Mü'minûn Suresi 27. Ayet
İnananlar · Mekke · Sure 23 · Ayet 27/118
فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَـٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
Fe evhayna ileyhi enısnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina fe iza cae emruna ve faret tennuru fesluk fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrakun.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Biz de ona şöyle vahyettik: bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap, sonra emrimiz gelip de tennur feveran edince hemen ona topundan bir iki çift ve aleyhinde söz sebketmiş olandan başka ehlini sok ve o zulm edenler hakkında bana bir hıtabda bulunma, çünkü onlar gark olunacaklardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz de ona şöyle vahyettik: "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap sonra emrimiz gelip de tandır (kazan) kaynayınca hemen ona topundan bir iki çifti ve aleyhinde önceden huküm verilmiş olanların dışında aileni ona bindir ve o zulmedenler hakkında bana yakarışta bulunma; çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır!
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Biz de ona (şöyle) vahyetdik: "Bizim nezaaretimiz ve vahyimizle gemi yap sen. Nihayet (helaklerine) emrimiz gelib de o fırın kaynayınca ona her (nev'i hayvanlardan erkek ve dişi) ikişer çift ile aileni alıb içerisine gir. (Kavminin) içinden aleyhlerine söz geçmiş (hüküm giymiş) olanlar müstesna. O zulmedenler (in kurtulması) hakkında bana hitabda bulunma. Çünkü onlar boğul (mıya mahkum ol) muşlardır".
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Biz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır!
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Biz de ona vahyedip bildirdik ki: "Nezaretimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Buyruğumuz gelip tandır kaynayınca her cinsten birer çift ile haklarında azap hükmü takdir edilmiş olanlar dışında kalan aile halkını yanına al! Zalim ve kafirler hakkında sakın Bana başvurma! Çünkü onlar suda boğulacaklardır."
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Böylelikle biz ona: 'Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır' diye vahyettik.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Bunun üzerine, Biz de o'na: "Bizim gözetimimiz altında ve (sana) vahyettiğimiz yöntemlerle (seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan) gemiyi yap;" diye vahyettik, "ve hükmümüz gerçekleşip de seller halinde yeryüzünü sular kapladığı zaman her cins (hayvandan) bir çiftle birlikte -haklarında ceza hükmü verilmiş olanlar dışında- aileni bu (gemiye) bindir; ve sakın, o haksızlık yapmış olanlar için Bana başvurma, çünkü onlar kaçınılmaz olarak boğulacaklar!
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Biz de ona şöyle vahyettik: "Gözetimimiz altında bildirdiğimiz gibi bir gemi yap. Buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilmiş olanlar dışında kalan aileni gemiye bindir. Zalimler için bana baş vurma, çünkü onlar boğulacaklardır."
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Bunun üzerine Biz, ona: "Gözetimimiz altında vahyimiz ile bildirdiğimiz gibi gemi yap." diye vahyettik. "Böylece emrimiz gereği Tennur kaynadığı[1] zaman hemen ona[2] her cinsten eşler olarak iki adet ve ehlini[3] bindir. Onlardan, haklarında önceden hüküm verilenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Ben'den bir dilekte bulunma. Onlar boğulacak olanlardır."
Tefsir / dipnot (3)
Bu bir deyimdir; "sular yerden fışkırmaya başladığı" zaman anlamına gelmektedir.
Gemiye.
Sana inananları. Seninle birlikte olanları.
Ali Rıza Safa tefsirli
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Bunun üzerine, Ona, şöyle bildirdik: "Gözetimimiz altında ve bildirimimiz doğrultusunda gemiyi yap. Buyruğumuz geldiğinde ve kaynaklar kaynayıp taştığında, her eşeyden iki çifti ve kendilerine karşı yargı verilmiş olanlar dışındaki aileni bindir. Haksızlık yapanlar için de Bana bir şey söyleme. Kuşkusuz, kesinlikle boğulacaklar!"[278]
Tefsir / dipnot (1)
Nuh tufanı, Tevrat, Yaratılış 7:15-21 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "Soluk alan her türden canlı, çifter çifter Nuh'un yanına gelip gemiye bindi. Allah'ın, Nuh'a verdiği buyruk uyarınca, gemiye giren hayvanlar, erkek ve dişiydi. Rab, Nuh'un ardından kapıyı kapadı. Tufan, kırk gün sürdü. Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi, suyun üzerinde yüzmeye başladı. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki tüm yüksek dağlar su altında kaldı; yeryüzünde yaşayan tüm canlılar yok oldu. Kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, insanlar; soluk alan tüm canlılar öldü."
İbni Kesir
Ona vahyettik ki: Gözetimimiz altında sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Buyruğumuz gelip de sular kaynayınca her cinsten ikişer çiftive aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Zalimler için bana başvurma. Çünkü onlar boğulacaklardır.
Gültekin Onan
Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim buyruğumuz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş olanlar dışında ehlini (aileni) de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
O'na: Gemiyi nasıl yapacağını sana gösterdiğimiz ve öğrettiğimiz gibi yap! Onların, helak edeceğimize dair emrimiz sana gelip de su, kuvvetle ekmek pişirilen tandırdan kaynayıp taşınca nesillerinin devam etmesi için gemiye yaşayan her varlıktan dişi ve erkek olmak üzere birer çift al. Hanımın ve oğlun gibi aleyhlerinde helak olunacaklarına dair söz verilmiş olanlar dışında kalan aileni gemiye bindir. Kâfir olup, zulmeden zalimlerin helak edilmekten kurtulması için bana hitapta bulunma! Onlar, kaçınılmaz olarak tufanın suyunda boğularak helak edileceklerdir." diye vahyettik.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Ona vahyettik ki: Gözetimimiz altında sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Buyruğumuz gelip de sular kaynayınca her cinsten ikişer çiftive aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Zalimler için bana başvurma. Çünkü onlar boğulacaklardır.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
23- Andolsun Nûh’u kavmine gönderdik de o:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur. Hiç korkup sakınmaz mısınız?” dedi. 24- Kavminden kâfir olan ileri gelenler şöyle dedi:“Bu, ancak sizin gibi bir insandır. Size karşı üstünlük sağlamak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermeyi) dileseydi elbette melekler indirirdi. Biz evvelki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” 25- “O, ancak delirmiş bir adamdır. O nedenle bir süre ona katlanıp bekleyin.” 26- O da:“Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. 27- Biz de ona şöyle vahyettik:“Gözlerimiz önünde ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap!”(Azap) emrimiz gelip de tandır kaynayınca (ona) dedik ki: “Her bir (hayvandan) birer çift (al) ve aleyhlerinde (helak) sözü geçmiş olanlar hariç aile efradını gemiye bindir! Zulmedenler hakkında da bana bir şey söyleme! Çünkü onlar boğulacaklardır.” 28- Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde de “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun.” de. 29- De ki:“Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın!” 30- Şüphesiz bunda ibretler vardır. Gerçek şu ki Biz, (insanları) imtihan etmekteyiz.
23. Yüce Allah, kulu ve rasûlü Nûh aleyhisselam’ın risaletini söz konusu etmektedir ki o, Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk rasûldür. Onu kavmine gönderdiğinde onlar putlara tapıyorlardı. Nûh onlara yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emrederek şöyle dedi:“Ey kavmim, Allah’a ibadet edin.” İbadetinizi yalnızca O’na halis kılın. Çünkü ibadet ihlâsla yapılmadığı yani Allah’a halis kılınmadığı sürece geçerli değildir. “Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur.” Bu buyrukla Allah’tan başkasının ulûhiyeti reddedilmekte, yalnızca Yüce Allah’ın ilah olduğu vurgulanmaktadır. Çünkü yaratan, rızık veren, bütün kemâl sıfatlarına sahip olan yalnızca O’dur. O’nun dışındaki varlıklar ise böyle değildir. “Hiç korkup sakınmaz mısınız?” Şu put ve heykellere tapmaktan sakınmaz mısınız? Bunlar, salih kimselerin suretinde yapılmış olup Allah ile birlikte kendilerine ibadet edilmekte olan putlardı.
24. Nûh aleyhisselam kavmini dokuz yüz elli yıl boyunca gizli ve açık, gece ve gündüz sürekli davet etti. Kavminin ise ancak nefreti ve azgınlığı artıyordu. “Kavminden kâfir olan ileri gelenler” Yani kavmi arasından şerefli ve efendi sayılıp kendilerine uyulanlar, peygamberleri Nûh aleyhisselam’a karşı çıkmak ve ona uymaktan başkalarını sakındırmak maksadı ile “şöyle dedi: Bu, ancak sizin gibi bir insandır. O, size karşı üstünlük sağlamak istiyor.” O, sadece sizin gibi bir insan! Onun peygamberlik iddiasında bulunmaktan kastı ise size karşı üstün olmak ve kendisine uyulmasını sağlamaktır. Yoksa -o hemcinsiniz iken- size üstün olmasını gerektirecek ne var? Bu karşı çıkış şekli, peygamberleri yalanlayanlardan her zaman görülegelmiştir. Allah da bu itiraza peygamberleri aracılığı ile tam anlamıyla cevap vermiştir:“Peygamberlerine dediler ki: Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Atalarımızın taptıklarından bizi alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin. Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz, ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/10-11) Böylelikle peygamberler, vahyin Allah’ın bir lütuf ve ihsanı olduğunu haber verdiler. Sizin ise Allah’ın lütfuna sınır koyma, O’nun lütuf ve ihsanının bize ulaşmasını engelleme imkânınız yoktur. Kavmi devamla:“Allah dileseydi elbette melekler indirirdi” demişlerdi. Bu da Allah’ın dilemesini ileri sürerek gösterilen batıl bir tepki ve karşı çıkıştır. Evet, elbette ki O dileseydi melekleri indirirdi. Fakat O, Hakîmdir, Rahîmdir; hikmet ve rahmeti peygamberlerin, insanların hemcinsi olmasını gerektirmiştir. Çünkü insanların melekleri, muhatap olma güçleri yoktur. Onlara gönderilecek bir meleğin muhatap alınabilmesi ancak bir insan suretinde gönderilmesi ile mümkün olur. Böyle bir durumda ise değişen hiçbir şey olmayacaktır. Nûh kavminin:“Biz evvelki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” yani herhangi bir peygamber gönderildiğini işitmedik, şeklindeki sözlerine gelince; onların ataları arasında peygamberin gönderildiğini işitmemiş olmalarının delil olacak bir tarafı yoktur. Çünkü onlar, geçmişte olanları bilgileri ile kuşatabilmiş değildirler. O nedenle bilgisizliklerini kendi lehlerine bir delil kabul edemezler. Diyelim ki hemcinslerinden onlara bir peygamber gönderilmedi. Bu durumda iki aihtimal vardır: Onlar ya hidâyet üzereydiler yahut da değildiler. Eğer hidayet üzerinde idiyseler zaten bir peygamber gönderilmesine ihtiyaç yoktu, demektir. Hidâyet üzere değildiyseler o halde atalarına verilmemiş ve onların habersiz olduğu bir nimeti özellikle onlara ihsan ettiğinden dolayı Allah’a şükretmelidirler. Bir ihsanın başkalarına yapılmamış olması, kendilerine yapılan iyiliğe karşı nankörlük etmelerine sebep olmamalıdır.
25.“O, ancak delirmiş bir adamdır.” Yani delidir, “O nedenle bir süre” yani ölüm onu gelip bulana kadar “ona katlanıp bekleyin.” Peygamberlerine karşı çıkmak üzere ileri sürdükleri bu şüpheleri, onların ileri derecedeki küfürlerine ve inatlarına, ayrıca son derece cahil ve sapık olduklarına delildir. Çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi bunlar, hiçbir bakımdan karşı çıkmaya elverişli özellikte gerekçeler değildir. Aksine kendi içinde çelişkilidir ve birbirleri ile çatışmaktadır. Mesela onların:“Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir. O size karşı üstünlük sağlamak istiyor” sözleri ile onu kendilerine karşı üstünlük sağlamak, onların efendisi olmak üzere bazı planlar hazırlayabilecek kadar akıllı olarak kabul ediyor, aldanılmaması için ondan sakınılması gerektiğini söylüyorlar. Peki, bu:“O ancak delirmiş bir adamdır” iddiaları ile nasıl bağdaşır? Bu, ne söylediğini bilmeyen, tereddüt içerisinde bulunan, sapıtmış, işi tersinden gören ve maksadı -ne şekilde olursa olsun- karşı çıkmak olan kişilerden başkasının sözleri olamaz. Allah ise mutlaka kendisine ve peygamberlerine düşmanlık besleyenlerin rüsvaylıklarını ortaya çıkartır.
26. Nûh aleyhisselam kavmine davetinin onların nefretle kaçışlarını artırmaktan başka bir fayda sağlamadığını görünce:“Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et, dedi.” Böylelikle, Rabbinin emrini zayi ettikleri, peygamberlerini yalanladıklarından dolayı Allah için öfkelenerek Rabbinden kendisine yardım etmesini diledi ve şöyle dua etti:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan hiç kimse bırakma! Çünkü eğer sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve kötü kimseden, aşırı giden kâfirden başka evlat doğurmazlar.”(Nûh, 71/26-27) Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Nûh bize seslenmişti. Biz, duaya ne güzel karşılık verenleriz!”(es-Saffat, 37/75)
27. “Biz de ona” duasını kabul ederek, azabın sebebleri meydana gelmeden önce kurtulaşa bir vesile olmak üzere “şöyle vahyettik: “Gözlerimiz önünde ve vahyimiz doğrultusunda” emrimiz gereğince ve yardımımız ile ve korumamız ve himayemiz altında “gemiyi yap!” zira biz seni görüyor ve işitiyoruz. “(Azap) emrimiz” kavminin azaba uğratıldıkları tufan “gelip de tandır” yani normalde sudan uzak olan ateşin yakıldığı yerler de dahil olmak üzere yeryüzü pınarlar halinde “kaynayınca (ona) dedik ki: “Her bir (hayvandan) birer çift (al)” yani Rabbani hikmetin yeryüzünde varlıklarını sürdürmelerini gerektirdiği hayvan türlerinin soylarının devamı için bütün hayvan türlerinden bir erkek ve bir dişi olmak üzere al “ve aleyhlerinde” mesela oğlu gibi azaba uğrayacağına dair “(helak) sözü geçmiş olanlar hariç aile efradını gemiye” alarak beraberinde “bindir. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme.” Yani onları kurtarayım diye bana dua etme. “Çünkü onlar” kesinleşmş olan takdirim gereğince “boğulacaklardır.”
28. “Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde de: Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun, de” Yani gemiye binip gemi dalgalar arasında yol aldığında Allah’a kurtuluşu ve esenliği nasip ettiği için hamdedin. Yüce Allah, hem ona hem de onunla birlikte bulunanlara zalimler topluluğunun hem amellerinden hem de uğradıkları azaptan kurtulmalarına karşılık şükretmeleri ve hamdde bulunmaları için bu sözleri öğretmiştir.
29. “De ki: “Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın.” Yani sizin üzerinizde bir nimet daha var. Bu nimet dolayısı ile de Yüce Allah’a dua edin. Bu nimet, Yüce Allah’ın, sizlere bereketli kılınmış bir yere inmeyi kolaylaştırmasıdır. Yüce Allah, onun bu duasını kabul buyurduğunu şöylece bildirmektedir:“... iş olup bitti ve (gemi) Cûdî (dağının) üzerinde karar kıldı. O zalimler topluluğu uzak olsunlar, denildi... denildi ki: Tarafımızdan hem sana hem de beraberindeki ümmetlere bir selâmet ve nice bereketlerle (gemiden) in...”(Hûd, 11/44, 48)
30. “Şüphesiz bunda” yani bu kıssada Allah’ın yegane ma’bud olduğuna, rasûlü Nûh’un doğru sözlü olduğuna, kavminin ise yalancı olduğuna ve Allah’ın kullarına ne kadar merhametli olduğuna dair pek çok “ibretler vardır.” Merhametlidir, çünkü O, kullarını, yeryüzü halkı suda boğulurken ataları Nûh’un sulbünde gemide taşımıştı. Gemi de aynı şekilde Yüce Allah’ın ibret ve delillerinden biridir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki biz onu (o gemiyi) bir ibret/delil olarak bıraktık. O halde var mı ibret alıp düşünen?”(el-Kamer, 54/15) Bundan dolayı Yüce Allah burada “ibretler” diyerek çoğul bir kelime zikretmiştir. Zira bu, pek çok ibret ve delil içermektedir. “Gerçek şu ki Biz, (insanları) imtihan etmekteyiz.”