Nisâ Suresi 168. Ayet
Kadınlar · Medine · Sure 4 · Ayet 168/176
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
İnnellezine keferu ve zalemu lem yekunillahu li yagfira lehum ve la li yehdiyehum tarika.
Ahmet Tekin · Kelime MealiTürkçe karşılıklar · özgün sayfayı aç
Nisâ Suresi 168. ayetin kelime karşılıklarını özgün sayfada okuyun. Sayfa komşu ayetleri de içerebilir; daire içindeki ayet numarasını takip edin.
Ahmet Tekin, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru — Tefsirî Meal, Kelâm Yayınları, 2019. Keşkül yerel arşivi. 30 cüzün tamamı →
Ayetin Mealleri 16 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
(168-169) Şübhesiz küfredib haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil, Cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allaha nazaran kolay bulunuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(168-169) Şüphesiz küfredip haksızlık edenleri Allah bağışlayacak ve cehennem yolundan başka bir yola da çıkaracak değildir; orada sonsuza dek kalacaklardır. Bu da Allah için kolaydır.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
(168-169) Hakıykat, o inkar edib kafir olanlar ve zulm edenler (yok mu) Allah onları asla yarlığayacak değildir. Onları cehennemin yolundan başka bir yola da iletecek değildir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu ise Allaha göre pek kolaydır.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
O inkar edip zulmedenler var ya, Allah onları ne bağışlayacak, ne de yola iletecektir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
(168-169) İnkar edip zulmedenleri Allah affedecek değil. Onları cehennem yolundan başka bir yola çıkaracak da değil. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır. Bu da Allah'a göre çok kolaydır.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Hakikati inkar etmeye ve zulüm işlemeye şartlanmış olanları, Allah asla affetmeyecek ve onlara bir yol göstermeyecektir;
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Küfredenleri ve zulmedenleri Allah bağışlamamıştır. Onlara hiç bir yol göstermez.
Erhan Aktaş
Kerim Kur'an
Kuşkusuz Allah Kafir olanları ve zulmedenleri bağışlayacak değildir. Onları bir yola iletecek de değildir;
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Kuşkusuz, Allah, nankörlük edenleri ve haksızlık yapanları bağışlamayacak; onlara bir yol da göstermeyecektir.
İbni Kesir
Muhakkak ki küfreden ve zulmedenleri Allah, bağışlayacak ve onları doğru yola iletecek değildir.
Gültekin Onan
Gerçek şu ki, kafirler ve zulmedenler, Tanrı onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
Rowad Tercüme Merkezi
Kâfir olup, zulmedenleri Allah asla, bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
Şaban Piriş
Küfredenleri ve zulmedenleri Allah bağışlamamıştır. Onlara hiçbir yol göstermez.
Ali Özek ve diğerleri
İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları doğru yola iletecek de değildir.
Ayetin Tefsiri 2 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Şüphesiz Allah'ı, resullerini inkâr edenler ve küfürde kalmakla kendi nefislerine zulmedenleri, bulundukları küfür üzerine kalmaya ısrarcı oldukları sürece; yüce Allah bağışlamayacak ve asla onları Allah'ın azabından kurtaracak doğru yola yöneltmeyecektir.
Kelime Çözümlemesikök ve anlam · Tafsir Center (CC BY 4.0)
| Kelime | Kök | Anlamı (Arapça) | İ'rab | Sarf | Kıraat |
|---|---|---|---|---|---|
| إِنَّ | إنّ | حرف توكيد ونصب، يُفيد تأكيد مضمون الجملة. | |||
| ٱلَّذِينَ | الذي | اسم موصول للجمع المذكَّر. | |||
| كَفَرُوا | كفر | جحدوا ولم يؤمنوا. وأصل الكفر: التغطية والستر. ومنه سُمي الكافر كافراً؛ لأنّه ستر الحق وغطى عليه. | |||
| وَظَلَمُوا | ظلم | وظلموا باستمرارهم على الكفر. | |||
| لَمْ | لم | حرف لنفي المضارع وقلبه إلى الماضي. | |||
| يَكُنِ | كون | كان: تأتي غالبا ناقصة للدلالة على الماضي؛ ولها ثلاث حالات: الأولى أن تكون من الأفعال التي ترفع الاسم وتنصب الخبر وتسمى حينئذ ناقصة. الثانية: أن تكتفي بالاسم وتسمى حينئذ تامة وتكون بمعنى "ثبت" أو بمعنى "وقع". الثالثة: أن تكون زائدة للتوكيد في وسط الكلام وآخره، ولا تزاد في أوله؛ فلا تعمل ولا تدل على حدث ولا زمان. ومن معانيها أنها تأتي بمعنى: صار. وبمعنى: الاستقبال. وبمعنى: الحال. وبمعنى: اتصال الزمان من غير انقطاع مثل {وكان الله غفورا رحيما} لم يزل على ذلك. | |||
| ٱللَّهُ | أله | هو المألوه المعبود الذي تعبده الخلائق محبةً وتعظيماً وخضوعاً؛ لما له من صفات الألوهية التي هي صفات الكمال، وهو عَلَمٌ على ذات الرب سبحانه وتعالى، والجامعُ لجميع أسمائه الحسنى، وصفاته العلى. | |||
| لِيَغْفِرَ | غفر | ليستر ويعفو. | |||
| لَهُمْ | ل | اللام: حرف جر يفيد الإختصاص. | |||
| وَلَا | لا | لا: حرف نفي يفيد التوكيد. | |||
| لِيَهْدِيَهُمْ | هدي | ولا ليهديهم: ولا ليرشدهم إلى سبيل من سبل الإيمان والنجاة. | |||
| طَرِيقًا | طرق | سبيلاً. |
TecvidArapça · Tafsir Center (CC BY 4.0)
{إِنَّ} فيها غنة {وَظَلَمُوا} اللام غير مغلظة، وكسرت نون {يَكُنِ} للتخلص
من التقاء الساكنين، ورُقق اسم الجلالة لكسر ما قبله {لِيَغْفِرَ} الراء مفخمة،
وفي الميم الساكنة مع الطاء إظهار شفوى، وراء {طَرِيقًا} مرققة.