Bakara Suresi 143. Ayet
Sığır · Medine · Sure 2 · Ayet 143/286
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَـٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَـٰنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Ve kezalike cealnakum ummeten vasatan li tekunu şuhedae alen nasi ve yekuner resulu aleykum şehida, ve ma cealnal kıbletelleti kunte aleyha illa li na'leme men yettebiur resule mimmen yenkalibu ala akibeyh, ve in kanet le kebireten illa alellezine hedallah ve ma kanallahu li yudia imanekum innallahe bin nasi le raufun rahim.
Ayetin Mealleri 13 meal
Diyanet İşleri
Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
ve işte böyle sizi doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki siz bütün insanlar üzerine adalet nümunesi, hak şahidleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Kıbleyi mukaddema durduğun Ka'be yapışımız da sırf şunun içindir: Peygamberin izince gidecekleri; iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım, o elbette Allahın hidayet eylediği kimselerden maadasına mutlak ağır gelecekdi, Allah imanınızı zayi edecek değil, Her halde Allah insanlara re'fetli çok re'fetlidir, rahimdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte böyle sizi, bütün insanlar üzerine adalet örneği, hak şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun diye, doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir toplum yaptık. Sana önceden durduğun Ka'be'yi kıble yapmamız da yalnız peygamberlerin izinde gidecekleri iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırt etmemiz içindir. Elbette o, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
Hasan Basri Çantay
Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Böylece sizi (Ey Muhammed ümmeti) vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakıykatın) şahidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahidi olsun diye. (Habibim) senin haala üstünde durageldiğin (Ka'beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (irtidad edeceklerden ve münafıklardan) ayırd etmemiz içindir. Gerçi (Kıblenin bu suretle çevrilmesi) elbette büyük bir (mesele) dir. Ancak bu, Allanın, doğru yola iletdiği kimseler hakkında (asla varid) değil. Allah imanınızı zaayi edecek değildir. Çünkü Allah insanları çok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini rayigan edendir.
Süleyman Ateş
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Elçi de size şahid olsun. Biz, Elçi'ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka'be'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.
Suat Yıldırım
Kuran-ı Kerim ve Meali
Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki insanlar nezdinde Hakk'ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kabeyi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu oldukça ağır bir iştir. Ancak Allah'ın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir.
Ali Bulaç
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
Muhammed Esed
Kur'an Mesajı
Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olmanız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, (ey Peygamber) daha önce yöneldiğin hedefi (bu topluluk için) kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir; zira, unutmayın ki, Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.
Şaban Piriş
Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber'in de size şahit olması için sizi vasat /adil bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah'ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.
Erhan Aktaş tefsirli
Kerim Kur'an
Ve böylece, sizi vasat[1] bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin[2] Kıble'yi,[3] Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği[4] kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.
Tefsir / dipnot (4)
Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" kelimesi, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
Henüz kıble olmadığı için.
Kabe'yi.
Doğru yola ilettiği.
Ali Rıza Safa
Kur'an-ı Kerim Gerçek
Ve işte böylece, sizi, orta bir topluluk yaptık; elçi de size tanık olsun. Elçiyi izleyenleri, topuklarının üzerinde geriye dönenlerden ayırmak için, senin yöneldiğini kıble yaptık. Bu durum, Allah'ın doğru yola eriştirdiklerinden başkasına kesinlikle zor gelir. Oysa Allah, inancınızı boşa çıkarmayacaktır. Kuşkusuz, Allah, insanlara karşı, doğal olarak, Sevecendir; Merhametlidir.
İbni Kesir
Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şahidler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Ve senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, peygambere uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmek için kıble yaptık. Gerçi bu, büyük bir şeydir. Ama Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler için değil. Allah, elbette imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara Rauf ve Rahim'dir.
Gültekin Onan
Böylece biz sizi, insanlara şahid olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinize şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun yönü [Kabe'yi] kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden (yenkalibu) ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu) Tanrı'nın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Tanrı inancınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Tanrı insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
Ayetin Tefsiri 3 tefsir
Tefsir Merkezi'nin kısa ve anlaşılır çağdaş tefsiri
Sizin için razı olduğumuz bir yeri size kıble yaptığımız gibi, Allah'ın elçilerinin, Allah'ın onlara emrettiklerini ümmetlerine tebliğ ettiklerine dair kıyamet günü şahitleri olmanız için de sizi, bütün ümmetler arasında inanç, ibadet ve muamelatlarda orta yollu, hayırlı ve adaletli bir ümmet kıldık. Aynı şekilde Peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i de kendisiyle size gönderileni bildirdiğine dair sizin üzerinize şahit kıldık. Senin önceden yöneldiğin -Beytu'l-Makdis- bu kıbleyi sadece, Allah'ın koyduğu kanunlardan kimin razı olduğu, kimin O'na boyun eğdiği ve Peygamber'e uyduğunu, kimin de dininden döndüğü, arzularına uyduğu ve Allah'ın koyduğu kanunlara boyun eğmediğini bilmek için -bu bilgi karşılık vermek ile sonuçlanacak olan ortaya çıkarma bilgisidir- değiştirdik. İlk kıblenin değiştirilmesi, Allah'ın kendisine iman etmekle muvaffak kıldıklarının dışındakilerine çok ağır geldi. Allah, muhakkak kulları için koyduğu kanunları çok önemli hikmetlerden dolayı koymuştur. Allah, kıblenin değiştirilmesinden önce kıldığınız namazların da bir parçası olduğu imanlarınızı boşa çıkaracak değildir. Muhakkak ki Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir. Onlara meşakkat vermez ve amellerinin sevaplarını zayi etmez.
Klasik rivayet tefsirinin Türkçe çevirisi
Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şahidler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Ve senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, peygambere uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmek için kıble yaptık. Gerçi bu, büyük bir şeydir. Ama Allah´ın doğru yola ilettiği kimseler için değil. Allah, elbette imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara Rauf ve Rahim´dir.
Abdurrahman es-Sa'dî'nin muhtasar tefsiri
143- Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki siz bütün insanlar üzerine şahitler olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Senin (daha önce) yönelmekte olduğun yeri ise Peygambere uyanlarla iki ökçesi üzerinde geri dönenleri bilelim (ortaya koyalım) diye kıble yaptık. O, elbette Allah’ın hidâyet eylediği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Gerçekten Allah insanlara karşı raûftur, çok merhametlidir.
143. “Böylece sizi vasat” adaletli ve hayırlı “bir ümmet kıldık.” Vasatın dışında kalan şeyler ise uç noktalardır ki, bunlar da tehlike sınırları içerisinde demektir. Allah bu ümmeti bütün dini hususlarda vasat kılmıştır: Peygamberler hususunda bu ümmetin tutumu vasattır. Hıristiyanlar gibi Peygamberler hususunda aşırı gidenler ile yahudiler gibi Peygamberler hakkında olmadık iddialarda bulunanlar arasında vasattır. Çünkü bu ümmet kendilerine yakışan şekilde hepsine iman etmiştir. Şeriati itibari ile de bu ümmet vasattır. Ne yahudilerin aşırılıkları ne de hıristiyanların gevşeklikleri söz konusudur. Temizlik ve yiyecekler konusunda da vasattır. İbadet ve dualarının ancak havra ve mabetlerinde geçerli olan yahudilere benzemezler. Yahudiler necis şeylerden su ile temizlenemezler. Onlara ceza olmak üzere bazı temiz şeyler de kendilerine haram kılınmıştır. Bu ümmet hiçbir şeyi necis kabul etmeyen, hiçbir şeyi haram kabul etmeyen aksine önlerine gelen her şeyi mubah karşılayan hıristiyanlara da benzemezler. Aksine bu ümmetin temizliği en mükemmel ve en eksiksiz şekildedir. Allah onlara hoş ve temiz olan yiyecek, içecek, giyecekleri ve evlilik yolu ile karşı cinsi mubah kılmıştır. Bunlardan pis ve murdar olanları da bu ümmete haram kılmıştır. Öyleyse bu ümmet dini itibari ile en kâmil, ahlâkı itibari ile en üstün, amelleri itibari ile en faziletli ümmettir. Bu ümmete Yüce Allah kendileri dışında kalan hiçbir ümmete vermediği ilmi, güzel ahlâkı, adalet ve ihsanı bahşetmiştir. Bundan dolayı bu ümmetin mensupları “vasat bir ümmet” olmuşlardır. Olgundurlar, mutedildirler. Bunun sebebi ise:“bütün insanlar üzerine şahitler” olmalarıdır. Bu ise onların adaletli olmaları ve adaletle hükmetmeleri dolayısıyladır. Başka dinlere mensup insanlar hakkında hüküm verirler; başkaları ise onlar hakkında hüküm veremez. Bu ümmetin kabul görerek lehine tanıklık ettiği her bir şey makbuldür. Bu ümmetin reddedip aleyhine tanıklık ettiği her şey de merduttur, geçersizdir. Şâyet; hasım tarafların birbirleri aleyhindeki sözleri makbul olmamakla birlikte bu ümmetin başkaları hakkındaki hükmü nasıl kabul edilir? diye sorulacak olursa, şöyle cevap verilir: Hasımların sözlerinin karşılıklı kabul edilmeyiş sebebi, tarafların doğru olmayan iddiada bulunmak gibi bir zan altında bulunmalarından dolayıdır. Böyle bir zan söz konusu olmayıp -bu ümmette olduğu gibi- tam bir adalet söz konusu ise işte esas maksat da adalet ve hak ile hüküm vermektir. Bunun şartı ise ilim ve adalettir. Bu iki özellik de bu ümmette vardır. Bu yüzden bu ümmetin şahitliği makbuldür. Herhangi bir kimse bu ümmetin fazileti hususunda şüpheye düşecek ve bu ümmeti tezkiye edecek birisini isteyecek olursa, işte bu şahitliği bu ümmet hakkında yapacak kişi insanların en mükemmeli olan Peygamberleri sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Bundan dolayı da Yüce Allah:“Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.” buyurmaktadır. Bu ümmetin başkalarına karşı şahitliği arasında şu da vardır: Kıyamet gününde Yüce Allah rasûllere ve nebilere ümmetlerine tebliğ edip etmediklerini, bu peygamberleri yalanlayan ümmetlere de peygamberlerinin kendilerine tebliğ edip etmediğini soracak, ümmetler bu tebliği inkâr ettiklerinde de peygamberler bu ümmetin (Muhammed Ümmetinin) şahitlik etmesini isteyeceklerdir. Bu ümmetin Peygamberi de bu ümmeti tezkiye edecek (şahitlik etme ehliyetine sahip olduklarını bildirecek)tir. Bu âyet-i kerimede bu ümmetin icmaının kat’i bir delil olduğu ve ümmet olarak -“vasat” ifadesinin mutlak olması dolayısı ile- hatadan korunmuş olduklarını gösteren bir delil de vardır. Şayet onların hata üzere ittifak etmeleri farz edilecek olsaydı, bu durumda onlar tam manasıyla değil sadece bazı hususlarda vasat olabilirlerdi. Yine “Siz bütün insanlar üzerine şahitler olasınız” ifadesi de onların, bir konuda Allah'ın onu helal, haram veya farz kıldığına şahitlik ettikleri vakit bu konuda hata etmekten masum olduklarını ifade eder. Çünkü vasat olmak için verilen hükümde, şahitlikte, fetvada ve benzeri hususlarda adalet şarttır.
“Senin (daha önce) yönelmekte olduğun yeri” yani Beytu’l-Makdis’e yönelmeni “Peygambere uyanlarla iki ökçesi üzerinde geri dönenleri bilelim (ortaya koyalım) diye kıble yaptık.” Yani mükâfaat ve cezanın kendisine bağlı olduğu manada bilelim (ortaya çıkartalım) diye böyle yaptık. Yoksa Yüce Allah bütün işleri daha onlar var olmadan önce bilir. Ancak O’nun bu bilmesi herhangi bir mükâfat ve bir cezayı gerektirmez. Çünkü Yüce Allah’ın adaleti tamdır, (mükâfaat ve ceza konusuda) kullarına karşı delili ortaya koyması eksiksizdir. Bu yüzden amelleri ortaya döküldüğü zaman bu amellerine karşılık mükâfat ve ceza söz konusu olur. O halde biz o kıbleye yönelmeyi sadece “Peygambere uyanlarla” ona iman ederek her konuda ona tâbî olanlarla “iki ökçesi üzerinde geri dönenleri” bilelim ve imtihan edelim diye meşru kıldık. Peygambere her durumda uymanın gereği, O’nun emir kulu olması ve işleri Rabb’i tarafından yönlendirilen bir kimse olmasından dolayıdır. Diğer taraftan, önceki kitaplar O’nun Kabe’ye yönelerek namaz kılacağını da haber vermiştir. Maksadı hakkı bulmak olan insaflı kimsenin ise bu durum imanını artırır, Peygambere olan itaatini daha bir pekiştirir. Ökçeleri üzerinde gerisin geri dönüp haktan yüz çeviren, hevâsına tâbî olana gelince, böylesinin ise küfrüne küfür, şaşkınlığına şaşkınlık katar. Hiçbir aslı olmayan şüphe üzerine kurulu bâtıl deliller öne sürer. “O elbette Allah’ın hidâyet eylediği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti.” Yani senin bu kıblenden diğerine döndürülmen ağır gelmiştir. Allah’ın hidâyete erdirdiği kimseler ise Allah’ın üzerlerindeki nimetini itiraf ve takdir ettiler, O’na şükrettiler, O’nun kendilerine ihsanda bulunduğunu ikrar ettiler. Çünkü Yüce Allah kendilerini yeryüzünün diğer bölgelerinden daha üstün ve faziletli kıldığı bu Beyt-i Azim’e yöneltmiş bulunuyor. Bu Beyt’i ziyareti İslâm’ın rükünlerinden bir rükün, büyük ve küçük günahları ortadan kaldıran bir esas kılmıştır. Bundan dolayı Allah’ın hidâyet ettiği kimselere bu Beyt’e yönelmek kolay bir iş gelmiştir. Bunların dışındakilere ise ağır gelmiştir. “Allah imanınızı zayi edecek değildir.” Yani böyle bir şey Allah’a yakışmaz, hatta böylesi Allah için imkânsız şeylerdendir. Yüce Allah imanınızı boşa çıkarmasının kendisi için imkânsız bir şey olduğunu haber vermiştir. Bu buyrukta Yüce Allah’ın mü’minlere, iman ve İslâm’ı lütfettiği kimselere Allah’ın onların imanlarını koruyacağı ve boşa çıkarmayacağına dair büyük bir müjde vardır. İmanlarının korunması ise iki türlüdür: İmanın zâyi olmaya ve boşa çıkmaya karşı korunması ki bu, Allah’ın imanı bozan, ortadan kaldıran ve onu eksilten her türlü endişe veren imtihanlardan ve haktan alıkoyan hevâların peşine düşmekten koruması ile olur. İkincisi de imanı, artırması şeklindeki korumasıdır. Bu da imanlarını artıran ve yakînlerini tamamlayan şeylere onları muvaffak kılması ile olur. O tâ baştan beri sizi imana ilettiği gibi, imanınızı da koruyacak, üzerinizdeki nimetini imanınızı artırmak, ona vereceği mükâfaatı ve sevabı çoğaltmak, onu bulandıracak her bir şeyden de onu korumak suretiyle sizin için muhafaza edecektir. Hatta samimi mü’minin yalancıdan ayırt edilmesi maksadı ile birtakım imtihanlar ortaya çıkacak olursa, bunlar mü’minleri olumsuzluklardan arındırır ve onların sadakatlerini açıkça ortaya koyar. Bu son cümle, sanki Yüce Allah’ın:“Senin (daha önce) yönelmekte olduğun yeri Peygambere uyanlarla iki ökçesi üzerinde geri dönenleri bilelim (ortaya koyalım) diye kıble yaptık.” buyruğunun içerdiği “Böyle bir durum, birtakım mü’minlerin imanlarını terk etmesine sebep teşkil edebilir” şeklindeki bir itirazı bertaraf etmek için zikredilmiş gibidir. Yüce Allah böyle bir vehmi, bu tür bir imtihanı veya başkasını takdir etmek sureti ile “imanınızı zayi edecek değildir” buyurarak bertaraf etmektedir. Bunun kapsamına kıblenin değiştirilmesinden önce vefat eden mü’minler de girmektedir. Allah onların da imanlarını boşa çıkarmaz. Çünkü onlar zamanında Allah’ın emrini uygulamış ve Rasûlüne itaat etmiş kimselerdir. Allah’a itaat etmek ise Allah’ın vermiş olduğu emirlere her zamanın şartları içerisinde uymak demektir. Bu âyet-i kerimede Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin benimsediği “beden âzâlarının işlediği ameller de imanın kapsamına dahildir” şeklindeki görüşünün lehine bir delil vardır. Yüce Allah’ın:“Gerçekten Allah insanlara karşı raûftur, çok merhametlidir” buyruğu da şu demektir: Allah onlara karşı oldukça merhametlidir ve onlara olan şefkati pek büyüktür. Onlara olan şefkat ve rahmetinin bir tecellisi de baştan beri kendilerine ihsan etmiş olduğu nimeti tamamlaması, dili ile imana girmekle birlikte, kalbinden iman etmemiş olan kimseleri ayırt etmesidir. Yine onları iman edenlerin imanının artmasına sebep teşkil eden ve bu yolla da derecelerinin yükselmesini sağlayan imtihanla sınaması ve onları en şerefli ve en kıymetli eve (Kabe’ye) yöneltmesi de bunun bir sonucudur.