Nahl Suresi 95. Ayet
Arı · Mekke · Sure 16 · Ayet 95/128
وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Ve la teşteru bi ahdillahi semenen kalila, innema indallahi huve hayrun lekum in kuntum ta'lemun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Allah'a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Allahın ahdini cüz'i bir bedele değişmeyin her halde Allah yanındaki sizin için daha hayırlıdır, eğer bilir iseniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın ahdini küçücük bir bedele değişmeyin! Herhalde Allah katındaki sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Allahın ahdini az bir bahaya satmayın (satıp değişmeyin). Allah indindeki (nusret ve sevab yok mu?) sizin için hayırlı olan ancak odur, eğer bilirseniz...
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Allah'a verdiğiniz sözü (peygambere yaptığınız bey'atı) az bir paraya satmayın. Zira bilirseniz Allah'ın yanında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Allah'a verdiğiniz sözü değersiz bir menfaat karşılığında satmayın! Zira ahirette Allah nezdinde olan nimet, eğer bilirseniz, sizin için elbette daha hayırlıdır.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Allah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Öyleyse, Allah'la yaptığınız sözleşmeyi az bir pahayla değişmeyin! Bir bilseniz, Allah katında (bulacağınız paha) sizin için elbette en iyisidir:
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Allah'a verdiğiniz sözü az bir bedele satmayın! Eğer, bilirseniz gerçekten Allah'ın yanındakiler sizin için daha hayırlıdır.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Allah'ın ahdini[1], küçük bir çıkara değiştirmeyin. Şayet bilirseniz, Allah'ın yanındaki ödülünüz daha iyidir.
Tefsir / dipnot (1)
Allah'a verdiğiniz sözü.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Allah'a verdiğiniz sözü, az bir karşılığa satmayın. Allah'ın katında olan, sizin için daha iyidir; keşke bilseydiniz!
İbni Kesir
Allah'ın ahdini az bir pahaya değişmeyin. Eğer bilirseniz; Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Gültekin Onan
Tanrı'nın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Tanrı katında olan sizin için daha hayırlıdır.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Allah'a verdiğiniz sözleri bozarak ve onlara bağlı kalmayarak az bir dünya malına değiştirmeyin. Biliniz ki Allah’ın katından, sizin için dünyada olan zafer, ganimetler ve ahirette Allah’ın katında olan daimî nimetler, sözlerinizi bozarak elde ettiğiniz az bir dünya malından daha hayırlıdır.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Allah´ın ahdini az bir pahaya değişmeyin. Eğer bilirseniz; Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
95- Allah’ın ahdini az bir pahaya satmayın. Çünkü Allah katında olan, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. 96- Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah’ın katındakiler ise kalıcıdır. Sabredenlerin mükâfatını elbette yapmakta olduklarının en güzeliyle vereceğiz. 97- Erkek olsun, kadın olsun kim mü’min olarak salih amel işlerse biz, kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatırız ve böylelerini elbette işlediklerinin en güzeliyle mükâfatlandırırız.
95. Allah, dünyanın gelip geçici faydaları için antları, ahitleri ve yeminleri bozmaktan kullarını sakındırarak buyuruyor ki:“Allah’ın ahdini” ahdi bozmak ve ahde bağlı kalmamak suretiyle elde edeceğiniz “az bir bedele satmayın. Çünkü Allah katında olan” Allah’ın rızasını tercih ederek Allah’a vermiş olduğu ahde tastamam bağlı kalmayı tercih eden kimselere ihsan edeceği dünyevi ve uhrevi mükâfatlar “eğer bilirseniz sizin için” gelip geçici dünyanın değersiz malından “daha hayırlıdır.” O halde kalıcı olanı fani olana tercih etmelisiniz. Çünkü:
96. “Sizin yanınızdakiler” ne kadar çok olursa olsun, mutlaka “tükenir” ve yok olup gider. “Allah’ın katındakiler ise” Yüce Allah bâkî olduğundan dolayı “kalıcıdır” bitmez, yok olmaz. Öyleyse değersiz ve yok olup gideni, fani olanı, kalıcı ve son derece değerli olana tercih eden bir kimse aklı başında bir kişi olamaz. Bu buyruk Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir: “Oysa siz dünya hayatını tercih edersiniz. Halbuki âhiret hem daha hayırlı, hem de daha kalıcıdır.”(el-A’lâ, 87/16-17)“Allah nezdinde olanlar, iyiler için daha hayırlıdır.”(Al-i İmran, 3/198) Bu buyruklar, dünyaya karşı zahid olmaya bir teşviktir. Özellikle uyulması kesinlik kazanan zühd teşvik edilmektedir. Bu zühdden kasıt ise kula zararlı olan, onu Allah’ın kendisine farz kıldığı şeylerle uğraşmaktan alıkoyan ve bunları Yüce Allah’ın hakkından öncelemeye iten şeylere karşı yapılır. Böyle bir durumda zühd, farzdır. Zühde götüren sebeplerden biri, kulun dünya lezzet ve arzularını âhiretin hayırlarıyla karşılaştırmasıdır. Böyle bir karşılaştırma halinde kul, aradaki farkı tespit eder ve bu iki şeyin daha yüce ve üstün olanını tercih eder. Yalnızca namaz, oruç, zikir vb. gibi faydası kişiyi aşmayan ibadetlere kendisini verip her şeyden uzaklaşmak, övülmeye değer zühd değildir. Aksine kul, güç yetirebildiği zahiri ve batıni şer’i bütün emirleri yerine getirmedikçe, Yüce Allah’ın dinine ve Allah yoluna söz ve fiili ile davet etmedikçe gerçek anlamı ile zahid olamaz. O halde gerçek zühd, din ve dünyada fayda sağlamayan şeylerden yüz çevirip faydalı olan her bir şeye rağbet ederek o uğurda çalışmak demektir. Yüce Allah’a itaate devam edip O’na isyana karşı direnerek kendi nefislerini dinlerine zarar verecek türden dünyevi arzularından uzak tutarak “sabredenlerin mükâfatını elbette yapmakta olduklarının en güzeliyle vereceğiz.” Bir iyiliğe karşılık on katından başlayarak yedi yüz katına ve daha pek çok katına kadar fazlasıyla mükâfatlandıracağız. Şüphesiz Allah, güzel amelde bulunanı mükâfatsız bırakmayacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, amellerde bulunan kimselerin dünya ve âhiretteki mükâfatını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
97. “Erkek olsun, kadın olsun kim mü’min olarak salih amel işlerse...” Salih amellerin geçerli olması ve kabul edilmesi için iman şarttır. Hatta iman olmadan ameller “salih olmak”la nitelendirilemez. Onları gerektiren de zaten imandır. Çünkü iman, azaların farz ve müstehap olan amellerini ortaya çıkartan, kesin ve kararlı tasdik demektir. İşte iman ve amel-i salihe bir arada sahip olan kimseye “biz kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatırız.” Bu da kalbinin huzur, ruhunun sükûn bulması, kalbini şaşırtıp meşgul edecek şeylere iltifat etmemesi ve Yüce Allah’ın o kimseye ummadığı yerden hoş ve helâl rızık ihsan etmesiyle olur. “Ve böylelerini elbette” âhirette “işlediklerinin en güzeliyle” hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği türlü lezzetlerle “mükâfatlandıracağız.” Yüce Allah böylesine hem dünyada hem de âhirette iyilik verecektir.