasalar da hepsi için bir müjde vardır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:“Kim Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, rasûl olarak Muhammed’i gönül hoşnutluğu ile kabul edecek olursa ona cennet vacib olur.” Hadisi rivâyet eden Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh hayretle şöyle demiştir:“Ey Allah’ın Rasûlü, bunu bana bir daha tekrarlar mısın?” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sözünü bir daha tekrarladıktan sonra devamla şöyle buyurdu: “Bir başka (amel) daha vardır ki, onun sayesinde kul cennette yüz derece yükseltilir. İki derecenin arasındaki mesafe ise gök ile yer arası kadardır.” Ebu Said: “O (amel) nedir, ey Allah’ın Rasûlü?” deyince de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah yolunda cihâd” buyurdu. Müslim rivâyet etmiştir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
14. “Ey iman edenler!” Sözlerinizle ve davranışlarınızla “Allah’ın/dininin yardımcıları olun.” Bu da Allah’ın dinini nefislerde uygulamak, başkalarına uygulamak için gayret etmek, bu dine karşı inat eden ve mücadele verenlerle hem beden hem de malla cihad etmek, ilim zannettiği şeylerle bâtıla yardımcı olan ve hakkı reddetmeye kalkışan kimselere karşı da onların delillerini çürütmek, onlara karşı delilleri ortaya koymak ve başkalarını ondan sakındırmak sureti ile yapılır. Allah’ın Kitabının ve Rasûlünün sünnetini öğrenmek, öğretmek, buna teşvik etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak da Allah’ın dinine yardım etmenin kapsamı içerisindedir. Daha sonra Yüce Allah, mü’minlere kendilerinden önceki salihlere uymayı hatırlatarak onları gayrete getirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere: Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kim olacak?” Yani onların dikkatlerini çekerek şöyle demişti: Kim Allah’ın dinine yardım etme yolunda bana yardımcı olur? Kim benim yaptığımı yapar, ben nereye gidersem gelir ve nereden çıkarsam çıkar? “Havariler de” ellerini çabuk tutarak: “Biz, Allah’ın/dininin yardımcılarıyız, demişlerdi.” Böylece İsa aleyhisselam ile beraberindeki Havariler, Allah’ın dinine yardımcı olmaya devam ettiler. "Böylece” İsa aleyhisselam ve Havarilerin davette bulunmaları üzere “İsrailoğullarından bir kesim iman etmiş” onlardan başka “bir kesim de inkâr etmişti.” Onların çağrılarını kabul etmemiş, bunun üzerine mü’minler de kâfirlerle cihâda koyulmuşlardı. "Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik.” Onlara güç verdik ve düşmanlarına karşı onlara yardım ettik. “de” düşmana karşı “üstün gelenler onlar oldular.” Onları yenik düşürdüler. İşte ey Muhammed ümmeti! Sizler de Allah’ın dininin yardımcıları ve davetçileri olun ki Allah da sizden öncekilere yardım ettiği gibi, size de yardım etsin, zafer versin ve sizleri düşmanlarınıza üstün ve galip kılsın.
Saf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
***